/AFRODISIAS ANTİK KENTİ

AFRODISIAS ANTİK KENTİ

LOKASYON VE KENTİN İSMİ

Afrodisias Antik Kenti; Aydın’ın Geyre mahallesinde, Karacasu’nun 13 km güneyinde, Aydın merkezinin 92 km güneydoğusunda ve İzmir’e 230 km uzaklıkta bulunur. Kent adını, Güzellik Tanrıçası Afrodit’ten MÖ 2. yüzyılda almıştır. Kentin tarih içerisindeki isimleri, sırasıyla şu şekildedir; Lelegonpolis, Megapolis, Ninoi, Aphrodisias, Kayra ve Geyre.
Bizans döneminde yaşayan tarihçi Stephans’a göre Afrodisyas’ın ilk adı, Lelegianlar tarafından bulunduğu için Lelegonpolis olarak bilinir. Daha sonra kentin adı büyük şehir anlamına gelen Megapolis olarak değişmiştir. Kentin Medler ve Babilliler tarafından yıkılışından sonra, Mezopotamya’daki ismini, Asur-Babil İmparatorluğunun kurucusu ve Semiramis’in kocası olan Asria kralı Ninos’dan esinlenilerek konulan Ninova şehrinden almıştır. Ninova’dan gelen Asurlular, Asur’un aşk ve güzellik tanrıçası İştar kültünü de beraberlerinde getirmişlerdir. Bu tezi, kazılarda ortaya çıkan kabartmadaki Asur kralı Ninos ve Semiramis’in betimlemeleri doğrulamaktadır. MÖ 3000’den sonra Afrodisias ismini almış, Bizans döneminde anlamı “Tanrı’nın dünya işlerinde kendini gösteren iyilik ve bilgeliği” anlamına gelen Karya bölgesinde olmasından dolayı, kente Kayra adı verilmiştir. Günümüzde hâlâ bölge için Geyre adı kullanılmaktadır. Geyre adının da Kayra’dan geldiğini düşünülmektedir.

KENTİN TARİHÇESİ

Kentin tarihinin 7000 yıl öncesine dayandığı düşünülmektedir. Neolitik Çağ’dan (MÖ 8000-5000), MÖ 3000 yılına kadar devam etmiş olan kentin kuruluşu, Kalkolitik Çağ’da (MÖ 5000- 3000) gerçekleşmiştir.
Afrodisias ismi, MÖ 2000 yılından sonra Helenistik Çağ’da kullanılmaya başlanmıştır. İlk Roma İmparatorları, kendilerinin Kral Ankhises ile Afrodit’in oğlu olarak bilinen Aeneas soyundan geldiklerine inanırlardı. Afrodit ile akraba olduklarına inandıklarından, bu kente Roma döneminde birçok imtiyaz tanınmış ve kent bu dönemde en parlak yıllarını yaşamıştır. Ancak, Bizanslıların ve Hıristiyanlığın yayılması ile Afrodit kültünün önemi azalmış, Tanrıça ve kentin ismi tüm yazıtlardan silinmiş ve halk Kayra/Caria ismini kullanmayı tercih etmiştir. Fakat kent her türlü besini yetiştiren verimli toprakları, yün ve pamuk endüstrisi, ileri seviyede ticari, dini, politik ve kültürel konumu, sanat geleneği, aynı zamanda dünyaca ün salmış felsefe ve heykel okuluyla değerini korumuştur. Kentin ismi zaman içinde, muhtemelen söylene söylene Geyre’ye dönüşmüştür.
7. yüzyıldan sonra, politik ve ekonomik baskılar, Doğu’dan gelen Arap akını ve istilaları nedeniyle kent, düşüş dönemine geçmiştir. Tüm bunlara salgın hastalıklar da eklenince düşüş kaçınılmaz olmuştur. 1080-1256 yılları arasında kent, Anadolu Selçuklu Devleti’nin egemenliğine girmiştir. Daha sonraları birçok el değiştirmiş ve son olarak kentin egemenliği 18. yüzyılda göçebe Türk toplumuna geçmiştir. Ancak kentin en büyük darbesi, hâlâ hasarları görülebilen ve her yeri harap eden, yaşadığı depremler olmuştur. Şehir duvarlarının yıkılmasından sonra gözlem kulesi, şehrin ilk yerleşim yerlerinden biri olan en yüksek yerine inşa edilmiştir. Kalıntılar bu akropolün Tunç/Demir (MÖ 3000-1200) Çağı’na ait olduğunu göstermiştir. Aynı zamanda burada 7 farklı katman bulunmuştur. Diğer yerleşim yerininse Afrodit Tapınağı’nın olduğu yere kurulmuş olduğu bilinmektedir.

KENTİN BULUNMASI VE KAZI ÇALIŞMALARI

Ara Güler, bir baraj açılışı için bölgeye gittiğinde, köylülerin tarihin içinde yaşadığını görür. Kent kalıntılarının fotoğraflarını çeker, çeşitli kuruluşlara gönderir ancak pek bir ilgi görmeyince aynı fotoğrafları Times dergisine gönderir ve dünya basınında fotoğraflar büyük bir yankı uyandırır. Dünya basını kendisinden daha detaylı bilgiler isteyince Güler, Amerika’da üniversitede görevli arkeolog arkadaşı, Profesör Kenan Tevfik Erim’den yardım ister. Fotoğrafları gören Erim çok heyecanlanır, hemen Türkiye’ye gelerek, kazılara başlamak için gerekli izin başvurularında bulunur ve Afrodisias kazı çalışmaları Erim önderliğinde başlamış olur.
Erim, 1956’da yaşadığı son depremden sonra, Karacasu’dan, Geyre’ye giderken Afrodit Tapınağı’nın sütunlarını ilk kez görür. Harabeler Ara Güler’in fotoğraflarının ışığında, kentin birkaç kilometre ötesinde, arkeolog bir idealist olan Kenan T. Erim tarafından fark edilmiştir.
Erim, bundan sonra, ömrünün yarısını Afrodisias’ın ortaya çıkmasına harcar. Profesör Erim’in mezarı Afrodisias’ta Anıtsal Tören Kapısı’nın güney tarafındadır. Kendi sözleriyle;
“Sevgilisinin koynunda yatmaktadır.”

KENT PLANI

Afrodisias Antik Kenti, Efes’e 180 km, Pamukkale’ye[1] 100 km uzaklıkta, Geyre platosunda, 600 metre rakımda bulunur. İlk bulunduğunda harabeler köy evleri ile iç içedir. Afrodisias surlarla çevrilidir ve 6 adet sur kapısı vardır. Doğu, batı ve kuzeydeki kapılar büyük olanlardır. Bu kapılara bağlanan ana caddeler ne yazık ki bugüne kalmamıştır. Yapılar, bu caddeler üzerinde tarih içerisinde yapıldıkça şehir planı değişmiştir.
Amfi tiyatronun sırtını dayadığı tepe, Antik Çağ’dan kalan bir höyüktür. Doğu tarafındaki Pekmez Tepe, sonraki dönemde kurulan kentin içinde kalmış prehistorik yerleşkedir. Tiyatronun güneydoğuya konuşlanmış olması, güneşten daha fazla yararlanabilmek ve daha fazla etkinlik düzenlemek için olduğunu düşündürmektedir. Meclis Binası’nın güneye doğru yapılmış olması da yine güneşten maksimum yararlanmak içindir. Akropol tepesi ise konumundan dolayı tiyatrodan farklı olarak güneye doğru yönelmiştir.

Afrodit Tapınağı’nın, hamamların sırtında olduğunu görülür. Antik kentlerde tapınaklara girmeden önce kişi her bedende arınırdı. Ancak saf ve temiz olarak kutsal alana girilebilirdi. Hadrian Hamamları, Güney Agora’nın batısında, Bouleuterion (Meclis Binası) Güney Agora’nın güneyindedir. Stadyum ise yerleşkenin biraz uzağında, kuzeydedir. Güney Agora; Kuzey Agora ile Tiyatro’nun arasına 1. yüzyılın ortalarında yapılmıştır.
Halkın kullandığı alanlardan en önemli yapılar Güney Agora, Stadyum ve Tiyatro hâlâ kendine hayran bırakmaktadır. Bunun yanı sıra, Meclis Binası Bouleterion da dönemin önemli yapılarındandır. İmparatorluğun ve Tanrıların anlatıldığı Sebasteion’da ise dönemin yönetimsel ve Tanrılara adanmış üslubunun oldukça göksel olduğunu görülebilir. Filozof ve heykeltıraşlar yetiştiren Felsefe Okulu ve Heykeltıraşlık Okulu da tapınağın özelliklerinin ürünü olarak tarihte yerini almıştır. Hadrian Hamamları(2), tapınağa açılan Tetrapylon kapısı ve Afrodit Tapınağı, kentin varlığında merkezi bir rol oynar.

HALK ALANLARI, YÖNETİMSEL ALANLAR, EĞİTİM ALANLARI

Kuzey ve Güney Agora

Kuzey Agora, merkez eksenine Meclis Binası denk gelecek şekilde inşa edilmiş ilk yapıdır(MÖ 30-20). Mermer mimari kullanılmış ve geç Helenistik şehir planının ilk unsurlarından birini oluşturmuştur. Her yanı İon düzeninde portikolarla[3] çevrili kapalı bir alan olarak dizayn edilmiştir. Bu stoa, Güney Agora’nın kuzey sırtında bulunan İon tarzı stoa ile beraber tek bir yapı olarak inşa edilmiştir (MS 14-37).
4. yüzyıldaki büyük depremler ve oluşan seller, Kuzey Agora’yı tahrip edince kent, yeni bir Agora yapmaya karar verir ve Güney Agora yapılır. Güney Agora sırtını Kuzey Agora’ya yaslamış, uzun ve sütunlarla çevrili bir meydandır. Meydanın ortasında eşsiz bir anıtsal havuz bulunmaktadır. Havuzun duvarları içinde gelişmiş bir su dolaşım sistemi vardır. Havuz çevresinin palmiyelerle çevrili olduğu düşünülmektedir. Güney Agora’nın bir tür kent parkı olarak da kullanılmış olduğu düşünülmektedir.

Stadyum

Kentin en iyi korunmuş ve en görkemli yapılarındandır. Stadyum sadece Afrodisias halkını değil, çevredeki kentlerden gelen yarışmacıları da ağırlayan bir hipodromdur.
Stadyum; elips biçimdedir, uzunluğu 262 metre, genişliği 50 metre ve seyirci kapasitesi 30.000 kişiliktir. Stadyuma doğu ve batıda bulunan iki tonozlu galeriden girilir.
Genellikle atletizm, ağırlık sporları ve ihtiyaç hâlinde halk oylamaları ve diğer yarışmalar için de kullanılmıştır. Spor müsabakaları olimpik değil, Pythian Oyunları[4] olarak düzenlenirdi. Roma devrinde ise stadyum birçok atletizm müsabakalarına ve festivallere ev sahipliği yapmıştır.
MS 7. yüzyıldaki büyük depremden sonra stadyumun doğusundaki yarım yuvarlak kısım, tam yuvarlak hâline getirilmiş ve arena olarak kullanılmıştır. Stadyumun kuzeyinde bulunan yüksek duvarlar kentin sur duvarlarının parçasıdır.

Tiyatro

Tiyatro, MÖ 1. yüzyılda Akropolis tepesinin duvarlarından yararlanılarak inşa edilmiştir. Afrodit Tapınağı, Güney Agora ve Tiyatro’nun yapılmasından sonra kent yükselişe geçmiştir. Tipik bir Roma tiyatrosudur.

Tiyatronun Alanları

Tiyatro, sahne arkası (kulis), sahne ve seyircilerin oturduğu dört bölümden oluşur.
Kulis: Anadolu’nun en eski üç katlı Antik Kulisidir. Tüm katlar, Dorik, İyonik ve Korint tarzında yapılmıştır. İkinci ve üçüncü katlar, sahne dekorasyonu unsurları için kullanılmıştır. Birinci katta ise, aksesuarlar, malzemeler için depolar ve sanatçılar için odalar buluyordu. Sahnenin altında ise altı kostüm odası tünellerle dışarıdaki depoya açılıyordu.
Sahne Arkası: Apollo figürü, trajedi Muse’u olan Melpomene heykeli, Demos ve Nike’nin heykelleri, boksörler ve Afrodit büstü göze çarpmaktaydı.
Sahne: Sahne inşası yapılmadan, boş bir yarı daire sahne olarak bırakılıp, bu alan merkez kabul edilerek inşa edilirdi. Roma İmparatoru Marcus Aurelius döneminde, Gladyatör dövüşleri için, seyircilerin oturduğu ilk sıra sökülmüş, sahneyi birbirinden ayırarak sahne, aşağı indirmek için kazılıp Arena olarak kullanılmıştır. Roma imparatorluğundan sonra, bu sahnede sirk gösterileri de düzenlenmiştir.
Seyirci kısmı: İki oyuktan oluşur ve yaklaşık 7250 kişi kapasitelidir. En ön sıralarda protokol ve şehrin ileri gelenleri, ortalarda yöneticiler ve en arkada ise halk otururdu. Balık tasvirleriyle betimlenmiş koltuklarda ise onur konukları yer alırdı. Aşağıdaki ve yukarıdaki seyirci kısmının (diazoma) arasında yürüme yolu bulunurdu. Yukarıdaki seyirci kısmında, iki adet kemerli tünel vardı. Günümüze sadece aşağıya inşa edilmiş oyuk kalmıştır. 4. ve 7. yüzyıldaki büyük depremlerde tiyatronun büyük bir alanı ve yukarıdaki seyirci oyuğu harap olmuştur.

Tiyatro Alanındaki Diğer Önemli Yapılar

Afrodit Büstü: Tanrıça Afrodit, şehrin koruyucusudur. Bereketi, bolluğu, barışı ve güzellik ideasını sembolize eder. Bu büst insana sanatın yüceliğini ve amacını hatırlatır. Afrodit büstü, Afrodisias Müzesi’nde sergilenmektedir.
Tetrastoon ve Tiyatro Hamamları: Adı, dört yanı sütunlu galeriler ile çevrili anlamına gelen Tetrastoon, kare bir yapıdadır. Ortasında yuvarlak bir çeşme bulunur ve taş döşenmiş meydanda yuvarlak bir güneş saati yer alır.
Tiyatronun güneyinde Tiyatro Hamamları vardır. Yapı, halk hamamı olarak kullanılmıştır. Halkın bir araya geldiği kamusal bir alandır. Gösterilere katılan atletlerin ve sanatçıların da kullandığı ve Tiyatro’ya açılan bir hamam olarak düşünülmüştür. Hamamın soyunma odası, sıcak bölüm ve terleme odası gün yüzüne çıkmış, diğer bölümler hâlâ kazı aşamasındadır. Bu salonun en göze çarpan figürü; Akanthus sarmalı (bir tür motif) içinde avlanan puttoların[5] tasvir edildiği iki tane zengin kabartmalı payandadır.[6]

Meclis Binası/ Bouleuterion

2. yüzyılda mermer kaplamalı ve üstü kapalı olarak 1750 kişilik kapasitede inşa edilmiştir. Seyirci kısmı, dokuz sıradan ve beş yarıktan oluşmaktadır. Yapı, şehrin siyasi gücünün merkezidir. Kent meclisi burada bir araya geliyor ve demokratik yönetimin merkezini oluşturuyordu. Meclis Binası şehrin ileri gelen ailelerinin yönetimindeydi. Yapı, meclis toplantılarının yanı sıra, konserler, dans gösterileri ve konferanslar için de kullanılıyordu. Sahnenin arkasında merdivenlerle çıkılan iki sıralı bir kulis ve heykellerin bulunduğu sahneye bir fon oluşturan görkemli yapı bulunuyordu. Bulunan heykeller, şairlere, filozoflara ve şehri sembolize eden şehrin ileri gelen isimlerine aittir.

İmparatorluğa ve Tanrılara Adanmış Sebastion Anıtı

Yapı, kuzey kapısı ile tiyatroyu bağlayan cadde üzerinde bulunur. İlginç yanı bu yapı, ızgara biçiminde olan kentteki hiçbir yapı ile aynı hizada değildir. Roma İmparatorluğu’nun ilk imparatoruna adanmış bir anıttır. “Sebastion”, Latince Augustus “ulu” anlamına gelen kelimenin Yunanca karşılığıdır. Anıt üç ana yapıdan oluşmaktadır. İki katlı olan giriş binası (propylon) caddeye açılmaktadır. Mermer döşeli yol, Zafer Anıtı ile biter. Bu yolun her iki yanında üç katlı portikolar yer alır ve bu yapıların ikinci ve üçüncü katlarda bulunan sütunlarının arasında özgün kabartmalar yer alır. İkinci kat mitolojik kabartmalar, üçüncü katsa imparatorlukla ilgili kabartmalarla bezenmiştir. Üstteki ve dıştaki sütun başlıkları çok sayıda kabartma ve dekoratif motifler içermektedir. En önemlileri Eros’un doğumu, Delphi’deki Apollo, Meleager, Archiles, Penhesilea, Nyssa ve çocuk Dionysos’tur. Ayrıca imparatorluk ile ilgili birçok kabartma bulunur. Mitolojik olarak Üç güzeller, Apollon, Akhilleus ve Penstasilia, Troya’dan kaçan Aeneas, Dionisos ve Herakles kabartmaları, imparatorluğa ait, Avgustos, Lucius ve Gaius Sezar, Cladius ve Nero gibi imparator ve akrabalarına ait kabartmalar da burada yer almaktadır.

Felsefe Okulu

Kent, Neo Platonik felsefi okulunun filizlendiği yerdir. Neo Platonizm, Plotinus’un çalışmalarıyla başlamıştır. Platon ve Aristoteles’in düşünceleri uyumlaştırılmış mistisizm ve kutsal ile birleşmiştir. Kuzey Temenos Evi, Afrodit Tapınağı’nın en ileri gelen rahibinin evidir, aynı zamanda da felsefe okulu olarak kullanılmıştır. Yemek odaları, misafirler için oturma yerleri oldukça gösterişlidir. Mermer levhalar duvarları süsler. Müzede görülebilen, Afrodit ve Tykhe motifleri Akantus süslemelerinin arasında, sütun başlıklarda bulunur.
Afrodisias, birçok filozof, yazar ve fizikçi yetiştirmiştir. Bu filozoflar, Roma İmparatorluğu’nda oldukça saygın yerlere gelmiş ve aynı zamanda kentin entelektüel seviyesine de imza atmışlardır. Afrodit tapınağının kuzeyinde bulunan Kuzey Temenos Evi’nin, Felsefe Okulu olarak kullanıldığı anlaşılmıştır.

Heykeltıraşlık Okulu

Meclis Binası’nın kuzeyindeki stoanın iki odasını ve odaların güneyindeki açık alanı kapsamaktadır. Agora’nın kuzeyinde ve Afrodit Tapınağı’nın güneyinde bulunması, okulun merkezi bir konumda bulunmasını sağlar.
Kent’in yakınında bugün hâlâ kullanılmakta olan mermer ocakları bulunması kentin, Antik Çağ’da özellikle heykeltıraşlık okulu ile tanınmasına yol açmıştır. Bergama’da bulunan heykel okulunun kapatılması ile Afrodisias heykel okulunun temellerinin atıldığı düşünülmektedir. Değerli sanatçıları ve ustaları koruyup kollayan Bergama Krallığı’nın, miras olarak Roma’ya bırakılması akabinde Anadolu’ya dağılan heykel ustalarının bir kısmı Afrodisias’a yerleşmiştir. Muhtemelen heykel ustaları, Meclis binasının yapım ve bezeme işleri için bu noktaya gelmiş ve burada kalmışlardır. Söylemek gerekir ki Afrodisias Heykeltıraşlık Okulu, Roma kültürünün ürünü olmayıp, Anadolu kültürünün o dönemdeki sentezinin, Roma’ya kendini kabul ettirmiş bir şeklidir.
Orta Asya’dan gelen halk her zaman taş ve heykel ile iç içedir. Bu özelliklerinden dolayı dünyadan birçok öğrenci bu okulda eğitim almak için kente gelirdi. MÖ 1- MS 6. yüzyıllar arasında okul aktifti. Okul, özellikle lahit yapımı ve kabartmalarında usta sanatçılar yetiştirmiştir. Burada yapılmış birçok heykelin gözlerindeki canlılık ve ifade öncelikli olarak dikkat çekmektedir ve aynı zamanda heykelin vücudu sanki hareket edecekmiş gibi bir izlenim yaratır. Kentin kamusal alanları heykel okulundaki öğrenciler tarafından heykeller ve süslemelerle bezenmiştir. Okulda çalışılan heykellerin bazılarında oran orantı sorunları görülür ve yarım kalmış heykeller günümüze dek gelmiştir.
Eserlere bakıldığında, her birinde kendine özgü bir tarz ve üslup görülür. Heykellerin birçoğu düşünür ve filozoflardır ve sanat eserlerinde kente adını veren Afrodit’in özelliği olan Aşk ve Güzellik arketipleri ise net olarak görülebilmektedir.

DİPNOTLAR

1. Hierapolis Antik Kenti.

2. Hükümdara adanmış hamamlar.

3. Kolonad/Stoa: Önünde sütunların yer aldığı üstü örtülü salon.

4. Her 4 yılda bir Tanrı Apollo onuruna düzenlenen atletizm ve festival.

5. İtalyanca -küçük erkek çocuk- anlamına gelen sözcük.

6. Destek, yükü karışlamak üzere eklenmiş duvar parçası.

Devam edecek…

YONCA ALPAY