/ANADOLU’DA İLK PLANLI KENT MİLETOS

ANADOLU’DA İLK PLANLI KENT MİLETOS

İyonya, bugünkü Batı Anadolu’nun Ege Denizi kıyısında Hellenler tarafından kurulan, MÖ V. ve VI. yüzyılda en parlak devirlerini yaşamış bölgeye verilen addır. Miletos bu bölgenin en önemli kentleri arasında sayılabilir. Dört limana sahip çok eski bir kıyı kenti olan Miletos, Atinalı Kral Kodros’un oğlu Neleus yönetimindeki İyonyalılar tarafından kurulmuştur. Eski kaynaklarda Miletosluların doksan koloni kurdukları belirtilmektedir. Bunların en önemlileri Mısır’da Naukratis, Marmara Denizi kıyısında Kyzikos, Karadeniz Bölgesinde Sinope, Amisos ve Olbia’dır. Batı kültürünün, özellikle pozitif bilimin ilk adımları Miletos’da atılmıştır. Thales, Anaximandros, Anaximenes gibi doğa filozofları, tarihçi ve coğrafyacı olan Hekataios, kent plancısı Hippodamos İstanbul’daki Aya Sofya’nın mimarlarından İsidoros, Atina’da felsefi toplantılara katılan Perikles’in eşi Aspasia Miletos’ludur.

MÖ V. yüzyılın sonlarına doğru Miletos alfabesi Atinalılar tarafından resmi olarak benimsenerek Yunanlıların standart yazı sistemi oldu. MÖ 546’da Perslerin eline geçen kent yakılıp yıkıldı. MÖ 479’da baştan sona yeniden kuruldu.

FELSEFİ DÜŞÜNÜŞ

Felsefi düşünüş, ekonomik, toplumsal ve siyasal devrimlerini Yunan yarımadası toplumlarından önce başlatmış olan İyonya kent devletlerinde ortaya çıkmıştır. En eski felsefe okulu Miletos’un adını taşır. Deniz ticaretiyle ortaya çıkan güçlü orta sınıfın aristokratları yenerek yönetimi ele geçirmesi halk tarafından inanılması zor ve mitoslarla açıklanamayacak bir olay olarak görüldü. Bu olaylar karşısında mitolojik dünya görüşüne karşı bir kuşku doğdu. Filozoflar “Mademki evrendeki olaylar tanrıların istekleriyle ve iradeleriyle oluşmuyor, bu olayların temelindeki gerçek nedir? Kendi kendine oluşan evrenin aslı, ana maddesi nedir?” sorusuna yanıt aradılar. Thales evrenin ana maddesinin “su”, Anaximandros “sınırsız”, Anaksimenes “hava”, Herakleitos (Ephessos’lu) “ateş” olduğunu söyledi.

HİPPODAMOS ve PLANI

MÖ 479’da Perslerin yenilmesiyle yeniden kurulan kentin planlanması yine Miletos’lu olan ve kent plancılığı tarihinde önemli yeri olan Hippodamos tarafından yapılmıştır. Aristoteles onun plancılığı konusunda, kentleri bölme yöntemini bulduğunu ve Peiraeios kentini parçalara ayırdığını belirtir. Ayrıca eleştirel bir yaklaşımla: “Hippodamos ’un çağdaş yöntemi, düzenlilik üstünlüğüne sahiptir; aynı zamanda daha çekici bir görünüşü vardır ve bir tek sakıncasının dışında, her bakımdan daha yararlıdır. Savunma kolaylığı açısından, evlerin eski yöntemle düzensiz olarak kurulması daha iyiydi. ” demektedir.

Hippodamos hakkında fazla açıklayıcı bilgi olmamasına rağmen, V.yy. ortalarında Atinalılar için Peiraeious’u, Güney İtalya’daki Thurii kolonisini ve Rodos’u planladığı söylenir, ancak kesin değildir. Bunların yanında ideal anayasa hakkında bilimsel araştırması da vardır.

Bilimsel olarak ilk şehircilik onunla başlamıştır. Batı Anadolu’da ortaya çıkan düşünce evriminin, tarihin ve çevre koşullarının bilimsel incelenmesiyle elde ettiği tecrübelerle insanların daha rahat ve mutlu yaşamaları için planlı kentler düşünmüş ve planlamıştır. Bu tekniğe “yararcı (fonksiyonel) şehircilik” denir.

Uyguladığı plan “ızgara (kafes) plan” ya da “ortogonal (dikgen) plan” olarak tanımlandı. Bu formun uygulanması çok kolaydı. Planın mantığı, aynı ünitelerin tekrar edilmesi, inceliği ise araziye uygulanmasındaydı. Blokların şekil ve yönelmeleri topografyadan etkilenmiştir.

Hippodamos’a göre kentler, demokrasi ve eşitliğin kurulması için düzenli caddelerle planlanmalıdır. Diğer amacı, devletin özel mülkiyetteki toprak parçalarını daha iyi kontrol edebilmesini sağlamaktır. Bölümlere ayırdığı parçaları değişik amaçlar doğrultusunda kura ile paylaştırması yaratıcılığının en güzel örneklerindendir. Ona göre ideal kent nüfusu (optimum) 10000 kişi olmalıdır. Platon’a göre kent, komşularına yardım edebilecek ve kendini savunabilecek düzeyde büyük olmalı ancak vatandaşların birbirlerini tanıyarak yöneticilerini seçebilmeleri için fazla büyük olmamalıdır. Pythagoras’a göre yeterli nüfus Ix2x3x4x5x6x7 = 5040 olmalıdır. Miletos’un nüfusu da zaman içinde değişmesine karşılık yaklaşık 14400 kişi kadardı.

Aristoteles kentin Doğu’ya bakan ya da bu olanaksızsa Güney’e bakan bir yamaç üzerinde yer alması gerektiğini düşünür. Miletos kentinin bakacağı yön de özenle seçildi. Güvenlik nedeniyle içe kapanık form benimsendi. Kentin eski büyüklüğüne tekrar kavuşacağı düşünülerek planda ticari, sivil ve dini kuramların gelişmesi için ek alanlar ayrıldı. Plan fonksiyonel ve etkiliydi. Korumacı mimari gelenek içinde geleneksel materyaller birbirine uyumlu bir şekilde kullanılmıştır. Planın diğer Yunan planlarından farkı, geniş bulvarların çok sınırlı kullanılmış olmasıdır (biri Kuzey’de ikisi Güney’de) fakat konut alanlarında Yunan karakteristiği gözlemlenebilir.

ARAZİ KULLANIMI

Ana caddeler, daha çok pazar ve yönetim merkezinin çevresinde artan trafiğe yer açmak için doğal gereksinimlerden ortaya çıkmıştır.

Kenti saran savunma amaçlı surlar düzensizdir fakat genel olarak ana kapılar önemli bir sokağa açılır.

 “Şehir tepesi” anlamındaki Akropol savunma amacıyla kullanılıyordu. Ancak yönetimin krallıktan demokrasiye geçmesi ve kentin surlarla çevrilmeye başlamasıyla önemini kaybetmiş ve Güney’de yapılan bir iç surla dışarıda bırakılmıştır. Aristoteles savunma sistemleri için “Akropol oligarşiyle monarşiye, düzlük alan ise demokrasiye uygundur. ” der. Bunlara karşın Akropol, kutsal alanlarının saygınlığı ve kendisiyle bağdaştırılan gelenekler nedeniyle yine de kent yaşamında değerliydi. Fransız arkeolog F. Fougeres, agora ile akropol arasındaki karşı savı şöyle vurgular: “ Aşağıda emek, iş, sanayi ve siyasal yaşamın vızıltısı; yukarıda ise bir avuç asker, surların tepesinden inceden inceye ufku tararken kurban dumanları ve dua mırıltıları arasında yalnız tanrıların hüküm sürdükleri dünya ötesi bir atmosferin dinginliği vardı.”

Agora “toplanma” anlamına gelen bir sözcüktür. Halkın siyasal, ticari ya da toplumsal işleri için bir araya geldiği yerdi. Bunun yanında pazar yeri olarak da kullanılırdı. Kentin merkezi ve kalbiydi. Miletos’da Agora liman yakınındaki Kuzey yerleşim alanıyla biraz daha ötedeki Güney yerleşim alanı içinde tasarlandı. Kuzey agorada arkasında küçük odaları bulunan (dükkânlar, depolar vb.), ön yüzü kuzeydeki limana bakan uzun bir stoa yapıldı. Güney agorada ise bir dikdörtgenin üç kenarını oluşturan stoanın, dördüncü kenarının arkasında ise genellikle çeşitli kamu yapılarının ya da başka bir stoanın yükseldiği önemli bir caddenin bulunduğu “at nah” denilen ve kullanışlılığı denenmiş bir form uygulandı. Güney agoranın bir “Devlet Agorası” olarak tasarlandığı söylenir. Doğu stoa ticarete ayrılmıştır. Meclis ortaya çıkıncaya kadar bu iki agora siyasal merkez olarak kaldı.

Stoa, sütunları bir çatıyla arka duvara birleştirilmiş bir yapıdır. Değişik amaçlarla kullanılırdı. Stoaların agorada siyasi, ticari ve çok yönlü işlevleri vardı. Meclisin ya da mahkemelerin toplanması için merkez büro görevi yapar ve resmi belgeler stoalarda saklanırdı. Buradaki odalar iş yeri, dükkân ve tahıl ambarı olarak kullanılırdı.

En önemli dini merkez stoanın batısındaki Delphiniori’du. Burası Apollo Delphinios için tapmak yeriydi. Delphis (yunus) zeki ve müzik seven bir balık olduğu için Apollo’ya adanmış bir hayvan olarak kabul edilirdi. Bu tanrı, denizcilerin ve gemilerin koruyucusuydu. Asıl tapınak kentin birkaç mil güneyindeki Didymaion’daydı. Burası tapınaklarının gösterişsiz oluşuna iyi bir örnektir.

Aslanlar Koyu, stratejik öneme sahip bir limandı. Dar olan girişi bir zincirle kapatılır ve donanma üssü görevini yapardı. Girişin iki yanma yerleştirilmiş taş aslanlar buranın koruyucusuydu. Liman çevresi ise IV ve V. yüzyılda gelişmiştir (liman stoası, küçük bir pazar yeri, Delphinion’un Batı kısmı vb.). Limanla birlikte kentin ticari refahı geri gelirken tüccarlara da kolaylık sağlanmıştır.

 Bouleuterion (meclis binası) MÖ 175-164 yıllarında yapılarak Apollon, Hestia (ocak ateşi tanrıçası) ve Demos (Halk)’a adanmıştı. Oturma yerleri tiyatroda olduğu gibi geniş yarım daire formundadır. Kendi türünün en görkemlisiydi. Daha soma bir sahne eklenmiştir.

 Gymnasion, halkın beden eğitimi yaptığı yerdi. Eğitimde müzik ve felsefeyi tamamlardı. Fiziksel eğitim kadar zihinsel eğitimin de merkeziydi. Spor alanının içine ve çevresine zamanla stoalar, hamamlar, giyinme odaları, ambarlar, derslikler, konuşma salonları yapılmıştır.

Tiyatro ilk olarak IV. yüzyılda kuruldu. Hellenistik çağda genişletildi. Deniz kıyısında ve etkileyici bir konumdadır. Kapasitesi 15000 kişiden fazladır.

 Stadion 183 metrelik bir uzunluk birimi, bu uzunlukta yapılan koşu ve bu koşunun yapıldığı yer anlamına gelir. Büyük bir yapay oturma setinin gerektirdiği yana surla uygun bir destek sağlamıştır. Bitişiğinde Gymnasion vardır. Güreş alanı “Palaestra” Gymnasionun içinde bir bölümdür.

Prytaneion adlı yapı dışarıdan gelen konukların ağırlandığı yerdi. Bu da Miletosluların konukseverliğine örnektir.

Konutlar, kutsal alanların ya da kamu yapılarının kaplamadığı bütün dikdörtgen bloklarda(adalarda) yer alır ve çoğunlukla her biri, birbirine eşit büyüklükte birçok dikdörtgene bölünürdü. Sokaklarda ve evlerde akarsu ve kanalizasyon sistemi vardı.

Kamu yararına kamulaştırma hakkı yanında kamu mülkiyeti ve özel mülkiyet arasında temel bir ayrım gözlenebilir. Astynomoi adındaki magistratlar(sulh hâkimleri) altyapı sistemlerinin, agoranomoi adındakiler ise ticari aktivitelerin denetlenmesinden sorumluydu. Kamu binalarının korunması için bir mimar seçilirdi, yeni binaların yapımı ise özel yasalara bağlıydı. Ayrıca özel mülkiyetlerin kullanımını düzenleyen birçok yasa çıkarılmıştır.

Sonuç olarak Miletos’un planlanmasında filozofların fikirlerinden yararlanıldığı açıktır. Bugün bile kentlerde uygulanamayan yaşanabilir çevre standartları bundan binlerce yıl önce sağlanmıştır. Mutlu yaşanabilecek kent, vatandaşlarının maddi, manevi ve entelektüel ihtiyaçlarının karşılanmasıyla oluşabilir. Miletos’daki ideal çevre de, felsefi düşünüşle birlikte kültür düzeyinin yükselmesi, insanların iç olarak güçlü olması, bununla birlikte gelen ekonomik refahla orantılı olarak oluşmuştur.

Nilüfer ÇABALAR

Kaynakça:

* R.E.Wycherley, Antik Çağda Kentler Nasıl Kuruldu?, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İst. 1993

* A.Şener, Siyasal Düşünceler Tarihi, Bilim ve Sanat Y., Ank. 1996

* J.B.Ward-Perkins, Cities ofAncient Greece andItaly, Planning in Classical Antiguity, Sidgwick & Jackson, London 1974

* E. Akurgal, Ancient Civilizations and Ruins ofTurkey, İst. 1970

* A. Müfit Mansel, Ege ve Yunan Tarihi, Türk Tarih Kurumu, Ank. 1988

* H.Balıkçısı, Hey Koca Yurt, Bilgi Y., İst. 1984

* Aristoteles, Politika, Remzi Y., İst 1993

*N.Tuna, Antik Devir Batı Anadolu Kıyı Yerleşmelerinde Mekansal Örgün, ODTÜ Master Tezi, 1978

* Ş.G.Eren, Role of the Urban Block in the Formation of Urban Form, ODTÜ Master Tezi, 1995