KONFÜÇYÜS VE İDEAL TOPLUM

Günümüzde Konfüçyüs, Uzak Doğu coğrafyasında büstlerine meyve, tütsü, mum sunuları yapılan dini bir figür, Batı’da ise sanki bir masal kahramanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Oysa gerçekte Konfüçyüs ne bir din adamı, ne de bir masal kahramanıdır. Kendini insanlığa adayan bir idealist, halkına müreffeh bir yaşam sunmak için çözümler sunan bir filozof, yorulmak bilmez bir gezgindir. Fikirleri o kadar insancıldı ki, onu inceleyenler dünyanın ilk hümanisti olarak tanımlamışlardır.

Konfüçyüs’ün fikirlerinin günümüze kadar gelmesinin nedeni zamanının sorunlarına çözüm ararken günümüzün sorunlarına da çözümler bulması, sözlerinin güçlü ve aynı zamanda halkın anlayacağı kadar sade olmasıdır. Düşüncelerini hayata geçirmek için durmak bilmez çabası ve insancıllığı onu değerli kılmıştır. Kendisini bir şeyin yapıcısı değil nakledicisi olarak görür. Eski zamandan gelen kutlu alışkanlık ve düşünceleri korumaya çalışmıştır. Der ki “Ben yapıcı değil, fakat naklediciyim. Eskilere inanıyor ve onları seviyorum.”

Konfüçyüs Doğu Chou hanedanlığının hüküm sürdüğü dönemde Lu eyaletinin, Qufu şehrinde MÖ 551 yılında dünyaya gelmiştir. Yaşadığı dönem ülkede siyasal sosyal, ekonomik ve ahlaki sıkıntıların en yoğun biçimde yaşandığı bir dönemdir. Yaşadığı dönemde ülke 170 tane derebeyliğe bölünmüştür. Merkezi yönetimi dinlemeyen beylikler kendi aralarında sürekli savaşmaktaydılar. Kimin kimle işbirliği yaptığı, kimin kime düşman olduğu belli değildi. Göstermelik bir hükümdar ve merkezi yönetim beyliklerin karşısında aciz durumdaydı. Bu şartlar altında vergiler çok ağırdı ve halk yoksulluk içindeydi.
Konfüçyüs’ün babası eski bir askerdi, dokuz kız çocuğundan sonra erkek çocuğu olmasını istiyordu. Babası 70 yaşındayken Konfüçyüs dünyaya geldi. Konfüçyüs doğduktan 3 sene sonra Konfüçyüs’ün babası öldü. Babasının ölümünden dolayı, Konfüçyüs hem okumuş hem çalıştı. Zor ve yoksul bir çocukluk geçirdiğinden halkın çektiği sıkıntıları iyi bilmekteydi.

Konfüçyüs çocukluğundan itibaren bilgiye ve gerçeğe büyük değer vermiştir. 15 yaşında hocasının bütün bilgilerine hâkimdi ve zamanın kadim kitaplarını okuma imkânına sahip olmuştu. Bununla birlikte, Konfüçyüs sadece bilgiyle uğraşan biri değil, hünerli bir avcı, bir araba sürücüsü ve mükemmel bir müzisyendi.

17 yaşında içinde yaşadığı Lu ülkesinin hükümet dairesinde ambar memuru olarak işe başladı, birkaç yıl sonra devlet otlaklarında kontrol memuru olarak atandı. 19 yaşında evlendi ve 20 yaşında bir oğlu oldu. 24 yaşındayken annesi öldüğü için işini bıraktı; çünkü annesi için iyi bir evlat olarak yas tutmalıydı. 3 sene boyunca annesi için yas tuttu. Daha sonra bir grup gence tarih, edebiyat ve politika dersleri vermeye başladı. Bilginlerin takdir gördüğü bir toplumda kendi ili ve çevresinde giderek ünlü ve aranan biri oldu.

Çince asıl adı Kung-Fu-Tze’dir. Üstat Kung demektir. Konfüçyüs ismi 6. yüzyılda Çin’e giden ve Konfüçyüs’ün Roma Katolik Kilisesi’nin azizleri arasına yer alınmasını isteyerek, papaya müracaat eden Cizvitler tarafından verilmiştir.

Konfüçyüs, ülkesinin cehenneme doğru sürüklendiği siyasi ve ahlaki yozlaşmanın ve düzensizliğin hüküm sürdüğü bir dönemde, bu çöküşü durdurmanın yollarını aramıştır. Hayalini kurduğu ülke toplumsal ve siyasi uyumun hüküm sürdüğü ideal bir yaşam modelidir. Konfüçyüs aradığı çözümü tarih kitaplarında bulur. Kendisinin canlandırmaya çalıştığı kültür, erdem yoluyla hükmetmenin efsaneleşmiş temsilcileri, İÖ 24. yüzyılın görkemli önderleri Yao, Shun ve Yü’dür. Şiddet ya da kalıtsal ayrıcalıklar olmaksızın tahta geçmek, son kez bu liderlerin döneminde olmuştur. Bu liderler zamanında halk huzurlu, uyumlu ve gönençli bir şekilde yaşamıştır.

Konfüçyüs, geçmiş iyi zamanlardaki Chou uygulama ve örneklerini takip ederek, geçmişteki gibi etik davranışları canlandırarak, şimdiki zamanın sorunlarına çözüm bulunabileceğini düşünür. Chou döneminde yaşanmış altın çağı canlandırmak için tespitlerde bulunur ve çözüm önerileri sunar.

Konfüçyüs sorunun ana nedenini basiretli yöneticilerin olmamasına ve etik değerlerin yitirilmesine bağlıyordu. Bu durum onu fazlasıyla rahatsız ediyordu. Hayalini kurduğu ideal devlet modelini kurmak amacıyla, 28 yaşında Lu’dan ayrılıp, fikirlerini uygulayabileceği bir beylik arayışına başladı. Yaşamı boyunca bu ideal için çok büyük çaba harcadı, yaşamının uzun bir süresi yollarda geçti. Gezginliği sırasında ona eşlik eden ve öğrenim alan pek çok öğrencisi oldu.

Konfüçyüs Lu eyaletinden ayrıldıktan sonra ilk önce Wei derebeyliğine gitmiştir. Wei derebeyi Konfüçyüs’ün kalmasını istemiş ve yönetimde yüksek bir mevki teklif etmiştir. Fakat ilkelerini burada kabul ettiremeyeceğini anlayan Konfüçyüs teklifi kabul etmemiştir. Wei ’den Ch derebeyliğine oradan da Lu derebeyliğine geri dönmesi 13 yıl almıştır. Gittiği her yerde Çin’in bir batağa ve umutsuzluğa saplandığını, halkın acı çektiğini gördü; ama buna rağmen uzun bir süre devlet görevi alma imkânı bulamadı, bu sürede yalnızca öğrenciler yetiştirdi.

Öğrencileriyle sürekli seyahat eden Konfüçyüs, yolculuk sırasında gördükleri olaylar üzerine öğrencilerine dersler veriyor ve gittiği yerde yeni öğrenciler de ona katılıyordu. Aristoteles’e benzer bir yöntem uyguluyordu, yani felsefenin laboratuvarını yaşam olarak ele alıyordu. Konfüçyüs bir manastırda kapanıp dersler vermeyi değil ama o dersleri yaşamla bağdaştırmayı tercih etmişti. Herkesin kendi ibadetini yapmasını hoş karşılıyordu fakat bedenin kuvvet gösterilerine ve savaşlar üzerine konuşulmasına izin vermiyordu. Tabiatüstü konulardan asla bahsetmezdi, insanların günlük hayatta kullanabilecekleri bilgiyle ilgileniyordu. Onun için asıl mesele bu âlemin nasıl yaratılmış olduğu değil, bu âlemin nasıl idare edileceği ve nasıl düzene sokulacağıydı. Öğrencilerine sürekli ısrar ettiği şey Çalışkanlık ve fazilet severlikti. Seyyar üniversitesinin ders programı musiki, şiir, tarih, edebiyat, medeni hayat, ahlak ve bilimdi.

Konfüçyüs hoşsohbet, neşeli, onuruna düşkün, başkalarına karşı saygılı bir kişiydi. Çok konuşanlara itimat etmezdi. Eleştirilerinde çok sakindi. Bilgi sahibi olmadığı konularda bildiğini iddia etmezdi. Mütevazı idi ve kendine güveni tamdı. Kendisini büyük göstermek için başkalarını asla küçümsemezdi. Gençlere çok değer verirdi. Müzikten ve eğlenceden hoşlanır, kendisi de flüt, ut çalardı. Ahlaka ve geleneklere uygun her türlü eğlenceye taraftardı. “Eğlence yalnız iyi vakit geçirmek değil aynı zamanda yaşamın bir parçasıdır” derdi.

Konfüçyüs 51 yaşında kendi beyliğinde devlet görevinde çalışma imkânını yakaladı. Lu eyaletinde hâkimliğe tayin oldu. Mesleğindeki dürüstlük ve şeref, halkın onu sevmesini sağlamıştı. Mesleği gereği karşılaştığı kavga ve tartışmaları taraflara verdiği öğüt ve gerçeklerle çözüyordu.

İşini o kadar iyi yapmıştı ki, sonrasında adalet bakanlığına kadar yükseldi. Onun iktidarda olduğu dönemde halk düzene girmiş, memurların ilk amacı işlerini düzgün yapmak olmuştu. Bu dönem, düşüncelerini uygulama imkânı bulan Konfüçyüs’ün hayatının en verimli yılları oldu.

Lu’daki bu iyi yönetim karşısında, Çi devleti, Lu devletini kıskandı ve Lu’yu yıkmak için bir plan hazırladı. Amaçları Konfüçyüs’le prensin arasını açmak ve böylece düzeni bozmaktı. Çi devletinden, güzel ve birçok sanat bilen 80 kız seçilip, Lu prensine hediye olarak gönderildi. Prens bu olaydan sonra işlerden önce zevke önem verip, ülke yönetimini aksatmaya başladı. Maalesef zevkler prensin zaafıydı. Devlet yönetiminin yozlaşmaya başladığını gören Konfüçyüs görevini bıraktı ve Lu’dan ayrılıp ve öğrencileriyle birlikte işbirliği yapabileceği faziletli bir hükümdar bulmak için beylikler arasında dolaşmaya başladı fakat hiçbir beylik tarafından kabul edilmeyince, Konfüçyüs kendini öğrenci yetiştirmeye adadı.

Yolculukları esnasında, öğrencileriyle saldırıya uğradılar, dövüldüler, açlık çektiler ama bu zorlu zamanlar bile onları yıldırmadı, aksine eğitimlerini ön plana çıkardı. Karşılaştıkları zorluklar onları hararetli ahlaki tartışmalara iter. Sorunlara çözüm önerirler sonra bunları sorgularlar.

Konfüçyüs’ün kendi çıkarı için yaşamadığına dair en büyük örnek onun yaşamıdır. O kolaylıkla bir hükümdarın boyunduruğunda yaşama şansı varken adalete bağlılığı nedeniyle zorluklar içinde yaşamıştır. MÖ 479 yılında hayatını kaybeder. Öğrencileri mezarı başında üç yıl boyunca matem tutmuştur.

Kesin olmamakla birlikte, Konfüçyüs’ün üç bin öğrencisinin olduğu söylenmektedir. Bu öğrencilerden yetmiş iki tanesi Konfüçyüs öğretisinin güçlenmesine ve yayılmasına uğraştıkları için önemlidir. Öğrencileri ile yaptığı konuşmalar Lun-Yüy adlı bir kitapta ölümünden 100 sene kadar sonra takipçisi Meng Tsu (Mençiyus) tarafından toplanmıştır. Birçok sözü bu kitaptan kaynak alınmaktadır.
Konfüçyüs’ün yaşadığı dönemde sorunlara çözüm bulmak amacıyla birçok düşünce akımı ortaya çıkmıştır. Bunlardan en önemlileri Lao Tse’nin Tao Chia ekolüyle Konfüçyüs’ün bıraktığı Ju ekolüdür. Ju ekolü Konfüçyüs’ün öğrencileri tarafından devam ettirilmiş ve etkisi Çin, Kore, Japonya olmak üzere tüm Güney Doğu Asya’ya yayılmıştır.

Konfüçyüs, insanın kendini değiştirmesinin bir çaba, bilgi ve bilinçle olacağını; kendisi değişince, toplumun ve dünyanın da değişeceğini söyler.

Konfüçyüs şöyle der “Erdemi bütün dünyaya anlatmak isteyen eski insanlar önce kendi memleketlerini düzenlediler. Memleketlerini düzenlemek isteyenler, kendi ailelerine iyi olmayı öğrettiler. Ailelerine iyi olmayı öğretmek isteyenler kendilerini yetiştirdiler. Kendilerini yetiştirmek isteyenler, kalplerini düzelttiler. Kalplerini düzeltmek isteyenler, düşüncelerinde samimi oldular. Düşüncelerinde samimi olmak isteyenler, bilgilerini yükselttiler. Bilginin yükselmesi şeylerin incelenmesini sağlar.”

Bir gün bir öğrencisi Konfüçyüs’e “tüm öğretilerini tek bir kelimeyle açıklar mısın diye sorar. Konfüçyüs “Şu” diye cevap verir. Şu, ‘diğer insanları düşünüp taşınmak’ anlamına gelir. Öğrenicisi Şu kavramını açmasını ister. Konfüçyüs, “kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma.” diye cevap verir.

