Sorumluluk günlük yaşantımızda sürekli kullandığımız ama anlamını açıklamak gerektiğinde güçlük çektiğimiz bir kavram olarak karşımıza çıkar.

Özellikle erdemler üzerine çalışmaya başladığımızda, kavramların öz anlamlarından oldukça uzaklaşmış, değerlerini yitirmiş, gözden düşmüş olduklarını görüyoruz. Bu nedenle herhangi bir kavram üzerine konsantre olmak, onun hakkında biraz düşünmek istersek, önce onun temellerine inmek zorundayız. Böylece kavrama kendi gerçek değerini iade edebiliriz.

Sorumluluk nedir?

TDK Sözlüğü “Kişinin kendi davranışlarını veya kendi yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesi” olarak açıklanıyor.

Felsefi açıdan bakarsak eğer, kişinin yüksek bir bilinçle davranması, sorumluluklarını tanıması, tinsel veya maddesel bir işi gerçekleştirme sevinci ile bunları ortaya çıkarma kapasitesinden bahsedebiliriz.

Hepimizi etkileyen ve maalesef bazen farkında olmadan kabul ettiğimiz bir “tüketim toplumunda” yaşıyoruz. Ve çocuklarımız, kendi değerlerini, ne oldukları ile değil, aileleri ya da kendilerinin neye sahip oldukları ile ölçmeyi öğrenerek büyüyorlar. Ahlaki değerler ise, bu tüketicinin bir parçası değil.

Etrafınıza bir bakın: günümüz ailesi, genel olarak, çocuklarına en fazla konforu sunmak için, her şeyi feda etmeye eğilimlidir. Bunun var olan sebepleri arasında, çocukların büyüme sürecinde, hayatı öğrenmeleri için gerekli denemelerle karşılaşmalarını, çekecekleri az acıyı bahane ederek engelleme ya da içinde yaşadığımız sert ve maddeci zamanın bize dayattığı yaşam tarzı nedeniyle, çocuklarına yeterince zaman ayıramamanın yarattığı suçluluk duygusu, vaktiyle kendi yaşadığı olumsuz koşulları, çocuklarının yaşamamasını isteme sayılabilir. Böylece, her şeyin tepside sunulduğu, zorluklarla karşılaşmamış ve zorlukların değerini, onlardaki gelişme, büyüme fırsatını öğrenmemiş bir gençlik bekleyebiliriz.

Bir insanın doğasına uygun olmadığı için bunu kabul etmek mümkün değildir.

Peki, insanın doğasına uygun olan nedir?

Küçüklükten itibaren, çocuklarımıza, onlardan büyük işler bekleyen bir dünya olduğunu, bunun için de küçük işlerden başlamaları gerektiğini onlara öğretmek. Onların yerine bu küçük işleri yapmamak. Onlardan bu öğrenme hakkını almamak. Böylece insan olarak olgunlaşabiliriz.

Roma imparatoru ve stoacı bir filozof olan Marcus Aurelius güne başlamak için şöyle bir tavsiye veriyor “Kendime Düşünceler” adlı aslında kişisel bir günlük olan kitabında.

“Gün ağarırken, yataktan çıkmak zor geliyorsa, kendinize şunu söyleyin: ‘İşe gitmeliyim, bir insan olarak. Zaten yapmak için dünyaya geldiğim şeyleri yapıyorsam, o hâlde ne diye şikâyet ediyorum? Peki, bunun için mi dünyaya geldim ben? Yorganların altına gömülüp ısınmak için mi?

Bitkilerin, kuşların, karıncaların, örümceklerin, arıların kendi işlerine koyulup dünyayı düzene soktuklarının, ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarının farkında değil misin? Sen de bir insan olarak kendi işini yapmak konusunda gönülsüzsün demek? Kendi doğanın gerektirdiği şeyin peşinden neden gitmiyorsun?

Kendini yeterince sevmiyorsun. Sevseydin, kendi doğanı da doğanın gerektirdiklerini de severdin.”

