KİTAP TAVSİYELERİ – 9

Yeni Çağın Antik Filozofu: Pierre Hadot

Aktiffelsefe Kültür Derneği olarak bu yıl Dünya Felsefe Günü’nü hem yüz yüze hem de online olarak ve Türkiye’nin birçok şehrinde gerçekleştirdiğimiz etkinliklerle kutladık. Bu etkinliklerden biri de 21 Kasım Pazar akşamı Aktiffelsefe Kültür Derneği Bursa Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Eray Öztürk tarafından aktarılan “Yeni Çağın Antik Filozofu Pierre Hadot” webinarıydı. Bu son derece faydalı semineri Aktiffelsefe Youtube kanalından izleyebilirsiniz. Bu sebeple 93. sayımızın Kitap Köşesi’ni bu değerli filozof Pierre Hadot ve onun eserlerine ayırdım.

Pierre Hadot Kimdir?

Pierre Hadot, 1922-2010 yılları arasında yaşamış Fransız bir felsefe tarihçisi ve filozoftur. Özellikle Antik Yunan felsefesi ve bilhassa Yeni Platonculuk konusunda uzmanlaşmıştır. Hadot, kariyeri boyunca, Marcus Aurelius’un Meditasyonlar’ı, Aziz Ambrose’un David’in Savunması, Plotinus’un eserleri ve Romalı retorisyen Marius Victorinus’un teolojik eserleri de dâhil olmak üzere antik Latince ve Yunanca metinleri derlemek, düzenlemek ve tercüme etmekle ilgilendi.

Çalışmaları, klasik çalışmalarda ve Michel Foucault da dâhil olmak üzere düşünürler üzerinde geniş ölçüde etkili olur ve felsefeyi bir yaşam takdimi olarak kavramasıyla tanınır.

Kendisi, ayrıca özellikle Wittgenstein’ın özgün düşüncesini Fransa’ya sokan ilk felsefecilerden biri olarak kabul edilir. 2015 yılında Doğu Batı Yayınları tarafından çevrilen Wittgenstein ve Dilin Sınırları adlı eserinde “Daha önemlisi, felsefi söylem belli bir yaşam tarzının seçiminden bağımsız salt teorik bir etkinlik değildir. Aksine söz ve eylem, felsefi söylem ve filozofça yaşam, birbirinden ayrılmaz tamamlayıcı bir bütündür ve felsefe hayretle başlar: “Dünyanın nasıl olduğu değildir gizemli olan, olmasıdır” diyerek Antik Felsefenin kuşatıcı ve bütünsel bakış açısının izlerini aktarır. Wittgenstein’ın fikirlerinde dilin sınırlarını ve gizemini araştırmak isteyen tüm okuyucular için derinlikli bir kaynak olarak değerlendirilebilir.

Ayrıca Hadot, Antik Yunan ve Roma felsefelerini analiz edişiyle de diğer araştırmacılardan ayrılır. Antik Felsefede kullanılan ruhsal egzersizlerle ilgili detaylı çalışmalar yapmıştır ve bu egzersizlerin amacının öğrencide içsel bir dönüşüm başlatmak olduğunu, bu felsefi dürtünün anahtarının da Sokrates’te olduğunu belirtir. Tüm eserlerinde yinelenen bir tema olarak bu ruhsal egzersizleri kişinin varlığını dönüştüren bir yol olarak sunar (formation) ve bunun metinlerin ya da konferansların arasında değil tıpkı Sokrates döneminde olduğu gibi canlı bir iletişimin içinde ve gerçek bir konuşmada bulunabileceğini vurgular. Bu konuda yazdığı eserler arasında “Ruhani Alıştırmalar ve Antik Felsefe” ve “İçsel Kale” eserlerinin Türkçe çevirilerini bulmak mümkündür.

Ona göre, 20. ve 21. yüzyıl akademik felsefesi, felsefenin diyalog biçimlerinden teorik tefekküre kadar uzanan bir dizi manevi pratikteki eski kökenini büyük ölçüde gözden kaçırmıştır. Bu felsefi pratikler ve farklı antik okulların onlarla birlikte geliştirdiği felsefi söylemler, felsefi öğrenciyi yalnızca bilgilendirmekten ziyade biçimlendirmeyi amaçlardı. Antik felsefelerin amacının, insanlığın doğasının ve onun evrendeki yerinin kavranması yoluyla varoluşa karşı belirli, sürekli bir tutum geliştirmek olduğunu savundu.

“Felsefe bir sistem inşası değildir, kişinin kendisine ve çevresine naif bir biçimde bakma kararını almasıdır.”

Bu eğitimin amacı özellikle öğrencilerin tutkuları, alışkanlıkları ve yetiştirilme biçimlerinin aşıladığı yanıltıcı değerlendirmeleri, inançları ve tutumlarıyla mücadele etmeyi öğrenmelerini sağlamaktı. “Boşuna meşguliyetlerden ve abartılı endişelerden” uzak bir “dikkat dönüşümü”… Bu dönüşümsel süreçten geçmeden felsefi söylem ya da yazı geliştirmek, antikler için bir filozof değil, bir retorikçi ya da sofist olmaktı. Seneca’nın dediği gibi, yönelimleri gerçek bilgelik sevgisine (philosophia) değil, kelime sevgisine (philologia) dayanırdı. (Geleneksel olarak, hayatlarını söylemlerine göre yaşamaya çalışmadan ve söylemleri yaşam deneyimlerinden kaynaklanmadan felsefi bir söylem geliştiren kişilere sofist denirdi) Bununla birlikte, Hadot’a göre, MS 529’da antik felsefe okullarının yasadışı ilan edilmesiyle birlikte felsefe Batı’da büyük ölçüde kayboldu. Filozofların diyalektik teknikleri ve metafizik görüşleri, önce teolojiye, sonra da modern doğa bilimlerine entegre edildi ve tabi kılındı.

Avrupalı çağdaşlarının çoğundan farklı olarak Hadot’un eserleri berrak, ölçülü bir ifade ile karakterize edilir; argümanın netliği, gizli jargonun neredeyse tamamen yokluğu ve bazen kendiyle alay eden nazik bir mizah.

Hadot’un ilk kitabı, Plotinus veya Bakışın Saflığı 2016 yılında Doğu Batı Yayınları tarafından Türkçeye çevrildi ve yayınlandı. Hadot, hayatı hakkında çok az tanıklığımız olan, portresini yaptırırken bile yüzü kızaran ve tüm felsefesini kendi yaşamının aşkınlığına adamış bir düşünürün biyografisini yazmaya çalışmanın zorluklarının altını çizerek başlar. Bu eserde Plotinos’un aşkın bir varoluşa yönelmiş bireysel deneyimini aktaran Hadot, kendi en özgün yanı olan ve çağdaş felsefecilerde görmediğimiz antik felsefeyi okuma ve aktarma tarzını gözler önüne serer. Hadot’a göre, Plotinus’un metafizik söylemi “temel fakat ifade edilemez bir deneyim” tarafından canlandırılır. Plotinus’un Platoncu mecazlar ve argümanlardan açıkça ve alenen alıntı yapmasına rağmen, çalışmasına “benzersiz, karşılaştırılamaz ve yeri doldurulamaz bir tonalite” veren budur: deneyimi.

Hadot, Yalnız Şimdiki Mutluluğumuz isimli otobiyografik röportajında, genç bir adam olarak bir tür mistik deneyim yaşadığını söyler. “O zaman ebedi ben oluruz, anlatılmaz güzellik tarafından hareket ettiriliriz, kendimizi İlahi Düşüncenin kendisiyle özdeşleştiririz”. Hadot, Enneadlar çevirisindeki tek otobiyografik pasajın, Plotinus’un bu mistik birlik hakkındaki tanıklığına işaret ettiğini söyler.

“Bütün ruhanilik formları, ‘salıvermek’le, sınırlı ve sınırlayan benden vazgeçmekle başlar.”

Yaşam için Felsefe (Pinhan Yayınları) isimli eserinde Hadot, “Sokrates figürüne” ve ayrıca Sokrates’in atopisine (gizemli doğası) yer verir. Sokrates, Hadot’un “ruhsal egzersiz” dediği şey olarak tasarlanan felsefi diyalogun ilk ve eşsiz uygulayıcısıdır.

“Sokrates ölüme ne değer atfedeceğini bilmez çünkü onun elinde değildir ama ahlaki eylem ve niyetin değerini bilir, çünkü bunlar seçimine, kararına ve bağlılığına ağlıdır.”

Hadot, antik çağ boyunca Sokrates’in, her şeyden önce kendi yaşamı, ölümü ve örneğiyle filozofun bir modeli olduğunu vurgular: “Bunu her zaman, her yerde ve her şeyde gösteren ilk kişi oydu. Bize, günlük yaşamın içinde felsefe yapma fırsatı verdi”

Antik Felsefe geleneğinin ışıltısının günümüz dünyasında çok daha iyi ve etkin bir şekilde anlaşılmasına eşsiz katkılar yapmış Pierre Hadot’un eserlerinin son dönemde yoğun bir şekilde Türkçeye çevrildiğini görmek beni mutlu ederken, bu istisnai filozofun eserlerinin daha fazla okunmasını umut ediyorum.

Kemal KARADAYI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir