/ÖZ GÜVENLİ ÇOCUKLAR YETİŞTİRMEK  

ÖZ GÜVENLİ ÇOCUKLAR YETİŞTİRMEK  

Günümüzde anne-babaların çocuk yetiştirirken en önemsedikleri konulardan biri de kuşkusuz “öz güvenli” bir çocuk yetiştirebilmek. Kimisi kendisi geçmiş yaşantısında yeterince öz güvene sahip olmadığı için yaşadığı güçlükler nedeniyle kimisi de çağımızdaki çetin yaşam koşulları karşısında çocuğunu daha güçlü kılabilmek adına kendine güvenen bir çocuk yetiştirmeyi hedefliyor. Böyle bir kaygı içindeki anne-babalar hangi davranış ve tutumlarının çocuğunun öz güvenini geliştirdiği konusunda kafa karışıklığı yaşayabiliyor.

Ne yazık ki çoğu zaman öz güvenli çocuk yetiştirmek adına pek çok hatalar yapılabiliyor. Çocuğa kaldırabileceğinin üzerinde özgürlük tanımak, incinmesinden duyulan endişe nedeniyle yaşayabileceği bütün problemleri engellemeye çalışmak, sorumluluk vermek yerine onun adına birçok işi halledivermek, karar verme becerilerini geliştirmek adına sadece çocuğun verdiği kararlara bağlı hale gelmek bunlardan sadece bazıları. Bütün bu tutum ve yaklaşımlar maalesef çocuklarımızı ben-merkezci,  sabırsız, öfke kontrolünden ve problem çözme becerilerinden yoksun yapabiliyor.

Öte yandan günümüz çocukları için durum hiç de kolay değil. Hızlı gelişen ve değişen dünyada çocuklarımızın üstesinden gelmesi gereken güçlükler hem niceliksel hem de niteliksel açıdan artıyor. Boşanma, akran zorbalığı, istismar gibi çeşitli travmatik yaşantılar çocuklar için örseleyici olabiliyor. Bunun yanı sıra yetişkinlerin içine düştüğü “zaman telaşı” çocukları da aynı dar boğaza sokup; okuldan, dershaneye, spor antrenmanlarından müzik aktivitelerine ailelerinin onlar için çizdiği yaşam sınırları içinde çocuklar da aynı koşuşturmacanın esaretini yaşayabiliyor.

Çocuklarda öz güveni geliştirmek adına yapılan ama çoğu zaman öz güveni örseleyici davranışların genellikle bilgisizlikten, kafa karışıklığından, anne-babaların kendi anne-babaları gibi olmamak adına geliştirdikleri işlevsiz yeni tutumlardan, çocuklarını içine ittikleri rekabetçi bir yaşamdan kaynaklandığı söylenebilir. Öte yandan anne-babalar çocuk yetiştirirken neyi yapmamaları gerektiğini çok yerden duyarken neleri yapabilecekleri konusunda net önerilere ulaşamayabiliyorlar.

Peki, öz güvenli çocuk yetiştirmek nasıl mümkün olur? Aslında bu “başarı” ya da “başarısızlık” gibi bir sonuçtan ziyade bir süreç meselesidir. Bir ömür boyu çocukla kurulan ilişki ve iletişimin kalitesiyle de şekillenebilecektir. Yaşamının her döneminde çocuğunuzun öz güveni inşa etmek için fırsatlar vardır. İşte bu fırsatlardan bazıları…

İhtiyaçlarını karşılamak: Eminim ki bunu okuduğunuzda “çocuklarımız için çalışıyoruz zaten” diye içinden geçirenleriniz olacak. Günümüz dünyasının sorunu ne yazık ki çocukların ihtiyaçlarını karşılama konusundaki güçlükten ziyade bir oran, denge sorunu olarak karşımıza çıkabiliyor. Gerçekten aç olan, çalışmak zorunda kalan çocukları saymazsak eğer günümüzde çoğu anne- baba varını yoğunu çocuklarına adayabiliyor.  İhtiyacı olmadığı halde arkadaşlarının gerisinde kalmasın diye girişilen madde dünyasındaki alış-veriş yarışı, değişme sıklığı takip edilemeyen cep telefonları, cep telefonlarına bağlanan internetler, tabletler… Bütün bunlara ulaşmak için çaba harcamaya gerek duymayan bir nesil. Çocuk öyle bir alışıyor ki almaya… Anne-baba bir seferinde “almayacağım” dediğinde evde kıyametler kopabiliyor;  çocuk merkezinde dönen ailede anne-baba arasındaki ilişkiler bozulabiliyor, bu konular nedeniyle anne-baba arasında oluşan tutum farklılıkları başka krizleri tetikleyebiliyor. Öte yandan bu durumu keşfeden çocuklar süreci başarıyla manipüle edebiliyorlar;  ailesine yetersiz anne-baba duygularını yaşatacak mesajları göndermenin mucizevi sonuçlarını görüveriyor, isteklerine ulaşıveriyorlar. Bu döngü böylece her seferinde tekrarlanabiliyor.