Hepimiz, bir karar alma anında, bize birbirine zıt şeyler söyleyen iç seslerle karşılaşırız. Biri erdemli olanı, doğruyu önerirken, diğeri kaçamak olanı, kaytarmayı, yalanı, dolanı önerir. Bu iç sesleri yetiştirmek, bir çocuk yetiştirmekle eş değerdedir. İçimizdeki miskin, durağan varlığı harekete geçirmek, doğru olana yönlendirmek için, gün be gün onunla çalışmalıyız. Bunun bir çocuk yetiştirmekten farkı yoktur. Tüm antik geleneklerin kadim hikâyelerinde, mitolojilerinde karanlık ve aydınlığın mücadelesinden bahsedilir. Karanlık ve aydınlık güçlerin anlatılan mücadelesi insanın kendi derinliklerinde yaşanır aslında. Bu iç mücadeleye katılmak belki bizi muzaffer yapmaz. Ama katılmazsak zafer kazanma imkân ve ihtimalinden de oluruz. Halil Cibran’ın “yolcu” şiirinde dediği gibi “yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir”. Her zaman kendimizden daha iyiyi ortaya çıkarmak ve böylece daha iyi bir dünyanın temellerini atmak mümkündür.

Sorumlu insan, eylemlerinin tümünü ve her birini özümser, çünkü bu eylemler kendi fikirleri ve projelerinin sonuçları olduğunu bilir. Yanılabileceğini bilir, çünkü kendisini hata yapmaz olarak görmez ve aynı sebeple kendi yanlışlarını da özümser. Başarıları, onu sebep ve sonuç bilgisi üzerine her seferinde daha büyük bir güvenle hareket etmeyi sürdürebilmesi için, deneyimlere dönüştürerek sabırla kıymetlendirir ve zenginleştirir.

Sorumlu insan, asla kendisine ait işlerden kaçınmaz ne de zor ve söz verilmiş işlerle olan bağını kopartmaya çalışmaz.

Sorumlu insan prensiplerine bağlıdır. Evrensel ilkeler ile kendisine sürekli bir ilham kaynağı oluşturur, tüm karar ve seçimlerinde bu erdemlere bakar.

Sorumlu insan özgürdür ve asla kendi hatalarının suçunu başkalarının veya çevre şartlarının üzerine atmaz. Her durumda, kendi başarılarını ve nezaketini diğerleriyle cömertçe paylaşır. Eylemlerine hâkim olduğu için, şeyler kötü gitse de kaytarmaz aksine en kötü anlar cesaretini ve bütünlüğünü daha çok gösterdiği anlardır.

Neden sorumlu insanlar olmak istemeliyiz?

Kendimiz ve gelecek nesiller için daha iyi ve daha güzel bir dünya istiyorsak, daha iyi ve daha güzel bir gelecek istiyorsak, sorumluluklarımızdan kaçamayız. Çünkü istediğimiz dünyayı ancak daha iyi ve daha erdemli insanlar inşa edeceklerdir.

Eğer çevremizde bir değişim istiyorsak, buna kendimizden başlama ahlaki sorumluluğuna sahip olmalıyız. Kendini dönüştüremeyen etrafındaki dünyayı da dönüştüremez. Bu yüzden ilk alacağımız sorumluluk bu olacaktır. Tıpkı adım adım bir heykeli şekillendiren bir usta gibi, kendimizden ve kendi hayatımızdan bir eser yaratmak da insanın doğasına özgüdür.

İnsanın içindeki günü kurtarmaya çalışan, miskinliği ve savsaklamayı öneren seslerin kölesi olmaktan kurtuluruz ve gerçek özgürlüğe ulaşırız. Özgürlük, her istediğini yapabilmek anlamına gelmez. Özgürlük yapılması gerekeni, doğru olanı seçebilmek ve bu kararını uygulayabilecek iç gücü harekete geçirebilmek ve bunun sonuçları ile yüzleşebilmek demektir.

İnsan için her an bir karar anıdır. Ne yapmak, ne olmak istiyorum? Her zaman iki seçenek vardır. Her şeyi dışarıdan başkalarından bekleyen, güvenlik alanından, konfor alanından çıkmak istemeyen, başkalarının hayatını yaşayan, daima kolaya kaçan bir kişi mi olacağım ya da kendine güvenen, davranışlarının ve seçimlerinin sonuçlarını göğüsleyebilen, evrensel ilkelere göre hareket edebilen, erdemlere göre yaşamaya çalışan, sorumluluğunun bilincinde, sorumluluğunu üstlenen hareket hâlindeki bir güç mü olacağım?

Seçim insanın ellerindedir. Yarın, bugünkü eylemlerimizle inşa edilir. Hepimiz kendi gücümüz ve kapasitemiz oranında, yapabileceğimizin en iyisini, en güzelini, erdemli olanı yapmaya başladığımız oranda daha iyi ve daha güzel bir dünya için temeller atmış olacağız.

Sağlıcakla kalın.

FAHRİ KELEŞ

Yaşamın Renkleri Videosunu İzlemek İçin:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir