KİTAP TAVSİYELERİ – 6

“….zamanımızın en büyük ruhu”
Albert Camus

“…bu yüzyılın en spiritüel yazarı”
Andre Gide

“bir azizin sahip olduğu türden deha sahibi bir kadın”
T.S. Elliot

Bu sayıdaki yazımızı 20. Yüzyılın en önemli kadın filozoflarından ve mistiklerinden biri olan ve ülkemizde pek de bilinmeyen ve yeni yeni keşfedilmekte olan Simone Weil ve onun Türkçeye çevrilmiş birkaç eserinden bahsetmeye ayırdık.

Amin Maalouf, Doğu’dan Uzakta isimli romanının başlangıcını kısa yaşamına yoğun, çelişkili ve kalpten birçok yaşantıyı sığdırmış olan Simone Weil’in şu sözleriyle yapar:

“Kaba kuvvetle ilişkiye maruz bırakılan her şey alçalır. Darbeyi indiren de darbeyi yiyen de aynı kirlenmeyi yaşar.”

Yaşamının bir kısmında Simone Weil’i evinde ağırlayan ve onun eserlerinin günümüze taşınmasına imkân sağlayan Gustave Thibon, Weil’in ilk basılan eseri “Yerçekimi ve Tanrı’nın Lütfu”nun önsözünde şunları söylemektedir:

“Yarım yüzyıl önce yazılan bu satırlara ne ekleyebilirim? … Platon’un veya Marcus Aurelius’un bir düşüncesine, Aeskhylos’un bir dizesine veya bir Shakespeare kahramanının çığlığına nasıl tarih koyabiliriz? Aynı şey Simone Weil için de söz konusudur. Gerçek ışık sönmüyor ve gerçek kaynakların yenilenmeye gereksinimleri yoktur….”

Ataları Musevi olsa da agnostik olarak büyütülen, genç yaşlarında iken Bolşevik olduğunu ilan eden, işçi hareketine katılan, politik yazılar kaleme alan, gösterilerde yürüyen Simone, henüz 12 yaşındayken Antik Yunanca kaleme alınmış zor eserleri okuyup çalışarak dehasından haberler veriyordu.

Felsefe eğitimi aldı, öğretmenliğe başladı fakat 1934’te sıra dışı metotları sebebiyle öğretmenliği bırakmaya zorlandı. İşsizler ve grevdeki işçiler arasına girerek politik eylemlere katıldı ve Paris fabrikasında gönüllü olarak çalışmaya başladı ya da daha doğrusu kazandığı parayı işçilere dağıttı ama kötü sağlığı ve eksik fiziksel gücü nedeniyle devam edemedi. Hayatı boyunca sağlık problemleri yaşamıştı.

Silah kullanmasa da İspanya Savaşı’na katıldı ve cephe gerisinde gönüllü olarak çalıştı.

O yıllarda kendisini bir ateist olarak tanımlamasına rağmen “ezilen sınıfın oluşturduğunu düşündüğünden sadece Katolik düşünceye sempati duyuyordu. Weil, kendisini yoksullarla ve ezilenlerle birlikteyken daima daha rahat hissediyor, toplumu tahakküm altına aldığını düşündüğü burjuva kuralları reddediyordu. Üniversitede okurken işsizlere ve grevdeki işçilere gönderilmek üzere para toplardı.

Savaştan sonra Marksist görüşlerinden vazgeçti ama genel olarak hem kapitalizm hem de sosyalizm hakkında olumsuz görüşler ifade etmeye devam ediyordu. Kendi ifadesiyle ilk mistik deneyimini yaşadı ve Katolik olmayı seçti ama vaftiz edilmeyi reddetti. Kalan yaşamında Tanrı’nın kendi yaşamıyla ilgili iradesini keşfetmeye ve deneyimlerinin entelektüel yansımalarını insanlarla paylaşmaya gayret etti.

Henüz 34 yaşındayken kendisine tüberküloz teşhisi kondu. Yaşamı boyunca paraya önem vermediğinden yeterli bir sağlık hizmeti alamadı. Doktorları tarafından dinlenmesi ve düzenli bir şekilde beslenmesi gerektiği söylenirken o, II. Dünya Savaşı’nın en kanlı yıllarında direnen halkının yediğinden fazlasını yemeyi reddetti ve çok genç bir yaşta kalp yetmezliğinden hayatını kaybetti.

Fransız filozof Alain’i hocası olarak görüyor ve onun düşüncelerinden çok etkileniyordu. Onun yanı sıra Descartes, Platon ve Kant’ın felsefelerine ilgi duyuyor, Spinoza’nın cesaretine ve bağımsızlığına hayranlık besliyordu.

Simone Weil, komple bir mistikti. Odak noktası insandı. Yaşamı ilerledikçe bir ateistten bir mistiğe, bir militaristten bir barışsevere dönüşmüştü. Açtığı yol ve tüm hassasiyetleri kuşatan derinliği o yılların önemli şahsiyetlerini etkiledi. Büyük ve saf bir yürek ortaya koyuyordu. Yaşamı ve eylemleri düşünceleriyle kuşatılmıştı ve sözleri deneyimlerinden doğuyordu.

Türkçede son zamanlarda artan çevirileriyle birçok eserini ya da birleştirilmiş makalelerini bulmak mümkün. Ketebe Yayınları’ndan çıkan Palle Yourgrau’nun Simone Weil biyografisi onun hakkında detaylı bilgi edinmek isteyenler için büyük bir kaynak eksikliğini doldurmuş oldu. Yine Ketebe Yayınları’ndan “Allah Aşkı Üzerine Düzensiz Düşünceler” ile “Kişi ve Kutsal” yazarın makalelerini ve mektuplarını içeren eserleri. Bunlarla birlikte yazarın yayınlanan ilk eseri olan ve Doğu Batı Yayınları’ndan çıkan “Yerçekimi ve İnayet” ile Pinhan Yayınları tarafından yayımlanan “Felsefe Dersleri”, dilimizde yayınlanan Simone Weil eserleri listesini tamamlayan yayınlar oluyor.

Yazımıza Simone Weil’in “Kişi ve Kutsal” isimli kitabından alıntılarla son verirken 20. Yüzyılın en ilginç filozof ve mistiklerinden biri olan bu hanımefendinin derinliğiyle tanışmanız için sizleri davet ediyoruz.

 “İnsanda kişisel olmayan her şey kutsaldır ve tek kutsal budur.”

“Dili kesilmiş hakikat ve adaletin verdiği umutlar da sadece güzelliğe dayanır. Güzellik, sesi olmayan adaleti ve hakikati haykırır ve işaret eder. Adalet, hakikat, güzellik kız kardeş ve müttefiktir.”

“Az ve çok zeki insanlar arasındaki fark ömür boyu hücre cezasına çarptırılmış, hücreleri de az ve çok büyük olan suçluların arasındaki fark kadardır. Zeki olan ve zekasından övünç duyan insan hücresinin büyüklüğüyle övünen bir mahkûma benzer.”

“Bir insanı köklerinden eden ya da kök salmasına engel olan her şey suçtur.”

“Bir ağaca yeryüzünün derinliklerine güçlü kökler salması için enerji sağlayan ışıktır. Hakikatte ağaç, gökyüzünde kök salmıştır.”

KEMAL KARADAYI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir