/İLK İSLAM FİLOZOFU KINDÎ

İLK İSLAM FİLOZOFU KINDÎ

HAYATI

İslam’ın ilk ortaya çıkışından itibaren pek çok yorumlar, anlayışlar ve yaklaşımlar mevcuttur. Fakat genel kabul gören ve filozof unvanını ilk alan İslam düşünürü el-Kındî’dir. İlk İslam filozofu unvanını almasında; kullandığı rasyonel ve ispata dayalı metotlar, yaklaşımlar ve literatüre sağladığı katkıların yanı sıra İslam’ın felsefi temelleri hakkında açıklamalar ve yorumlarda bulunurken Antik Yunan filozofları Platon, Aristoteles ve Yeni-Eflatuncu filozofların fikirlerinden ve görüşlerinden yararlanmış olması etkili olmuştur.

Doğum yeri Basra olarak bilinse de doğum tarihi ile ilgili tam bir netlik yoktur. 796-801 yılları arasında Güney Arabistan’ın siyasi ve maddi olarak güçlü Kinde kabilesinde doğmuştur. Kinde ailesine mensup kişiler 631 yılında Medine’ye gelerek Hz. Muhammed’in huzurunda İslam’ı kabul etmiştir. Tam adı Ebu Yusuf Yakub bin İshak el-Sebbah el-Kindî[1] olan filozof küçük yaşta babasını kaybetmiştir. Eserlerinden anlaşıldığı kadarıyla Kur’an-ı Kerim üzerine dersler almıştır fakat bunun dışında eğitim hayatıyla ilgili bir bilgi yoktur. Kimi araştırmacılara göre Antik Yunancadan ve Süryaniceden tercüme edilen eserlere katkıda bulunduğu için diğer dilleri de bilmektedir lakin yabancı dil bildiğini gösteren açık bir kaynak yoktur. Yaşadığı dönemde yönetimde bulunan ayrı ayrı iki halifenin yanında sarayda çalışmalarını sürdürmüştür. Bir sonraki (kendi dönemindeki üçüncü) halife döneminde saraydan ayrılıp yaklaşık 20 yıl münzevi hayatı sürmüştür.[2] Hayatının zorluklarına bakıldığında; bir dönem Ebu Ma’şer el-Belhi halkı ona karşı kışkırtmıştır ama ustaca bunun üzerinden gelmiştir. Ayrıca bir komplo sonucu Benî Musa’dan Muhammed ve Ahmed kardeşler olarak bilinen şahıslar Kındî’nin kütüphanesine el koymuştur.

868-873 yılları arasında bacaklarında giderek artan romatizmadan kaynaklı sağlık sorunları nedeniyle vefat etmiştir. Orta Çağ Avrupa’sında Alchindus adıyla bilinirdi. Hatta İtalyan filozof Cardanus (1501-76) Kındî’yi kendi zamanının “Dünyaca Ünlü 12 Kişi” sinden biri olarak görür. Felsefe, psikoloji, matematik, fizik, siyaset, astroloji, astronomi ve daha pek çok konuda eserler vermiştir. 8. YY’a kadar felsefi çalışmalar Süryanilerin elindedir. Kındî, Farabi ve İbni Sina gibi filozoflara zemin hazırlamış ayrıca “Müslümanlar nazarında felsefenin kabul görmesi için gayret sarf etmiştir.”[3] Kendinden önceki filozoflar gibi o da “kavrayıcı ve bütün bilgi alanlarına ilgilidir.”[4]

KINDÎ METAFİZİĞİ

Kındî, kendinden önceki filozoflar gibi felsefe çalışmaya ‘İlk Var Olanın Bilgisi’yle başlar, yani metafizik ile başlangıç yapar. Metafizik çalışmalarında en çok Aristoteles’in eserlerinden yararlanır. Felsefe çalışmak için matematik ilmini bilmeyi ve ona hâkim olmayı ön koşul olarak koyar. Platon’un ‘Devlet’ kitabında bilge bir yönetici yetiştirmek için nasıl aritmetik, geometri ve astronomi dersleri varsa Kındî metafiziğinde de aynı ilimlerin önemi büyüktür. Kındî’ye göre sayıları etkin kullanmak için (aritmetik), hakikate ait kavramları ispatlamak için (geometri) ve son olarak bütüne ait bilgiyi, kavrayışı (astronomi), armoni ile düzeni (te’lif) anlamak metafizik çalışmak için zaruridir. Çünkü bunlar nicelik, nitelik ve cevhere dair bilgi verir ve bu bilgiler ile de felsefe yapılabilir. Kındî’ye göre felsefe, varlığın hakikatinin bilgisini arar. Bu yüzden Kındî metafiziğinin esas konusu Tanrı’dır. Eserlerinde Tanrı’nın varlığına ve niteliklerine dair ispat ve mantık yoluyla kanıtlar sunar. Aristoteles’e göre salt maddeyi hareket ettirip ona form kazandıran bir fiil hâlinde ezeli ve ebedi hareket ettirici olması gerekir.[5] Kındî bu noktada evreni ilk hareket ettiren gücün ve her şeyin sebebinin Tanrı olduğunu belirtir. Tanrı’nın varlığına dair sunduğu kanıtlar:

1)Tanrı dışında Çokluksuz birlik; birliksiz çokluk yoktur.

2)Nedensellik (İlliyet): Zaman içinde sebep-sonuç ilişkisi hep birbirini izler fakat bu zinciri kıran ilk güç Tanrı’dır. “Bir şey kendi varlığının nedeni olamaz.”[6] Çünkü her şeyin kendi dışında bir nedeni vardır.

3)Sonradan Yaratılma (Hudüs): Dişi forma sahip maddedir yani gücü almaya eğilimli. Cisim-hareket-zaman birbirine bağımlıdır. Biri olmadan diğerinin olması mümkün değildir, birbiri içinde gerçekleşirler. Fakat ilk hareket ettirici güç hiçbir şeye bağlı değildir.

4)Tabiattaki Nizam bir delildir.

5)İnsan delili, Tanrı’yı anlamak için iyi bir örnektir. Âlemde mevcut olan tüm güçler insanda vardır der filozof. Burada insan ve dört elementin karşılaştırmalı analojisini sunmaktadır: kemik-toprak; damar, mide, sıvılar-su; tüm boşluklar-hava; vücut doğal ısısı-ateş.

Kındî, ilahi bilginin felsefi bilgiden daha üstün olduğunu savunur ve bunu desteklemeye çalışır. Çünkü ilahi bilgi peygamberlere Tanrı tarafından verilir. İnsan, felsefeyi ilahi bilgiyi anlaşılır kılmak için kullanır. Nitekim felsefe için kullandığı tanımlar bunu destekler niteliktedir. Felsefeden “sanatların sanatı, hikmetlerin hikmeti”[7] diye bahseder. Kındî bilimleri aşağıdaki gibi sıralar:

1.İlahi bilgi felsefeden üstündür.

2.Din ilahi bilim, felsefe beşeri bilimdir.

3.Dinin yolu iman, felsefenin yolu akıldır.

4.Peygamberlerin bilgisi vahiy, filozofların bilgisi mantık ve ispattır.

Tüm bunlara rağmen Kındî, ilahi bilimlerin felsefenin bir bölümü olduğunu ve felsefi ve ilahi bilginin uyum içinde çalıştığını söyler. “Felsefe, varlığın hakikatinin bilgisidir ve bu bilgi ilahiyat, vahdaniyet ve tüm faydalı ilimleri içine alır” der.[8]

TANRI’NIN NİTELİKLERİ

Kındî’nin Mutezile ekolüne ait olduğunu söylemek çok doğru olmaz. Mutezile ekolünün tevhid – Tanrı’nın birliği – fikrini ispatlarla açıklamak niyetinde oluşu onu bu ekole yakın gösterir. Mutezile ekolü “O ezelden beri ilktir” görüşünü benimser. “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur”[9] ayeti ile Mutezile görüşünü destekler. Bu sebeple bazı kaynaklarda bu şekilde anılır. Çünkü Kındî Tanrı’nın ezeli olma niteliği ve salt bir olma niteliğini desteklemeye çalışmıştır. Kındî der ki “varlığını sürdürmek için başkasına muhtaç olmayanın nedeni yoktur.” O zaten süreklidir, ilk neden olarak zorunludur, zâtı bir şeye bağlı değildir. Bir bozuluşa da sahip değildir çünkü bozuluş sebeplinin değişmesidir. Tanrı’dan önce olmadığı için o kendisi her şeyin ilk sebebidir.

