güzellik

AFRODISIAS ANTİK KENTİ – 2

ADIM ADIM KUTSALA DOĞRU

Arınma Merkezi

Daha önce de bahsedildiği gibi hamamların tapınağın sırtında yer alması, kentin kutsal alanına girmeden önce ziyaretçilerin arınması gerekli olduğunu göstermektedir.

Hadrian Hamamları

İmparator Hadrianus MS birinci yüzyılda Afrodisias’a gelmiş, Kent meclisi, bu ziyaret onuruna onun adını vererek Hadrian halk hamamlarını yaptırmıştır. Hamam Güney Agora’nın batı stoasına bitişiktir. Sütunlu büyük bir avlu ve biri beşik tonozlu, diğeri mermer mimariye sahip iki ana bölümden oluşur. Oldukça büyük boyutlu kireç taşı bloklardan yapılmıştır. Zemin ve havuzlar ise mermerdir. Yapının altındaki ısıtma sistemi (hipocaust) oldukça karmaşık galeriler ve dehlizlerden oluşur. Kuzey girişinin önünde sütunlu mermer havuz bulunur. Sağ tarafta ise giyinme soyunma odaları, soğukluk, ılıklık ve sıcaklık odaları yer alır. Ön avlu oldukça süslü motiflerle bezenmiştir. Mermerlerin üzerleri Afrodisias Mermer Okulu’nun özelliği olan Akantus yaprakları arasında Eros, insan ve hayvan figürleri ile bezenmiştir. Saçakların konsol başlarında dev mitolojik başlar vardır. Arınma kompleksi dört geniş odanın merkezinde bir konser salonundan oluşur. Kentte bulunan çok sayıda ve en iyi heykeller burada bulunmuştur. Yapı, adeta hem bir arınma merkezi hem de adeta mermer heykel müzesidir.

Kutsala Giriş – Tetrapylon

Şehrin sembolik figürüdür. Şehir planına bakıldığında şehrin iki ana caddeden oluştuğu görülebilir. Biri güneydoğu aksında olan tiyatronun aşağısından kuzey kapısından gelen yoldur. Bu yolun batı tarafında Afrodit Tapınağı’nın doğu kısmında kalan muhteşem ve görkemli bir yapı yer alır. Tetrapylon.

Tetrapylon dört kapı anlamına gelmektedir. ‘Tetra’nın kelime anlamı dört, ‘Pilon’un kelime anlamı ise kapıdır. Kapının dört sayısı ile betimlenmesi; insan kişiliğinin dörtlü yapısından, kutsala giriş kapısına adım atabilmesini düşündürmektedir.

Tetrapylon, Afrodit Tapınağı’na açılan sütunlu anıtsal kapıdır. Doğu tarafından kuzey-güney yönündeki dar bir sokaktan geçilip, açık bir ön avludan sonra asıl kutsal alana girilir. Yapının iç kısmındaki süslemeler daha zengin ve ayrıntılıdır. Kapıdan geçen ziyaretçi artık Afrodit kutsal alanındadır. Batı alınlığında Akantus yaprakları arasında avlanan Eros ve Nike, dönemin görkemini ve ihtişamını anlatan imparatorluk stilinde betimlenmiştir. Aynı zamanda kapıda havya figürleri de vardır.

Merkezdeki kemerde bulunan Akantus figürü ile çerçevelenmiş Afrodit, Hıristiyanlık döneminde silinmiştir.

Afrodit Tapınağı

Arkaik dönemde ilk olarak tapınak yapılmıştır. Kent Medler ve Babilliler tarafından yıkıldıktan sonra, Ninova’dan gelen Asurlular Asur’un Aşk ve Güzellik Tanrıçası İştar kültünü beraberlerinde getirmişler ve bu Mezapotamya kültü, Afrodit kültünün de temelini oluşturmuştur.