Konfüçyüs her sorunun kökeninde erdem eksikliğini görmüştür. Bir konuşmasında şöyle der. “Erdem temel, zenginlik ise sonuçtur. Eğer temel ikinci ve sonuç birinci mesele olarak kabul edilirse, halk daima mücadele edecek ve hırsı öğrenecektir.”

Konfüçyüs sorunların nedenini ve çözümü 5 ana başlıkta toplamıştır. Aile, kültür, eğitim, törenler ve adil bir yönetim.

AİLE

Konfüçyüs çözüm için aşina olduğu uzun soluklu bir kurumdan ilham alacaktı. “Aile Kurumu” Konfüçyüs’e göre aile toplumun temel taşıydı. Toplumda yozlaşmanın olmasına rağmen aile bağlarının güçlü olduğunu ve aile üyelerinin eşlerin, babanın, ananın, ağabeylerin, kardeşlerin aile içinde kendine düşen bir görevi ve sorumluluğu olduğunu gözlemledi. Aile içindeki bu hiyerarşik yapı sağlıklı olarak çalışmaktaydı. Aile modelinin toplumdaki bozukluklar için potansiyel bir çözüm olduğunu tespit etti.

Aile içinde sorumlulukların yerine getirilmesi sadakat, dürüstlük, itaat, görev bilinci, saygı, yardımlaşma, evlat sorumluluğu, sevgi gibi erdemlerin canlanmasına vesile oluyordu. Toplumu değiştirmenin yolunun ailede var olan erdemleri dönemin hükümdarına aşılamaktan geçtiğini düşündü. Düzen aile seviyesinde işliyorsa bunu tepeye de uygulama düşüncesini benimsedi.

Eğer hükümdar tebaasını çocukları olarak görür ve onlara hem sevgi gösterir hem de disiplini sağlamak için gerektiğinde sert davranmasını bilirse, doğruluğu elden bırakmadan merhametli olursa bunun bir sisteme dönüşeceğini ve bu sayede etik değerlerin yukarıdan aşağıya topluma akacağını ve bunun sistemin her kesime faydalı olacağını belirtti.

Halkın şöyle demesi gerekirdi: “Hükümdarın nasıl yaşadığına bak, işte sen de öyle yaşamalısın.” Bu düşünce dağlardan inen bulutlar gibi insanların üzerine inecek ve herkesi kutsayacaktı.

KÜLTÜR

Konfüçyüs’e göre iyi bir devletin en önemli vazifesi kültür seviyesini yükseltmektir. Şiirden törenlere, müzikten spora insanların bilgilenmesini ve etkinleşmesini sağlamaktır. Konfüçyüs’ün kafasında aktif
ve bilinçli bir toplum yaratma fikri vardı ve kültürü yaymak bunu gerçekleşmesi için önemli bir yöntemdi. Kültürü ilerleterek tabandan, tavana doğru bir gelişme olacağını düşünüyordu.

EĞİTİM

Konfüçyüs eğitime büyük önem vermiştir. Konfüçyüs’ün ideal devlet oluşturma modelinin temelinde eğitim vardı. Konfüçyüs’e göre tüm toplumun eğitilmesi gerekmekteydi. İnsanlar toplumun iyiliği için eğitilir. İnsanlar eğitilsin ki, içlerinden çıkan akıllı ve çalışkan kişiler de devlet yönetiminde görev alsınlar. Devletin yükümlülüğü herkesi eğitmek ve devlet yönetiminde görev almalarına fırsat vermektir.
Konfüçyüs “Eğitimde sınıf ayrımına yer yoktur” der.

Konfüçyüs’ün insan eğitimindeki mantığı; en iyilerin başa geçmesini sağlamaktı. Bu düşünce kendisinden yüzyıl sonra yaşamış olan Platon tarafından teyit edilecekti.

Konfüçyüs “Anne babaların yükümlülüğü çocukların eğitimlerini takip etmek; çocukların yükümlülüğü ise okulu ciddiye almaktır” der.

İnsanların, tarih, siyaset bilimi, sosyoloji, edebiyat, müzik, görgü kuralları ve felsefe gibi çeşitli konuları incelemesi gerektiğini düşünüyordu. Böylece bilinçlenmiş olarak sorumluluk üstlenmeye hazır olacaklardı.

Çin’de tüm toplumun eğitilmesi fikri ve eğitilerek daha iyi bir toplum yaratılacağı fikri Konfüçyüs ile başlamıştır. Konfüçyüs şöyle der “Eğer halk kanunlarla yönetilir ve cezalarla yola getirilmek istenirse, halk kendilerini cezalardan kurtarmaya çalışacak, fakat yaptıklarından hiç utanç duymayacaklardır. Halk erdemle yönetilir ve eğitimle yola getirilmek istenirse, halk kanunlara uymaya çalışacak ve uymadıklarında utanç duyacaklardır ve böylece iyi olmaya çalışacaklardır.”

TÖRENLER

Törenlere ancak ruhu olan törenlere önem veriyordu. Çünkü törenler sembolik olarak bir şeyin ruhunun canlandırılmasıdır. Konfüçyüs’ün fark ettiği törenlerin kişiliğimizde kalıcı olarak değişiklikler yapabileceğiydi. Gelenekten gelen törenler doğru tavır ve içtenlikle uygulamayı huy edinmek, zihinleri değiştirebilirdi. Erdemli hisler, erdemli varlıkları yaratırdı. Tören vasıtasıyla insanın içindeki iyiliği ve bu tür nitelikleri beslemek ve böylece söz konusu insan içten içe bütünüyle dönüşüme uğrayabilirdi.

Salt fiziksel bir eylem olarak uygulanan tören kendisi olan ancak kokusu ve özü olmayan bir çiçek gibidir.

Konfüçyüs şöyle der “Eğer yöneticiler bir ülkeyi tören ve saygı ile yönetemiyorlarsa törenler ne işe yarar? Eğer insanlar insanca değilse, törenlerin ne önemi vardır.”

ADİL BİR YÖNETİM

Konfüçyüs kalıtsal yetkiye, kan bağıyla gelen soyluluğa inanmıyordu. Hükümdarlık dâhil tüm kamu görevlerinin bu iş için uygun olanlar tarafından yürütülmesi gerektiğine inanıyordu. Konfüçyüs toplum için görev yapacak devlet yöneticilerine verdiği isim Chun Tzu’dur. Eğer ideal bir devlet kurmak düşünülüyorsa yöneticilerin de ideal olması gerekirdi. “Sadece iyi ahlaklı kişiler yönetime talip olmamalıdır aynı zamanda bu kişiler bilgili olmalıdır. Bir Chun Tzu eğitimi için çok çalışmalı, tarih, idari bilimler ve eski medeniyetler hakkında bilgi sahibi olmalı ve sonra da bu öğrendiklerini hayata geçirmelidir.”

Chun Tzu, ideal insan, erdemli insan, üstün insan, örnek insan demektir. Chun Tzu’nun kelime anlamı “hükümdar oğlu” olda da, Konfüçyüs bu sıfatı kullanırken aileden gelen bir asaletten değil, insanın doğasından gelen bir asaletten bahsetmekteydi. Konfüçyüs için soyluluk kan bağı ile ilgili bir durum değildi. Hak eden herkes soylu olabilirdi. Tüm insanların özü iyidir ve herkes asil olma potansiyeline sahiptir. Ama hiç kimse, hükümdarın oğlu bile, hiçbir şey yapmadan Chun Tzu sıfatı alamazdı. Konfüçyüs “Chun Tzu doğulmadığını, chun Tzu olunacağını” söylemiştir. “Chun Tzu öyle bir insan olmalıdır ki, onun yönettiği ülkede huzur ve barış olsun. İnsanlar refah içinde yaşayabilsinler. Savaş, kargaşa ve acı olmasın.”

Chun Tzu bu şekilde açıklanınca hedef kitlenin yöneticiler olduğu anlaşılmaktadır. Keza bütün problemleri çıkartanlar ve aynı zamanda çözebilecek olanlar yöneticilerdir. Bir Chun Tzu davranışlarıyla halkı eğitir. Eğer halk yöneticilerinin soylu bir ruha sahip olduğundan eminse, liderlerini örnek alır. Ülkenin ahlak seviyesi böylelikle yükselir.

“Halkın yöneticiye olduğu kadar yöneticilerin de halka karşı sorumlulukları vardır. Yöneticiler halkına güvenli ve rahat bir yaşam sürmesi için gerekli eğitimi vermekle ve halkı korumakla yükümlüdür.”

Öğrencisi Tzu Kung sordu. Üstün insan kimdir? Üstat cevap verdi: “O kişi konuşmadan önce eyleme geçer ve sonra eylemine göre konuşur.”

Üstat dedi ki: “Büyük ve üstün insan, özgür fikirlidir fakat partizan değildir; ancak küçük bir insan partizandır fakat özgür fikirli değildir.”

“Bir Chun Tzu onurludur ama kibirli değildir; aşağı insan kibirlidir fakat asla onurlu olamaz.”

“Büyük ve üstün insan erdemi, küçük insan ise rahatını düşünür. Üstün insan kanunlar üzerine kafasını çalıştırır, küçük insan ise kendi faydasını aramaya bakar. Büyük ve üstün insan kendini bulmaya çalışır, küçük insan başkalarında arar.”

Tzu-Lu üstün insan hakkında sordu;

Konfüçyüs: “Kendisini büyük bir dikkatle yetiştirmek isteyen kimsedir” dedi.

Tzu-Lu: “Hepsi bu kadar mı?” diye sordu.

Konfüçyüs: “Başkalarına rahatlık verecek kadar kendini yetiştiren kimse” dedi.

Tzu-Lu “Hepsi bu kadar mı?” dedi.

Konfüçyüs: “Bütün insanların rahatlığını sağlamak için kendini yetiştiren kimsedir.”

Konfüçyüs özellikle yöneticilerin “ideal insan” olmalarını istemektedir. Yöneticiler ideal insan olacak ki, çevresindekiler ve halk da onu örnek alsın.

Konfüçyüs dedi ki: “Bir prensin davranışları doğru ise, buyruklar çıkarmadan da hükümet işleri yapılabilir. Eğer kendisi dürüst davranmaz ise, her ne kadar buyruklar çıkarsa da, bunlara kimse riayet etmez.”

Chun Tzu’nun gerekliliğine inanmış olan Konfüçyüs ülkenin başındaki en büyük erk olan hükümdarın da Chun Tzu ruhuna sahip bir yönetici olması gereğini düşünmekteydi. Toplum içindeki her şey baştan sona kadar düzen içinde olmalıydı. Konfüçyüs bu sistemin anahtarının hükümdarın elinde olduğunu da biliyordu.

“Ülkenin benliği hükümdarın benliğinin ötesinde ise hükümdarın benliği ülkenin benliği için çalışır. Aksi takdirde bozuk bir düzen vardır.”

Mevsimler dolayısıyla bir yerden bir yere göç etmeleri ve sıcak iklime ulaşmaları gereken göçmen bir kuş sürüsü düşünelim. Başta liderlik yapan kuş arzuları dolayısıyla sürüyü kendi istediği yere sürüklüyorsa artık orada bozuk bir kuş sürüsü vardır. Çünkü lider sadece kendi zevk ve sefalarının tutsağıdır.

“Kar amacı ile çalışan hükümdarlar toplumsal düzen ve ahlakı bozar.”

“Halk ota benzer, hükümdar ise rüzgâra. Rüzgâr esince otlar yatar.”

Chi K’ang Konfüçyüs’e hükümet hakkında sordu. Konfüçyüs cevap verdi “Memleketi yönetmek demek, halkı doğru yola götürmek demektir. Eğer halkı doğrulukla yönetirsen, doğru davranmamaya kim cesaret edebilir?”

Konfüçyüs toplum için değerli bir yapı taşı olan Chun Tzu’nun erdemli bir insan olması, tüm davranışlarının ve düşüncelerinin Erdem ilkesine uygun olması gerekliliğinden bahsediyordu. Buna Tao-Te denmekteydi.

Konfüçyüs’e göre Chun Tzu’da olması gereken temel erdemler; insanlık, sevgi, anne babaya saygı, ölçülülük, liyakat, adalet, sadakat, bilgili olmak, akılcı olmak, bağışlayıcı olmak, cesur olmak, irade sahibi olmak, iyi gözlem yapmak, can kulağıyla dinlemek, dostça bir anlatıma sahip olmak, tavırlarında saygılı, konuşmasında ölçülü olmak, işinde ciddi olmak, şüphelenince soru sorabilmek, kızıp öfkelenince nelere mal olacağını hesap edebilmek, eline bir fırsat geçtiğinde bunun hakkaniyete sığıp sığmadığını sorgulayabilmek. Bunlardan bazıları hakkında Konfüçyüs’ün görüşleri şöyledir.

REN (İnsanlık- İnsancılık-Hümanizm)

Konfüçyüs’ün 2500 yıldır bize hitap etmesinin nedeni onun ilkelerinin altında insanlık değerlerinin yatmasıdır.

Konfüçyüs için her şeyi kapsayan tek bir erdem vardı. Bu geliştirilmesi en önemli ama elde edilmesi en zor erdemdi. “Ren” yani insanlık.

Ren kelime olarak “şahane bir fikir” anlamına geliyor, ama gerçek anlamı, insaniyet, insanlık, insancılık demekti. (Hümanizm) Konfüçyüs’ün bütün değerleri bu erdeme bağlı idi. Ren hem en yüksek ideal hem de insan olmak için asgari gerekliliktir. Konfüçyüs’e göre insanlık, hiçbir zaman tamamlanmayacak bir idealdir. Bundan dolayı insan olma mücadelesi ne olursa olsun sürer.

Cesaret Ren ile birleştiğinde basit cesaret değil, insanlık için yapılan cesaret olur.

Adalet Ren ile birleştiğinde sert bir caza yerine, merhamet içeren insani adalete dönüşür.

Bilgi ren ile birleştiğinde, bilgelik olur.

Aynı zamanda insanın gelişmesi anlamına gelen Ren’i gerçekleştirmek için öğrenim gerekir. Bu öğrenim bilgi edinmek ya da yetenekleri geliştirmek değil kişinin karakterini inşa etmeyi öğrenmesidir.

Konfüçyüs Ren uygulama yöntemi için şöyle der “İnsanca olanlara gelince, kendilerini oluşturmaya çalışırken, başkalarını da oluştururlar. Başarıya ulaşmaya çalışırken, başkalarını da başarıya ulaştırırlar.

Yakınlarından ders çıkartabilirler. Bunlara insancılığın yöntemleri denebilir.”

JEN (Sevgi)

Jen, insanlığa ve tüm dünyaya karşı duyulan sevgidir. Konfüçyüs’e göre her şey merkezden başlar ve dışa doğru yayılır. Bundan dolayı sevgi de içte başlayıp dışa doğru yayılır. Konfüçyüs, Jen (insanları sevmek) ile Yi (dürüst olmak, adil olmak) sözcüklerini birlikte kullanıyordu. Jen kişinin içinde olan sevgisidir. Yi ise sevginin dışa akmasıdır. Yani sevginin adil, dürüst davranışa dökülmesidir.

Konfüçyüs Jen kavramına çok önem vermekteydi. Konfüçyüs’ün düşüncelerini içeren Lun-Yüy kitabı toplam 492 maddeden oluşmakta ve 58 maddesinde Jen konusu işlenmiş 108 kez Jen sözcüğü geçmiştir.

HSİAO (Ana Babaya Saygı)

“Örnek evlat olmak”, “hayırlı evlat olmak”, “iyi çocuk olmak” manasına gelir. Konfüçyüs aileyi toplumun nüvesi olarak gördüğünden aile bağlarına çok önem veriyordu. Bu bağı sağlam oluşturmanın yolunun büyüklere saygı, vefa olduğunun bilincindeydi.

Hsiao ana babaya olan görevlerin eksiksiz yerine getirilmesi anlamına gelmektedir. Bununla birlikte büyüklerin de küçüklere karşı olan görevlerini kapsamaktadır. Ancak çocukların ebeveynlerine karşı olan görevleri ön plana çıkartılmıştır. Buna göre çocuklar küçükken ana babaya kesin itaat etmeli ve onları üzmemelidir. Bir iş sahibi olunca da onların bakımını üstlenmelidir. Ana baba yaşlandığında sürekli hizmet etmeli öldüklerinde kurallara uygun törenler düzenlemeli, iyi bir mezar yaptırmalı, mezarı sık sık ziyaret etmelidir.

CHUNG YUNG (Ölçülülük)

“Aşırılıktan kaçınmak”, “Her şeyi kararında yapmak” “ölçülü olmak”, “Abartıdan uzak durmak” anlamına gelir.

“Chung Yung”, “Yi” (adil ve dürüst olmak) ilkesinden doğmuştur. Her şey adil olmalıdır. Konfüçyüs’e göre, ülkedeki savaşların nedeni “Chung Yung” eksikliğinden yani aşırı isteklerden doğmaktadır. İktidar sahibi olmak, daha güçlü olmak, daha fazla toprağa sahip olmak, daha fazla insana hükmetmek, daha zengin olmak vs. Chung Yung ilkesine göre her şeyin aşırısı zararlıdır. Yemekte, içmekte, ödülde, cezada, tepkilerde, isteklerde vs.

Eğer işlenen bir suça hak edilenden fazla ceza verilirse, kişi kendine âdil davranılmadığını düşünecek ve hırçınlaşacak, asileşecektir. Cezayı verene düşmanlık besleyecektir. Bir kişiye hak ettiğinden fazla ödül verilirse, kişinin davranışlarını olumsuz etkileyecektir. Bu kişi şımaracak ve daha fazlasını isteyecektir ve elde edemeyince mutsuz olacak, huzursuzluk yaratacaktır. Chung Yung’un en iyi örneğini doğada görmekteyiz. Normal yağan bir yağmur bereket getirir, aşırı ve az yağan yağmur ise zararlıdır.