Aslında çocukların ihtiyaçlarının karşılanmasının yarattığı güven duygusu bebeklik dönemine kadar dayanır. Yaklaşık bir yaşına kadar bebeğin en temel ihtiyacı “karnının doyması”dır. Ağladığı anda annesinin yanında olacağını bilmesi, karnının acıktığını fark edebilen birinin varlığından duyulan güven, çocuğun öz güveninin çekirdeğini oluşturan ilk adımdır. Bu kişi ister anne olsun, ister baba, ister bakıcı veya herhangi başka biri, yeter ki bu ihtiyaçları fark edebilsin, anında karşılayabilsin, duyarsız kalmasın, ertelemesin. Günümüzde ne yazık ki bu durum biraz tersi yönde işleyebiliyor.  Artık birçok anne-baba çocuğunun yemek yememesinden mustarip!  Evet, anne-babanın beklendiği kadar yemek yemeyen çocuklar var, yok değil! Beklentiler onların kaldırabileceğinin üzerindeki miktarları içerince, acıkmadan yemeğe zorlanınca, çocuğun anneyle iletişim kurabildiği tek nokta yemek yedirme mücadelesi olunca çocuklar direnç geliştirebiliyor. Ama kolay değil her durumu fırsat bilen bir anne-babanın çocuğu olmak. Arabada, oyun parkında, kaydıraktan kayınca, salıncaktan inince her zaman ve her yerde ağzına tıkılan bir yiyecekle karşı karşıya olmak çok da kolay olmayabilir. Üzülerek eklemeliyim ki bebeği doyurmada aşırılığa kaçmak çocuğun ileride bağımlılık gibi kişilik problemleri yaşamasına neden olabildiği söyleniyor. İşte öz güvene en büyük darbe! Beklenilen doğru tutum ise bebeğin mimiklerini doğru okumak, acıktığında karnını doyurmak, ağladığında duyarsız kalmamak gibi ilgi ve şefkat içeren tutumlardır.

Sevmek: İstisnalar dışında çoğu anne-baba çocuğunu sevdiğini söyler. Kuşkusuz da öyledir. Oysa burada kastedilen daha çok koşulsuz sevmek. Sınavlardan düşük not alsa da sevmek, en yakın arkadaşımızın çocuğu kadar sportif, girişken vb. olamasa da sevmek ve en önemlisi bunu ona hissettirmek. Çocuğu hediyelere boğmak değil! Onu yaşıtlarıyla kıyaslamak, alay etmek, hoş olmayan adlar takmak,  “sen zaten hiçbir şeyi başaramazsın” mesajları göndermek çocuğun öz güvenine bizzat anne babaların attığı darbeler olabilmektedir. Örseleyicidir, yaralayıcıdır, güven kırıcıdır. Her maddede göz önünde bulundurulması gereken en önemli nokta “denge”yi sağlamaktır. Çocuğu aşırı sevmek aşırı koruyucu olmayı getirir. Aşırı korunan çocuklar kendi ayakları üzerinde duramaz, hayatın gerçeklerini öğrenemez, sorunlar karşısında baş etme becerilerini geliştiremez. Okulda bir arkadaşıyla kavga edince okulu birbirine katan anne-babalar, hatta birbirlerini arayıp tehdit edenler, okulu gelip diğer çocuğu sıkıştıranlar günümüzde hiç de azımsayamayacağımız kadar sık tanık olduğumuz durumlar. “Zaten gelecekte hayatın zorlukları ile baş başa kalacak, şimdi fırsatım varken ben çocuğumu koruyayım” diye düşünen anne babalar ne yazık ki en büyük yanılgının içinde olabilirler. Çocuğunun geleceğini elleriyle inşa edenler dahi çocuklarının acı çekmelerini engelleyemeyebilirler. İzin verin çocuğunuz doğal sürecinde yaşayarak doğrulmayı öğrensin. Tabii ki bunun diğer ucu olan çocuğuna aşırı özgürlük tanıyan, ilgisiz, travmatik yaşantıların içine iten anne-baba tutumlarından uzak durarak…

