/DOĞA YASALARI VE İNSAN

DOĞA YASALARI VE İNSAN

Şehirlere sıkışmış hayatımız içerisinde o kadar doğadan uzaklaştık ki, doğayı tanımıyoruz ve eğer bir akademisyen, düşünür değilsek, onun yasaları hakkında bir bilgimiz yok. Hatta zihnimizi “doğa orada ve insan burada” şeklinde bir ayrıma sürüklüyoruz. Antik kültürlerden beri “insanın, doğanın bir unsuru olduğu” söylense de günümüz insanı için bu cümlenin zihinlerde bir karşılığı yok.

Oysa sorsak kendimize, Mart ayından sonra Aralık ayına niye geçemiyoruz? Güneş her zaman doğudan mı doğmalı? Bu yetiştirdiğin çiçek hiç ölmeyecek mi? Ya da 18 yaşındaki bir genç “ben daha fazla büyümek istemiyorum” dese, büyümesini durdurabilir mi?

Bunlar ne garip sorular demeyin. Doğa, aynen insanın yaptığı gibi o andaki ruh hâline göre hareket edemez mi? Hayır, doğa bir düzen içerisinde hareket eder. Bu soruları “garip” diye nitelendirmemiz, doğa yasalarını benimsememiz ve farklı bir şey olmasını düşünemediğimiz için verdiğimiz bir tepkidir. Aynı zamanda ne, neden ve nasıl sorularına yanıt veremiyorsak, bu doğayı ve kendimizi anlayamamamızın bir ifadesidir. “Ne garip insanlar, ne garip olaylar” deriz ama garip dediğimiz şeylerin doğanın bir yasası nedeniyle olduğunu bilemeyiz.

Doğada her şey, var olduğundan beri bir düzen içerisindedir. Antik Yunan düşünürleri, doğadaki düzeni YASA – DÜZEN olarak açıklarken, Antik Mısırlılar bu düzene Maat der, Antik Hint öğretisinde Dharma olarak, Çin’de ise Tao olarak karşımıza çıkar düzen.  Bugünkü pozitif bilim ise var olan doğanın düzenine Entropi yasası der.

Her şey bir düzenden düzensizliğe gider. Zaman geçtikçe, insan her seferinde keşfettiği bir konuyu kendi coğrafi ve kültürel unsurlarıyla isimlendirmiş olsa da, yasa, biz onu nasıl isimlendirirsek isimlendirelim, hep vardı ve hep aynı şekilde davranıyordu, ta ki akla sahip insan bu yasalara çomak sokuncaya kadar. Bunun sonuçlarına da çevre kirliliği diyoruz.

Çocukluğumuzda okullarda “doğa mı insana hâkimdir insan mı doğaya hâkimdir” konulu münazara yaptırırlardı, o münazarada “insan zamanı durdurabilir mi” diye sorduklarında konu başka bir boyut almış, zamanı durduranların sadece filozoflar olduğunu yine zamanla anlamıştım. Doğanın işleyişi durdurulamaz ama yönü değiştirilebilir. Bilimin, her gün bu yasaları anlamak için keşifler yapması gerektiğini ama günümüzde sadece insanın egoist ihtiyaçlarına yöneldiğini gördüm.

Doğa yasaları, etki tepki adı verilen Newton Yasası, termodinamik yasalar, doğanın ritmik hareketleri gibi çeşitlidir. Hz. Musa 10 kehanette bulunurken, bu yasaları bildiğinden, dönemin cehaleti karşısında bilimin hareketlerinin sonuçlarını, insanlarla paylaştığında, söylemleri “kehanet” olmuştu. Oysaki sadece doğanın işleyişinin neleri tetikleyeceğini ve ne tür sonuçlar doğuracağını öğrendiği iyi bir eğitimden geçmişti. Bilim, bu çeşitli yasaları araştırır.

İnsan doğanın “akıl yürütme ve sentezleme” yeteneğine sahip bir türüdür. Yasalar, doğadaki tüm canlılar için geçerlidir, akıl ve zekâ melekelerini kullananlar yaşam denilen akıntının onları nereye sürükleyeceğini tahmin edebilirler. Buna da öngörü veya vizyon denir.

Hermetik öğreti “evrende her şey titreşir” der, biz bugün rezonans ile hastalıkları iyileştirip, trenleri hareket ettirip, uzayın kaç yaşında olduğunu bulabiliyoruz. İsimlere takılmak ve geçmişteki insana göre bizim daha bilgili olduğumuzu söyleme kibrine düşmeden, doğa yasalarının insan için ifadesine geçelim.

Bir analojiyle (benzetmeyle) bu ilişkiyi kuralım: Doğa yasalarına özellikle Stoik filozoflar vurgu yapar. “İnsan, doğaya uygun bir yaşam biçimi geliştirmelidir der.

Örneğin bir ağacı düşünün onun canlı mı cansız mı olduğunu söylemek için ağacın hangi özelliklerine bakarak karar verirsiniz? Büyümesini mi örnek gösterirsiniz? İnsan da büyümektedir. Büyüyebilmek için topraktan mineralleri aldığını ve fotosentez yaptığınımı söylersiniz? İnsan da büyümek için besin ve hava almalıdır. Bu durum fiziksel büyümeye yardım eder. Şeyler tohumken, biçim alır ve ağaç olur veya insan olur. Süreç her ikisine de aynı şekilde etki eder.

Ağaç, biraz daha büyüyünce, kendi tohumlarını doğaya atar ve çevresinde kendinden olanların büyümesine sebebiyet verir. İnsan da tohumlarını bereketli topraklara atar ve çocuklarla çoğaltır çevresini. Ancak bu yayılma, sadece fiziksel bir nüfus artışıdır, verimli bir orman demek değildir. Üreme yasası ağaç için de geçerlidir, insan için de…

Aynı ağaç yıllar içerisinde ne fırtınalar ne kavurucu güneşler ne soğuk görmüştür. Bunlarla mücadele etmişse, biz ona ulu bir ağaç deriz. İnsan da yaş aldıkça, yaşamın zorlu, mutlu, üzüntülü anlarından geçmiştir. Eğer hâlâ güçlü ve üretmeye devam ederek, neşeli bir şekilde ayakta ise ona bilge yaşlı bir insan deriz. Doğanın ritmi gibi insan da sürekli tekrar ile daha yetenekli, daha güçlü olur.

Ağaç tek başına büyümez, ona arılar, böcekler, mantarlar, solucanlar, yağmur veya bir otoyol kenarında ise egzos gazı, şehir kenarında ise kirli sular da eşlik eder. Kimileri, onun büyümesine katkı sağlar kimisi de hastalanmasına neden olur. İnsan da böyledir, yediği organik gıdalar, soluduğu temiz hava onu güçlendirir ve genç tutarken, yaşadığı ortamda edindiği bağımlılıkları onu yaşlandırır ve hasta eder. Nedensellik yasası (etki-tepki) ile bir ömür sürer.

Ağaç bir orman içerisinde ise, benzerleriyle uyum sağlayabilir, bir sütun gibi gökyüzüne ulaşma sevdasıyla köklerini yere daha sağlam sokar ve uzayabildiği kadar uzar. Ancak kökleri zayıf bir ağaç ise bir zararlı geldiğinde, toplu olarak ormanı kaybedebiliriz. Bir insan da böyledir, eğitimli, doğru ile yanlışı ayırt etmeyi öğrenmiş bir insansa sürekli iyileşmeye doğru giden doğa yasasıyla -ki adına evrim deriz- gelişip serpilebilir veya materyalizmin insanoğluna yaptığı gibi tüm ormanı zararlı bir böcek gibi sömürüp, onu yok edebilir.

Ağacın, yıllar içerisinde büyüdükçe çevresine faydalı olduğunu görürsünüz. Ağaç belki yemişinden, belki gölgesinden ve hatta odunundan fayda sağlar değil mi? İnsan da -bencil aklıyla böyle davranmasa bile- ona canlı diyebilmek için yaşamı boyunca çevresine yardım eder, faydalı olur. Verimli, güzel, canlı bir ormanda kendinizi nasıl hissedersiniz? Aynısı ve daha fazlasını, güçlü, üretken, canlı insanların arasında da hissederiz.

Sonuç; ya doğa yasalarıyla uyumlaşırız ya da insana rağmen doğa, yasalarını işletmeye devam eder. Doğanın bir unsuru olan kendimizi anlamak, doğayı anlamaktan geçer.

OYA UYSAL

Aktiffelsefe Kültür Derneği Yönetim Kurulu Başkanı