Aristoteles’in Tanrı anlayışı ittirici güçken Kındî’nin ki özgür iradesiyle yoktan yaratan bir anlayıştır. Kındî’ye göre salt “bir olma” niteliği Tanrı’ya aittir. Çünkü O şahıs değildir çünkü şahsın kendisinin zâtı değildir ve bir eserdir. Tür ve cins de değildir çünkü onlarda çokluk vardır. Gerçek bir, tüm kategorilerin dışındadır. Hiçbir hareket türüne benzemez. Nefse benzemez çünkü nefs düşünce ve duygularda hareket hâlindedir. Akıl da olamaz çünkü külli kavramlar ile akıl bir bakıma birbirine eşittir. Maddi ilke hiç değildir çünkü çokluk barındırır. Bu yüzden Kındî’ye göre “Tanrı, birlikten başka bir şey değildir.”[10] Burada filozof Yeni Eflatuncu Plotinus’un aşkın, akılla kavranamayan, hiçbir nitelik yüklenemeyen Mutlak Bir tanımını ve sûdur teorisini doğrular niteliktedir.

ÂLEM ANLAYIŞI

Hiyerarşik düzen ve gök cisimleri konusunda Antik Yunan’dan etkilenmiştir. Ayaltı ve ayüstü âlemi hakkında görüşleri Aristoteles ile benzerdir. Ayaltı âlemde dört element bulunur ve hava-ateş elementlerinin doğrusal hareketleri ile toprak-su elementlerinin dikey hareketleri vesilesiyle oluşum gerçekleşir.
Ayüstü âlemde ise değişikliğe uğramayan, bozulmayan, sonlu ama sürekli, dairesel hareket içinde var olan gök küreleri “felekler” mevcuttur. Felek, beşinci madde eter ile donatılmıştır, yeryüzünde oluşan-bozulan varlıklara tesir eder. Canlı ve ayırıcı güce sahiptir. Kendinden alttaki varlıklara can veren bir varlık canlıdır hatta insandan daha üstündür. “Çünkü sebep, sebepliden daha değerlidir.”[11] Kındî, feleğin tıpkı Yeni Eflatuncu Procles’in de dediği gibi işitme ve görme duyuları olduğunu söylemiştir hatta bunu ileriye götürerek küreleri birbirinden ayırmak için düşünme yetisi olduğunu belirtir.
Kındî, matematik ile pek çok ispatlar kullanarak zaman-hareket ve cismin sonsuzluğuna (Aristoteles’in aksine) karşı çıkmıştır. Bunun için Öklid matematiğinden yararlanmıştır. Örneğin; sonsuz kabul edilen bir cisimden bir miktar koparılırsa;

a. Eğer sonluysa; koparılan parça eklendiğinde ikisinin birleşimi sonlu olur.

b. Eğer sonsuzsa; eklendiğinde değişme olmalı, büyük olamaz çünkü sonsuz bir değer ya da parça bütüne eşittir demek oluyor bu da bir çelişki.
Hareket ve zaman konusunda ise; bir cismin yoktan varoluşa geçmesi hareketten önce olamaz der ve yine Aristoteles’in aksine zaman sonsuz olsaydı bir yerden bir yere varamazdık diye açıklar. Kındî’nin Tanrı’nın âlemle olan ilişkisi konusundaki anlayışı Aristoteles ve Platon’dan “yoktan var edici” sıfatı ile farklılaşmaktadır.

NEFS VE AKIL ÖĞRETİSİ

NEFS ÖĞRETİSİ

Nefs, insanın cevheridir ve Kındî, nefs hakkında yorumlarda bulunurken Aristoteles’in ve Platon’un, Yeni Eflatunculuk’un fikirlerini özetler. Nefsin canlı oluşu ve cismin ilk niteliği oluşu tanımını Aristoteles’ten; kendinden hareket eden manevi cevher ve bedeni hareket ettirici güç tanımını Platon’dan alır. Hatta risalelerinde Platon’un ‘Devlet’ kitabındaki 10. Bölümüne örnek olarak yer verir.[12]

Nefsin nitelikleri (mahiyeti) olarak Yeni Eflatunculuktan esinlenerek güneşten gelen güneş ışığı benzetmesi yapılır; yani nefs Tanrı’dan gelendir. Kındî, Platon’un Timeos eserinde aktardığı gibi üç nefs arasından (gazap-öfke, şehvet-arzu ve akli nefs) akli olana değer verir çünkü feleğin ötesinde yaratıcıyı bulabilen tek odur. Hermetik düşünceye yakın bir yorumda bulunur fakat nasıl olacağını açıklamaz. ”Tüm nefsler gökyüzüne gitmez, bazıları temizlenmeye ihtiyaç duyar.”
Bunun yanı sıra Tasarlama Gücü (imajinasyon) ve Duyumsama Gücü (duyu organlarını kullanarak) diye belirtilen iki tane daha güç vardır. Bir gün öğrencisi Aristoteles’in nefs anlayışı konusunda bilgi istemiş fakat Kındî daha çok Yeni Eflatunculuk ve Platon’dan açıklamış. Çünkü Afrodisyaslı İskender’in tercümelerinden de yararlanmıştır. Kısacası nefs olmadan bedeni yönetmek mümkün değilse, beden üzerindeki etkisini görmeden nefsi bilmek de mümkün değildir.[13]

AKIL ÖĞRETİSİ

Kındî, aklı varlığın hakikatini kavrayan cevher olarak isimlendirir. Aristoteles’den feyz alarak dört çeşit akıldan bahseder;
1. Sürekli Fiil Hâlindeki Akıl: Akıllar düzeyindeki ilk akıldır. Verebilen ve aktif/var olan akıldır.

2. Bilkuvve Akıl: İnsanla birlikte var olan akıldır.

3. Müstefad Akıl (kazanılmış olan): Nefsin önceden edindiği bilgi. Dilediği zaman ortaya çıkan beceridir. Örneğin, yabancı dil bilen birinin hava alanında yabancı dil konuşması gibi.

4. Beyani (zahir) Akıl: Bilgilendirmek için neftse mevcuttur, dinamiktir.

Kındî felsefeyi İslam çizgisine çekmeye çalışmış, onun sayesinde 9. YY’da felsefeye duyulan itibar ve ilgi artmış, Aristoteles’in ‘Metafiziği’nin tam tercümesi yapılmıştır. Felsefe – din ve inanç – akıl kavramlarını birleştirmeye çalışmıştır. Hermetizm, Eflatun, Yeni Eflatunculuk çalışan Kındî bütüncül dünya görüşü ile o zamandaki toplumun ihtiyacına bir cevap vermiştir. Bilim ve dini uzlaştırma eğilimiyle kendinden sonraki tüm âlimlere örmek olmuştur.[14]

DİPNOTLAR

[1] Kındî, Resailu’l-Kındî el-felsefiyyei I (1950). Çev:Prof. Dr. Mahmut Kaya (1994) İz Yayıncılık, İstanbul s. IX

[2] Age s. XI

[3] Şulul, Cevher (2003), Kındî Metafiziği, İnsan Yayınları, İstanbul. s. 33

[4] Corbin, Henry (2002), İslam Felsefesi Tarihi, Çev: Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, İletişim Yayınları İstanbul, s. 281

[5] Şulul, Cevher (2003), Kındî Metafiziği, İnsan Yayınları, İstanbul. s. 41

[6] Age s. 49

[7] Age. s. 23

[8] Şulul, Cevher (2003), Kındî Metafiziği, İnsan Yayınları, İstanbul. s. 24

[9] Kur’an-ı Kerim. Şura 11. Çev: Elmalılı M. Hamdi Yazır Sentez Yayınevi İstanbul, s.400

[10] Şulul, Cevher (2003), Kındî Metafiziği, İnsan Yayınları, İstanbul. s. 69

[11] Kındî, Resailu’l-Kındî el-felsefiyyei I (1950). Çev:Prof. Dr. Mahmut Kaya (1994) İz Yayıncılık, İstanbul s.121

[12] Age s.135

[13] Şulul, Cevher (2003), Kındî Metafiziği, İnsan Yayınları, İstanbul. s.120

[14] Nasr, Seyyid Hüseyin (2003), Üç Müslüman Bilge, İnsan Yayınları İstanbul s.22

KAYNAKÇA
1.Corbin, Henry (2002), İslam Felsefesi Tarihi, Çev: Prof. Dr. Hüseyin Hatemi, İletişim Yayınları İstanbul
2.Kındî, Resailu’l-Kındî el-felsefiyyei I (1950). Çev:Prof. Dr. Mahmut Kaya (1994) İz Yayıncılık, İstanbul
3.Kur’an-ı Kerim. Şura 11. Çev: Elmalılı M. Hamdi Yazır Sentez Yayınevi İstanbul,
4.Nasr, Seyyid Hüseyin (2003), Üç Müslüman Bilge, İnsan Yayınları İstanbul
5.Şulul, Cevher (2003), Kındî Metafiziği, İnsan Yayınları, İstanbul.
6.Türkiye Diyanet Vakfı (2004), İslam Ansiklopedisi, Cilt 29

ERAY ÖZTÜRK