CHENG MİNG (Liyakat)

Cheng Ming, kişinin bulunduğu mevkie uygun davranışlar içinde olmasıdır. Herkes Cheng Ming ilkesine göre davransa, olabilecek kargaşalar önlenmiş olur. Herkes aldığı sorumluluğun bilincinde olmalıdır. Hükümdar hükümdarlığını, halk da halklığını bilmelidir.

Bir bey Konfüçyüs’e sorar: “Yönetici olsan yapacağın ilk iş nedir? Konfüçyüs’ün cevabı nettir. Herkesin görev ve sorumluluklarını tanımlarım.”

“Yetki ve sorumlulukların belirlenmesi bu kadar önemli midir?”

Konfüçyüs şöyle cevap verir: “Yetki ve sorumluluklar belirlenmez ise, herkes herkesin işine karışır. Bunun sonucunda kargaşa olur.”

Konfüçyüs’e iyi bir devlet nasıl olmalıdır diye soruyorlar. Konfüçyüs’ün cevabı şöyledir: “hükümdarın hükümdar, nazırın nazır, babanın baba, evladın evlat olmasıdır. Aksi takdirde ortada buğday olduğu hâlde ekmek yiyemeyiz.

Konfüçyüs diyor ki, “O görevde değilsen, o görevle ilgili düşünme.” Mesaj nettir, herkes kendi işini yapmalıdır.”

Yi, Doğru olmak, dürüst olmak, adil olmak, dürüstlük ve adalet anlamını taşımaktadır. Özellikle yöneticiler hak dağıtırken dürüst ve adil olması gerekmektedir.

“Değerli bir insan görüp de ona bir memuriyet vermemek yahut bu işi pek çabuk yapmamak saygısızlıktır. Değersiz insanları görüp de uzaklaştırmamak veyahut bunu uzun bir süre sonra yapmak yanlış bir davranıştır.”

“Büyük kafalı kişiler adalet ve görev bilinciyle, küçük kafalılar ise kar ve yarar için çalışırlar”.

“Adalet ve düzen, bireylerin ve hükümdarın çıkarlarından üstün olmalıdır.”

Konfüçyüs’e göre ülkede huzur ve barışın sağlanması etik ve bilinçli bir halka ve Chun Tzu’ların oluşmasına bağlıydı. Chun Tzu’lar eğitimi ve kültürü halka taşıyarak halkı daha etik ve bilinçli duruma getirecek; etik, bilinçli ve aileden elde ettiği erdemler ile güçlenmiş halkın arasından en iyi olanlar da Chun Tzu olacaktı. Böylece tabandan tavana ve tavandan tabana eşgüdümlü olarak, kendini sürekli yineleyen döngüsel bir akış sağlanmış olacaktı. Bu döngüsellik içinde sistem kendini sürekli tazeleyecek ve daha iyi bir halk daha iyi yöneticileri; daha iyi bir yöneticiler de daha iyi halkı doğuracaktı. Konfüçyüs’e göre insanlığın normalleşmesi için 100 senelik iyi bir yönetimin olması gerekmekteydi. Fakat buradaki asıl soru bu sistem nasıl başlayacaktı? Konfüçyüs bu sistemin kurulmasına yol açacak kişinin devletin en üst yöneticisi olduğunu bildiğinden hayatı yollarda, böyle bir lideri aramakla geçti. Bu sonuca Konfüçyüs’ten 123 sene sonra doğmuş Platon da değinmiştir. Platon Devlet kitabında, ideal devletin kurulabilmesi için “ya kralların filozof olması, ya da filozofların kral olması gerekir” diye belirtmiştir.

Filozof liderlere rastlayamadığımız çağlarda, oturup böyle bir yöneticinin gelmesini mi beklemek gerekir? Zamanımızı durumları kınayarak mı geçirmeliyiz? Veya kendimizi duruma adapte edip seyirci mi kalmamız gerekiyor? Konfüçyüs bu soruları soranlara cevabı şöyle olmuştur “karanlığa küfredeceğine bir mum yak.”

KAYNAKÇA:
Aktiffelsefe Kültür Derneği yayınları.
Konfüçyüs Düşüncesinin Temelleri – Thomas Cleary – Anahtar Kitaplar Yayınevi 1996
Konfüçyüs’ün Öğretileri (Lun-Yüy) – Sümer Kitapevi 1997
Konfüçyüs – Bülent Okay – Okyanus Yayınları 2004
Kapı Komşum Konfüçyüs – T.R.Reid- Aykırı Yayıncılık 2006
Antik Dünyanın Dehaları belgeseli BBC

DAVİD İSRAEL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir