/ANTONİO GAUDİ

ANTONİO GAUDİ

25 Haziran 1852 tarihinde İspanya’da Reus’da doğdu. Babasının mesleği dolayısıyla çocukluktan itibaren düşüncelerinin temelini oluşturacak olan şekiller ve doğanın uyumu üzerine çalışmaya başladı. Babası orta halli bir bakırcıydı ve özellikle üzümlerin alkollerini damıtmak için yaptığı imbiklerin heliokolid şekilleri ve bakır kazanların alabeadasları Gaudi’nin boşluk ve uzay kavramları hakkındaki düşüncelerini geliştirmesine yardımcı olmuştur.

Çalışma tarzı mimariyi üç boyutta yansıtıyordu, bu yüzden asla tanımlayıcı geometri modellerini ve iki boyutlu perspektifleri kabul etmiyordu.

Yaşadığı dönem kraliçe II. Isabella’ yı tahtından indiren Karlista Savaşı, Cumhuriyet ve XII. Alfonso’nun krallığına sebebiyet veren devrimlere, bununla birlikte Akdeniz’de önemli bir liman şehri haline gelen Barcelona’nın ticari ve kültürel gelişmesine denk gelir.

1869’da çeşitli iniş ve çıkışlarla mimarlık okumak için Barcelona’ya taşınır. Mimarlık yüksek okulunda Manuel Milla ve Fontanals tarafında verilen mimarlık estetiği ve tarihi dersleri ile birlikte edebiyat fakültesinde felsefe ve tarih felsefesi dersleri aldığı için eksik dersler alır. Bu dönemlerde araya askerlik ve başka sebepler girdiği için okulu 8 yılda bitirir.

Gaudi’nin ilk mesleki çalışmalarına baktığımızda aşırı süslü Victoria dönemini görmekteyiz. Bununla birlikte Orta Çağ mimarisine büyük bir hayranlık duyar ve Neo-Gotik mimari tarzını ilk eserlerinde kullanır. Kullandığı bu tarza rağmen, Gotik’in kaçınılmaz öğelerinden biri olarak kabul ettiği uçan payandaları kubbelerin ağırlığını çekmek için basit bir değnek olarak görüyordu ve küçümser bir şekilde bunlara değnek diyordu. En büyük isteği bu değneklerden bağımsız olarak bir bina inşa etmekti. (İlk belirtileri Mila evi ve diğer eserlerinde görülen parabolik kemerlerin çıkış eğimlerinde görmekteyiz.) Gaudi aynı zamanda Endülüs, Hint ve Mısır sanatı ile ilgileniyordu ve bu etkileşim bazı eserlerinde Mudejar stilini çağrıştırıyordu.

Öğrenciliği döneminde hayatını kazanmak için çeşitli işler gerçekleştirir, yaptığı bu çalışmalar gelecekteki iş dünyası konusunda kendisine yardım eder, zaten kendi yaratıcı kapasitesini geliştirmek için zanaatkârlar ve sanatçılar yanında diğer mimarlar için çalışmaktadır. Bu şekilde okulunu bitirene kadar yanında kaldığı Barcelona Belediyesi’nin eserler hocası Manstere Mensteres ile çalışır. Bu dönemlerde Manstre Mensteres’in sayısız projelerine iştirak etmiştir. Bunların arasında “Bedenler için akciğerler ne ise şehirler için bahçeler odur” sloganı ile sunulan şehir parkı proje yarışması ve Barcelona’nm ilk metalik yapısı olan Borne Çarşısının projesini sayabiliriz.

Diğer mimarlar için çalışırken çok yetenekli bir zanaatkâr olan Edualdo Punti ile çalışmıştır. Edualdo Punti; Ferforge, marangozluk, cam işi ve tüm sanat ve sanatsal endüstrilerde uzman bir kişiydi, bu atölyecilerin yanında şehir parkının dekoratif eserleri için çalışan heykeltıraş, modelist ve süslemeci olan Lorenzo Matamala Pinyol vardı. Gaudi’nin gelecekteki birçok eserinde en büyük destekçisi olan Esubio Güell’le tanışması yine bu atölyelerde gerçekleşir. Bu şekilde başlayarak Güell’in 1918’deki ölümüne kadar bir ilişki kurulmuştur. Atölyelerde alçı modellerle, kraliyet meydanı ve kraliyet sarayı için sokak fenerleri kalıbı yapımında çalışmıştır. Bundan dolayı Gaudi, kamu ve kentsel aydınlatmaya uzanan bir arşiv oluşturur.

Gaudi mimariyi, ışığın, polikromiğin, sesin, mozaiklerin, çok renkli seramiklerin yani daha önce hiçbir mimarlıkta ya da daha sonra yapılan mimarlıkla hiçbir ilgisi olamayan ışığın kaynaştığı integral bir sanat olarak görüyordu. Doğayı her zaman yaratıcının bir eseri olarak görüyor ve çalışmalarında tekniği aşan bir spiritüelliği eserlerine katıyordu.

Bazı doğal ya da dinsel simgeler dışında Gaudi’nin yapıları temelde strüktürlerini ve malzemelerini açıkça yansıtmaktaydı. Barcelona’daki Bell Esguard Villası (1900-1902) ve Güell Park ile (1900-14) kentin güneyindeki Güell Şapeli’nde (1898-1915) “dengelenmiş” (yani içeriden ya da dışarıdan hiçbir destek öğesi olmadan kendi başına ayakta duracak biçiminde tasarlanmış) bir strüktür geliştirdi. Atölyesini ziyaret edenlere bazen şöyle soruyormuş “Kendi idealime nerede rastladım biliyor musunuz? Ayakta duran bir ağaç kendi dallarını tutuyor ve bunlar da daha küçük dalları ve bunlar da yaprakları ve ağacın her kısmı da kendi içinde… ” bu tanımla sistemin başlıca elemanları; eğik gelen yükleri aktarmak için kullanılan ayak ve sütunlarla ince kiremit levhalardan oluşturulmuş hafif tonozlardı. Güell Şapeli’nin kubbesi bu ilke doğrultusunda, eğik sütunlara oturtulmuştur. Gaudi bu dengeleme sistemini Barcelona’da Casa Batllo (1904-06) ve La Pedrera (Taş ocağı) diye anılan Casa Mila’da uygulamıştır.

Casa Mila, büyük bir kaya kütlesinin içine oyularak oluşturulmuş gibidir. Yükler, taştan kolon ve kirişlerle taşınır, duvarların hiçbiri taşıyıcı değildir. Tümüyle eğriler ve dalgalı çizgilerin egemen olduğu her iki kat evinin de gerek kütleleri, gerek cepheleri dağlarla denizin buluşma yeri olan Katalonya doğasına göndermeler yapar gibidir.

Gaudi’nin en büyük çalışması ve en çok bilineni La Sagrada Familia (Kutsal Aile) katedralidir. Bu çalışma onun yaratıcı zekâsının ürünü ve Barcelona’nın dünyaca bilinen sembolüdür. Gaudi bu görevi 1883 yılında üstlenmiştir. Bu projeye öncelikle Neo-Gotik proje tarzında 1882 yılında F. Del Villar tarafında başlanmıştır. Bu yapı sembol kompleksi, inancın görsel açıklamaları ile onun bütün mimarlık bilgisinin bir sentezidir. Façadelerde ölüm ve yaşam figürleri, 18 kulede 12 havari, 4 Evangelist ve Bakire Meryem ile İsa sembolize edilmiştir. Bu sonuncusu en uzun kuledir (y. 170 m). Bu kilise Gotik basilika temelinde 5 kilise, bir transept, bir yarım kubbe ve bir ambulatory’den inşa olunmuştur. La Sagrada Familia’nın merkezi omurgasında çok otantik bir sütunlar ormanı yaratmış, model süslemecelik doğal şekillerden alınmış fakat süslemeciliğini saf bir şekilde koruyor ve her şeyden önce iki boyutlu. Gaudi doğanın yüzeyin altında eylem gösteren güçler olduğunu düşünüyordu ve gördüğümüz şeyin kesin olarak bu enerjinin dışa doğru bir yansıması olduğunu belirtiyordu.

Kendisini çağdaşlarından ayıran pragmatik bir mimardı. Plan ve masa üzerinde çalışmıyor, her zaman işte hazır bulunuyordu ve işçilerle tartışıp düşünüyordu. Çizimleri empresyonistlerin çizgilerine benziyordu.