Sınır koymak:  Tam da bu noktada sınır koymanın öneminden bahsedebiliriz. Günümüzde ne yazık ki çoğu aile çocuk merkezli bir yapıya sahip. Arkadaş gibi anne-baba olma kaygısı taşıyan ebeveynler çocuklarıyla arasını bozmamak adına veya onların öz güvenini zedelememek, onları başarılı bir birey olarak yetiştirmek adına gerekli sınırları koymaktan uzaklaşabiliyor. Oysa sınır ve kuralların olmaması sebebiyle oluşan belirsizlikler çoğu zaman kaygı vericidir.  Bu sebeple, toplumsal kuralları çocuklarına öğreten ve etkin sınırlar koyabilen anne-babalar, çocuklarının arkadaşları tarafından kabul görmesine, toplum içinde onay görmesine ve daha mutlu bir yaşam sürmesine yardımcı olabilmektedir.  Çocuklara koyulabilecek sınırlardan bazılarını şöyle örnekleyebiliriz;  süpermarkete gittiğinde evde var olan onca oyuncağına rağmen bir başkasını  da alamaması, misafirin evindeki oyuncağı eve getirememesi, o istedi diye alış-verişe çıkılıp o sıkılınca eve dönülmemesi, sadece onun istediği TV programlarının izlenmemesi…

Sorumluluk vermek: Sınır koyma noktasında güçlük yaşayan anne-babalar çocuğuna sorumluluk vererek bir adım atabilirler aslında. Sorumlu davranışlar sınırlı davranışları da içerebilir. Örneğin, çocuğun yemek masasını hazırlarken yardım etmesi konusunda ona verilen bir sorumluluk yemek saatinde bilgisayarının başında oynama davranışına getirilmiş bir sınırdır aynı zamanda. Çocuğa yapabileceği küçük şeylerden başlayarak sorumluluk vermek, bu süreç içinde onu gözlemlemek ve süreç içindeki çabalarını fark eder etmez takdir etmek, sonunda da onun başarı duygusu yaşamasını sağlamak öz güveni geliştirici olabilecektir.

Takdir etmek: Tıpkı yetişkinler gibi çocukların da en önemli ihtiyaçlarından biri en çok güvendikleri, inandıkları ve kendilerini beğendirmeye çalıştıkları (ergenlik döneminde bile) anne-babalarından olumlu geri-bildirimler almaktır. Burada dikkat edilebilecek en önemli nokta, çocuğunuza sırf çocuğunuz olduğu için veya onun zayıf gördüğünüz yönünü desteklemek için gerçekçi olmayan, abartılı övgü cümleleri söylememek olacaktır. Keza böyle bir durumda en şiddetli tepkiyi yine çocuklarınızdan alma olasılığınız doğabilir. Takdir etmek gerçek bir davranışa veya çabaya verilen olumlu geri-bildirimlerdir. Bu geri-bildirimler sözel olabileceği gibi omzunu sıvazlamak, başını okşamak, gözlerinin içine bakarak gülümsemek, elinizde başarı işareti yapmak gibi birçok davranışı da içerebilir.

Değer yargılarını öğretmek: Değer yargılarının hızla yitirildiği veya önemsizleştirildiği günümüzde bu maddeye özellikle ve son olarak değinmek istedim. Şimdi kafanızda “tamam değer yargıları önemli bir şey ama öz güvenle ne ilgisi olabilir” diye bir soru geçiyor olabilir. Tam da bu noktada değer yargıları diyerek neyi kastettiğimi açabilirim biraz. Değer yargıları ile dürüstlük, adalet, hoşgörü, saygı, sabır, disiplin, azim… ve daha birçok erdemi kastediyorum. Her bir erdemi tek tek ele alacak olsak (örneğin disiplin, sabır, azim gibi) bunların tek başına bile öz güven inşa etmeye katkılarından sayfalarca bahsedilebilir. Ancak daha genel bir bakış açısıyla diyebilirim ki, erdemlere sahip olmak kişinin boşluğa düşmesini engelleyebileceği, kendi iç-dengesini bulmasına yardımcı olabileceği, hangi durumda nasıl davranacağını bilemediği durumlarda yol gösterici olabileceği için öz güvenli birer birey olmada temel yapı taşlarını, iç dinamizmi oluşturabilecektir. İşte bu yüzden de değer yargılarını çocuklarımıza vermek hem öz güvenli çocuklar yetiştirmek hem de öz güvenli bir toplum olabilmek için en önemli madde sanırım.

Nurten KARACAN

Uzm. Psikolojik Danışman