Gaudi’nin alışıldık malzemesi tuğlalarla yuvarlak ve değişik geometrik şekillerde sütunlarla dikkat çekiyor. Bu malzemeyi kendisi bazalt bloklarla desbaster taş bloklarla tamamlıyordu, bu blokların birleşme mekânlarında kurşunla karışmış Orta Çağ öğelerine geri dönüyor, desteklenmiş kemerler tekrar ortaya çıkıyordu. Buna örnek olarak Bellavista evindeki çok güçlü binada bulunan kulede Orta Çağ stilini yansıtıyor. Bina façadesinin organizasyonu uzaktan Orta Çağ’ı hatırlatıyor ve burç şeklinde bir güçlendirici kullanıyor. Bu şekilde üst tarafın güvenliğini sağlıyor. Bu bina, Katalonya’nın filizlendiği zamanlara ait bir hatıranın anıtı olarak anılmalıdır. Böylece giriş kapısındaki mozaiklerle tarihe ait sembolik bazı şekiller görülebilir. Merkezde iki mavi balık görünüyor ve bunların her birinin üzerinde o dönemde Barcelona’yı temsil eden büyük deniz imparatorluğuna atıfta bulunan sarı bir taç bulunuyordu.

Gaudi ateşli bir grup çalışması savunucusuydu, ona göre “çalışma işbirliğinin ürünüdür ve bu da sadece aşka dayanıyorsa mümkündür.” Gaudi asla doğuştan bir teorisyen değildi, inandığı şey bir mimarın ödevinin büyük projeler yapmak değil, tersine bunları pratiğe taşımak olduğuydu. Bütün eserlerinde otantik anahtarlar olan semboller kullanmış. Örnek olarak Güell Parkı‘nda girişte anıtsal bir çeşmede görülen bu sembollerden bazıları şunu göstermektedir:

Seramik parçaları ile yapılmış ejderha, bütün kültürlerin mitosunda yer alan pitonu (yeraltı sularının bekçisi) simgelemektedir. Bu ejderhanın biraz üstünde 12000 İt hacminde yağmur suyu toplayan bir su deposu ve biraz yukarısında bulunan bir sütun yardımıyla Gaudi yılanın başı ve iki renkli yivler aracılığıyla Katalonya armasına atıfta bulunuyor aynı basamaklar geçmiş zamanı hatırlatıyor fakat yukarı doğru çıkıldıkça çok daha uzak zamanlara gidiyor. Dor stilinde kolonlara sahip ana giriş kapısı yüzlerce yıllık bir Yunan tapınağı gibi yükseliyor.

Gaudi’nin birçok eseri sadece doğaya adapte edilmiş değil, sanki doğada doğuyor gibidir. Bu yüzden UNESCO 1984 yılında Gaudi’nin eserlerini sanatsal koruma altına almıştır.

Gaudi 10 Haziran 1926 yılında, 16 yıldan beri inşasını sürdürdüğü La Sagrada Familia Katedrali’ne giderken kendisine bir tramvayın çarpması sonucu öldü.

Bu yapı ustası hakkında daha öğrenilmesi gereken çok şey var!

Zeki HANAVDELOĞULLARI 

Kaynakça:

* Pascual Rosello,”1994”’, Antonio Gaudi, Nueva Acropolis, İspanya

* Ana Britannica , C.l-s. 517, C.9- s. 304- 305, C.16-S.272

* Meydan Larousse,1979 C.5

* Jürgen Sembach – Klaus , “1991 ” – s. 72- 79 Art Nueva-Almanya

* Barcelona Guide, “1992 ”-s. 76-89, İspanya

Sözlük:

Alabeadas: İç Boşluk.

Mudejar: Etimolojik kökeni Arapça Müdeccen (kalmasına izin verilmiş) kelimesinde gelmektedir. Arap ve İspanyol karışımı mimari sanatı bu isimle anılır.

Ambülatuvar: Mimarlıkta kiliselerin ana nefinin doğu ucunda dışa doğru çıkıntı yapan apsisi ya da koro yerini çevreleyen yarım daire biçimindeki koridor.

Evangelist: 4 İncil yazarı; Matta, Luka, Yuhama, Markos