Tapınak; heykel okulunun yanındadır. 14 sütunlu olarak, birinci yüzyılın sonunda Zoilos tarafından yapımına başlanmış ve MS 130 yıllarında ise tamamlanmıştır. İmparator Hadrian döneminde ise yapının etrafı kutsal duvarlar ile çevrilmiştir. Sütunlar kısa taraflarda sekiz, uzun taraflarda on üç sütun dizisinden oluşmuştur.

Tapınak, kendine sığınanı korumak gibi bir özellik barındırdığından, çok tanrılı dinlere inanan Paganlar için haç merkezlerinden biri olmuştur. Sadece rahiplerin girebildiği Sella denilen kutsal odada Afrodit heykeli bulunuyordu. Müzede sergilenen katılaşmış heykel, Efes Artemisi’ne benzemektedir. Tanrıça’nın, üzerinde birçok kabartma bulunan uzun elbisesiyle, bir kolu ileri doğru uzanmıştır. Kabartmalarda, Güneş ve Ay Tanrıçaları, üç balık kuyruğuna sahip keçi üstünde oturur. Hepsi birer semboldür.

MS beşinci yüzyılda Hıristiyanlık ile beraber Tapınak kiliseye çevrilmiş ve yapı değiştirilmiştir.

ANADOLU AFRODISIAS AFRODİTİ VE GÜZELLİK – AŞK İDEASI

Anadolu’da Ana Tanrıça Kültü

Kökeni, Gaia’ya dayanır. Gaia; bütün öğelerin kaynağındaki ana ilkedir. Evrensel olarak Ana Tanrıça kültü toprak ve bereket ile ilişkilendirilmiş, mevsimlerle döngüselliği uygarlıklar tarafından kabul edilmiştir.

Paleolitik Çağ insanı için, ölümün ve yaşamın gizlerini yöneten bir Ana sembolüdür. Neolitik Çağ’da bereket ile ilişkilendirilen Ana Tanrıça kültü, hayvanların evcilleştirilmesi ile üreme sürecindeki dişi ön plana çıkmıştır. Dinlerin ortaya çıkışı ile vücut bulmayan, maddesiz bir şekilde düşünüldüğü için aşkın sembolü hâline gelmiştir.

Anadolu’da da toprak ve bereket sembolü olarak karşılan kültle, Anka, Kibele, Kubaba, Kuwawa olarak da karşılaşılabilir. Kibele Anadolu’nun verimli topraklarından olsa gerek; doğanın kendisidir.

Anadolu, Antik Yunan kültürü ile buluştuktan sonra Ana Tanrıça figürü Yunan’ın Tanrıçaları ile sentezlenerek sembolize edilmeye başlanmıştır.

Örneğin; Efes Artemisi’nde yumurta şeklindeki memeler bereketi ve doğurganlığı temsil eder.

Afrodit Kültü

Aşk ve Güzellik Tanrıçasıdır. Önceleri Işık Tanrıçası olarak da anılırdı. Işık, hayatın ve çoğalmanın sebebi olduğu ve ışığın bereketi artırması, bu isimle anılmasına sebepti. Çünkü ışık olmasaydı hayat da olamazdı. Zamanla ışığın doğurduğu muhteşem güzelliklere sebep olmasından dolayı, “Güzellik Tanrıçası” ve her güzel olan şeyin Aşk ve İlham’ı doğurmasından kaynaklı olarak da ismi “Aşk” Tanrıçası oldu.

En önemli Afrodit kült merkezi Kıbrıs’tır. Dünyanın pek çok yerinde ismi farklı olsa da kendisine tapınılır ve her yıl her kültür ve coğrafyada uğruna festivaller düzenlenir.

Erdemleri ve Lakapları

“Güzellik, Aşk, Yüksek Olan, Cömertlik, Adil Olmak, Liman, Derin Deniz, Savaşçı, Gelin, Her Şeye Ortak, Cennet, Parıldayan, Parlak ve Düzgün” olarak geçmektedir.Ayrıca Afrodit Pandemos, Barış ve Uyum Tanrıçası olarak bilinir.

Tanrıça; Yunan’da Afrodit, Latin ve Roma’da Venüs, Mısır’da Hathor olarak karşımıza çıkar.

O fani insanların kalbinin sahibi ve hâkimi değil, tüm tabiatın da hükmedicisidir. Öyle ki, doğadaki tüm güzellikler onun eseridir.

Afrodisias Afrodit’i

Kentin en kutsal alanının içerisinde bulunan en kutsal parça; Helenistik döneme ait Afrodit Tanrıça kültüdür. Anadolu’da bulunan daha eski döneme ait Ana Tanrıça kültü ile Yunan Panteonu’nun Afrodit’i ile özdeşleşmiş bir biçimidir. Anadolu Tanrıçasını andıran heykel, cepheden tasvir edilmiştir ve dimdik durur. Ana Tanrıça artık Afrodit’te kendini gösterir.

Başında yüksek bir başlık ve başörtüsü bulunur. İnce bir elbise ve sert bir üst giysisi ile tasvir edilmiştir. Giysi üzerinde dört adet bezeme bölümü bulunur. Her bölüm Afrodit’in dört özelliğini sembolize eder.

1. Afrodit’in yardımcıları Üç güzeller (Kharites).

2. Afrodit’in dünyadaki yansımaları Selene (Ay Tanrıçası) ve Helios (Güneş Tanrısı).

3. Deniz keçisi üzerinde klasik formda tasvir edilmiş Afrodit.

4. Üç adet kanatlı Eros’un kurban edilmesi.

1. Üç Güzeller Miti:

Paris çobanlık yapmaktadır. Zeus ise Thetis ve Peleus için bir düğün eğlencesi düzenlemiştir. Aksilik yaşanmaması için düğüne davet edilmeyen Kavga Tanrıçası Eris, kendisinin davet edilmemesine sinirlenerek düğüne gelip ortaya bir elma atar, bunun en güzel olan Tanrıça’nın olacağını söyler. Bütün kadınlar elmaya sahip olmak ister ancak en sonunda sadece üç güzel olarak Hera, Athena ve Afrodit kalır. Zeus, seçimi Paris’in yapmasını ister. Hera Paris’e ün ve hükümdarlık teklif eder ancak Paris rüşvet kabul edemeyeceğini söyler. Athena, yenilmezlik, yakışıklılık ve bilgelik vaat eder. Paris asker olmadığını ve zaten devam eden bir barış olduğunu söyler. Paris’in Helen’i tanıyıp tanımadığını sorması üzerine Afrodit Helen’i tanımak istediğini söyleyince Paris, Helen’i anlatır ve onun aşkını talep eder Afrodit’ten. Afrodit’in talebini yerine getireceğini öğrenen Paris, elmayı Afrodit’e verir.

2. Selene (Ay Tanrıçası-Roma’da Luna) ve Helios (Güneş Tanrısı-Roma’da Sol):

Yunan mitolojisinde, Selene ve Helios, Şafak Tanrıçası Eros ile beraber, Hypelion ve Theia’nın çocuklarıdır. Klasik dönemde, Helios Apollo (Phobus- parlak anlamında) ile Selene ise Artemis (Epitet Phobe- dişil form) ile özdeşleştirilirdi. Aynı zamanda Selene, Hekete ile de özdeşleştirilir, üçü de Ay Tanrıçası olarak kabul edilir ancak Selene Ay’ın kişiliği sayılırdı.

Helios (Her şeyi gören) ve Selena göklerde araba sürer. Helios her gün arabasını doğuya doğru sürer ve Selene’ye ışığı teslim eder. Ay, Güneş ile işbirliği ve ortaklık içindedir, çünkü Güneş’in ışığı gittiğinde, Ay ışığı sabaha kadar emanet olarak tutar. Burada ışığın bir yansıması söz konusu olduğu için Ay yansıtıcıdır.

Yeni Ay ise uygarlıklarda her zaman bereketi sembolize ederdi. Buradaki sembolde de yeni ay vardır.

3. Deniz Keçisi Üzerinde Afrodit:

Deniz Keçisi daha çok Oğlak burcu ile anılır. Oğlak, Yunan mitolojisinde bir olayı sembolize eder; Zeus gibi Yeni Tanrılar, Eski Tanrıları yenmiş ve evrenin yönetimini ele geçirmiştir. Ancak Eski Tanrıça Gaia yeni Tanrıların davranışlarına sinirlenip Thypon adındaki güçlü canavarı Yeni Tanrıların üzerlerine yollar. Büyük yıkımlara ve tehlikelere sebep olan canavar, Pan’a yaklaşırken Pan kılık değiştirerek Balık kılığına girmek ister. Ancak aceleden tam değişemez ve arka kısmı balık, ön kısmı ise keçi olarak kalır. Oğlak takımyıldızı da bu yüzdendir ki balık kuyruğundan çıkan keçinin ön ayakları ile tasvir edilir. Daha sonra Zeus, canavar Thypon ile savaşmış onu Etna Dağı’na hapsetmiş ancak bu savaşta çok yara almıştır. Zeus’u Hermes ve Pan iyileştirir. Bu yüzden minnettarlığını sunmak için, Zeus Pan’ı gökyüzündeki yıldızlar arasında koymuştur.

4. Üç Adet Kanatlı Eros’un Kurban Edilmesi:

Eros, Yunan mitolojisinde aşk, cinsellik ve arzuların tanrısıdır. Aynı zamanda yaratıcı üreme sembolüdür. Afrodit genellikle kadınların aşkını sembolize ederken, Eros ise erkeklerin aşk tanrısı olarak kabul edilirdi.

Kaios (Fırsat Tanrısı), Gaia (Toprak/Doğa Tanrıçası), Tartarus (Cehennem)’dan sonra Eros evrene dördüncü Tanrı olarak gelmiştir. Bazı kaynaklara göre ise de Eros, Afrodit ve Ares’in oğludur.

Üç adet Eros’un kurban edilmesi; şehvetin, tutkunun ve arzunun kurban edilmesi olarak yorumlanabilir. Çünkü Aşk ve Güzellik Tanrıçasına dönüşebilmek için bu kişiliğe ait olan içgüdülerin kurban edilmesi gerekir.

Güzellik ve Aşk İdeası’nın Afrodisas’taki Yansıması

Güzellik bu dünyadaki kutsallıktır çünkü her şeyde vardır, bir ağaçta, bir kuşta, bir çiçekte… İşte bu yüzdendir ki, doğanın kendisi bu güzelliği ve kutsallığı yansıtır. Uyum içinde olan her şey güzeldir. Çünkü güzellik, ancak uyum içinde her şeyi bütünleştirebilir.

İnsanın, idealara ulaşmaya çalışılmak; bu ideaları anlamak ve onlar ile temas ederek eylemlerde bu ideaları barındırmaya ihtiyacı olduğu bir gerçektir. Bu insanın asıl amacıdır. Güzellik, İyilik ve Hakikat erdemleri bir üçgeni bütünler ve birbirinden ayrı düşünülemez. Hakikat, üçlü logosun iradi kısmı olarak düşünüldüğünde, iyilik 2. Logos ve Güzellik ise dış görünüş yani şekil olarak bu ideal üçgenin yansımasıdır.

HAKİKAT / DOĞA YASALARI GÜZELLİK / SANAT İYİLİK / AŞK

Sanat ve doğa; ilahi kıvılcımın bir parçası olarak düşünüldüğünde aşktan bahsetmek de kaçınılmazdır. Çünkü güzelliği ortaya çıkarma ve anlatma heyecanı ancak aşk ile mümkündür. Kutsal olana duyulan aşk, İlahi Aşk ya da Plotinus’un bahsettiği bir ulaşma dürtüsü ve hareket ettiricisidir.

Aşk ile buluşmuş her şeyde, yani Güzellik arketipini barındıran şeylerde iyiliği, hakikati ve kutsal olanı da görmek kaçınılmazdır. Örneğin doğada bir çiçeğe bakıldığında ya da çok güzel bir heykel izlediğinde insanın içinde gözleri yaşartacak kadar büyük bir mutluluk hissederek hayranlık duyması bundandır. Çünkü oradaki kutsalı Buddhi aracılığı ile hisseder.

Güzellik kavramı Teozofi kitaplarında Buddhi (Saf Sezgi) ile özdeşleştirilir. Buddhi’ye yaklaşıldığı anlık saniyelerde, insanı bir birlik duygusu ve saf mutluluk hissi sarar. Hakikat ile buluşulduğu anlar, bir esrime ile gelir ve insanı varlık, dünya ve evren ile bütünleştirir. O yüzdendir ki güzellik kavramından bahsederken sanattan bahsetmek kaçınılmazdır. Çünkü gerçek sanatçılar bu beden aracılığı ile kutsal olanı şekillendirir ve kutsalı forma sokup düzenlediğinde, o eser yüzyıllar boyunca hayranlıkla dinlenir ve izlenir.

Güzelliği aktaran en güzel sanat eseri elbette ki doğanın kendisidir. Güzellik Bir’in yansıması ve çoğalması ve kendini şekil, ses ya da görüntü olarak bedenleştirmesidir. Yasa’nın doğası budur.

Afrodisias’ta Afrodit’in etkisi ile İdea; yeryüzünde vuku bulmuş ve yasa kendini gerek tapınaktaki Afrodit heykelinde göstererek çok güzel anlatmış gerek ise sanatlar aracılığı ile kendini forma sokmuştur. Arketipin insanlarla temasında ise kendini Felsefe Okulu ve Heykel Okulu olarak göstermiş, birçok filozof ve heykeltıraş yetiştiren, Gaia’nın kucağında Afrodit’in yansımaları olmuştur.

Kentte, kutsal olan, hakikat – iyilik – güzellik üçlemesi, aynı zamanda aşk ve sanatın vuku bulmuş hâli olarak net bir şekilde hâlâ görülebilir. Afrodisias, Buddhi yolu ile sezilebilir ve kutsal olan ile temas edilebilir bir antik kent olma özelliğini korumaktadır.

KAYNAKÇA

Aphrodisias, İstanbul 2014, BKG yayınları

Aphrodisias and Surrounding Areas, Travel Guide, İstanbul 2015, Uranus yayınları.

2018 Haziran, https://www.aphrodisias.org/

2018 Haziran, http://aphrodisias.classics.ox.ac.uk

2018 Haziran, http://www.academia.edu/ 12466814/ŞEHR-İ_ANTİK_AFRODİSİAS

2018 Haziran, http://dergipark.gov.tr/download/article-file/143459

2018 Haziran, http://www.aphrodisias.com

2018 Haziran, http://www.mimarlikdergisi.com/index.cfm?sayfa=mimarlik&DergiSayi=411&RecID=4258

2018 Haziran, http://ozhanozturk.com/2018/02/04/aphrodite-afrodit-yunan-roma-mitolojisi/

2018 Haziran,http://www.wikizero.net/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvU2VsZW5l

2018 Haziran, http://www.wikizero.net/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvSGVsaW9z

YONCA ALPAY

GÜZELLİK VE SANAT

Güzellik tanımlanamaz çünkü ilahi olanın hayattaki bir ifadesidir. Çirkinlik, faaliyeti için yaratılmış şekildeki bir kusurdan dolayı şekil içindeki hayatın kısıtlanması sonucu ortaya çıkar. Hayat, elverişli olan unsurları bir tür uyumlu şekil içinde sürekli bütünleştirmeye çalışır. Bu bütünleştirme tamamlandığında, güzel olan ortaya çıkar. Güzellik parçalarda değil ama bütünde dışa vurulan bir şeydir. Böylece hayat anlam doludur, iyi veya kötü ifade edilmiş “fikirler” ile doludur. Evrim sürecinin hepsi bu fikirleri ortaya çıkarma sürecidir. Bu fikirler henüz ortaya çıkmamış durumda bulunurlar; zamanı geldiğinde şekiller olarak tezahür ederler ve böylece madde evrilir. Bu Doğa’nın sanatıdır.

Fikir –her bir bütünleşmenin özüdür- tanımlanamaz bir şeydir, başlangıç noktası belirlenemeyen bir çember gibidir; incelenebilir, hesaplanabilir ama sınırlı, ölçülebilir nicelikler ile ifade edilemez.

Güzellik, iyilik ve doğruluk (doğru enerji olan eş kenarlı erdem üçgeni) birbirinden ayırt edilemez. Bunlar aynı Gerçeğin farklı yönleridir, Doğruluk doğası gereği zamana yansımış sonsuzluktur, ilahi düşüncenin fikirleridir; iyilik diğer şekillerle ve ifadelerle ilişkisinde kendini daha çok eylemde ortaya çıkarır; ilerlemenin sınırı ve sonu olmayan açık bir yayıdır. İyilik dış tezahürlerinde güzelliktir, kendi başına bir tanımdır; öznel iç anlamında doğruluk ve iyilik doğası gereği nesnel ve öznel olan arasındaki mükemmel dengedeki bir harekettir.

Güzellik, doğada ve ilahi düşüncenin bir parçasını ifade eden veya ilahi doğanın bir ışınını bedenleştiren sanatta bulunur. Aynı doğa evrensel hayatın bireysel bir odağı olan insanın bilincinde de bulunur. Her bir doğru fikir insanın zekâsına hitap eder ve yeteri kadar evrildiğinde onun tarafından kabul edilir. Bu fikir tarafından etkilenme olasılığı bulunduğu aşamada gerçekleşmeyebilse de insanda bulunur.

Bilme gücü adım adım mantık yürüten akıl değildir. Bilme kendisine sunulan şeyin bazı kısımlarını veya farklı açılarını bir anda hep birlikte algılar ve bundan bir şekilde etkilenir ki bu onun doğruluğunu kanıtlar. Böylece bir dizi sesler veya akortların müzik olduğu zihinsel bir inceleme olmadan kanıtlanır.
Tüm büyük fikirler ve en önemli keşifler insan zekâsında bir şimşek gibi çakarak ortaya çıkar.

Güzelin etkisi doğu geleneklerinde Budi terimi veya insandaki manevi sezgi olarak ifade edilir. Bunun doğası hakkında çok az şey biliyoruz ama bu sezgiye dokunulduğunda, saf bir mutluluk, bir birlik veya insanın asıl kökenine yakın olan iç doğasının biçimlendirme veya düzeni duygusu ortaya çıkar. Bu insana daha büyük bir bireysellik, insanı kendi eşsiz varlığına doğru bir adım yaklaştıran öznel bir etki duygusu verir, eylemde bir kesinlik duygusu uyandırır ve herhangi bir hüküm için gerekli olan içsel onayı verir.

Kişideki bu yetiye etki yapmayan çok güzel bir nesne veya bir doğru olabilir. Bunun için evrilmesi, dallanıp budaklanarak büyümesi ve bu güzelden ve doğrudan ayrı olan fiziksel dünyanın (veya daha aşağı dünyaların) olgularıyla temas etmesi gerekir. Bu yeti olgular dünyasının belirli bir alanında etkin olana kadar, bu doğrunun örtüsünü kaldırmak için zamanının gelmesini beklemelidir. İlkel insan, az geliştiği için kaba ve parıltılı bir nesneden hoşlanabilir. Ancak evrim yavaş yavaş ilerledikçe, algılamamız incelikleri görür hâle gelir ve sanattaki doğru değerleri yanlış olanlarından ayırabiliriz.

Sanatta bir otorite yoktur, onun değerini bilme içten doğal bir şekilde gelmelidir. Diğerleri tarafından kabul edilen bir otorite yanlış olabilir ve sanat dayatmalardan bağımsız olmalıdır. Aynı neyin doğru olduğunun bir tanımı olamayacağından, bunun sezgisi yavaş yavaş gelişir. En kapsamlı sentez ve en mükemmel olan kaçınılmaz olarak baki olan, insanın en derin doğasına hitap eder. Diğer tatlar, fikirler gelip geçmeli ve başkaları ile değiştirilmelidir.

Sanat her zaman güzel ile eş anlamlı değildir çünkü sanat sığ, basit bir hile olabilir; sadece tekniğin bir sonucu olabilir. Sanat amaçlar ile hiç ilgisi olmayan araçların sadece kullanımı değildir. Araçlar amaçlar ile ilişkilidir. Güzel olandan çok uzak bir psikolojik etki yapan ve sanat diye adlandırılan bir eserde hiçbir güzellik yoktur. Bu, hâlâ ayrışmaya ve maddileşmeye çalışırken hayatın aşağı inen yayına ait, bir tür kurnazlığı temsil edebilir. Sanat hayata tabi olan şekildeki en güzel ve en etkili olandır; en az madde en çok etkiyi yapacak şekilde kullanılır; her bir detay taşıdığı fikiri ilerletmek veya ifade etmek için akıcı bir şekilde tasarlanır.

Doğal nesnelerde bu akıcı tasarımı görürüz; bir yaprakta, bir kuşta, bir balıkta ve diğer birçok organik şekilde. Hayat içine girdiği unsuru fethetmek için ihtiyaç olan organları yaratır. Bu unsura veya ortama daha çok girebildikçe, kendini ifade etme gücü daha artar, bu eylemde yeterlilik demektir, doğasının kendini ifade edebilmesi güzelliktir. Böylece bir yönden güzellik diğer yönden yeterlilik ve işe yararlılık birlikte ilerler ve gelişir. Bu birleşme evrim ilerledikçe daha açık hâle gelecektir.

Güzellik hayatın akışını dile getirir. Bütün tezahürler bir şekilde olmalıdır ama şekil bir kısıtlamadır. Belirli bir etki yapmayı amaçlayan bir dizi sesler her tür diğer sesi dışlamalıdır. Kısıtlama bu şekilde bulunan hayatın kontrolü demektir. Ama şekil güzel olduğunda, hayatın kendi doğasını tezahür ettirmesini sağlar ve böylece amacını gerçekleştirir. Sadece düşünce ve eylemde mükemmel güzelliğe ulaşıldığında, gerçek memnuniyet veya gerçek kendini gerçekleştirme meydana gelir.

Güzellik duygusu uzayda, zamanda veya her ikisinde bulunan bir ilişkinin algılamasında bulunur. Bu ilişki madde olanda veye güzelliği ilişkilendirdiğimiz şeyde bulunmaz. Bu ilişkiye karşı en hassas olan kişi güzelliğin yansıdığı ortamdan bağımsız olarak onu en açık şekilde görebilendir. Bu o kişi için bir soyutlama, aynı zamanda yaşayan bir “fikir” olur. Bu fikir güzel olarak hissedilir çünkü kendisinde uyumun bir yasası bedenleşmiştir ve güzelin özü bu yasada bulunur. Bir olan birçok olur. Ancak birçok zamanla, birçok farklı yönde veya aynı merkezden çıkan farklı yarıçaplardan ortaya çıkar. Böylece sayısız farklılıklar ortaya çıkar. Ama birlik ile çokluk arasında Doğa’nın veya Tanrı’nın yasaları, soyut olarak yasa olan bir ilişki vardır. Bu yasalar belirli gerçekleri ve fenomeni birbirine bağlayan genellemelerdir ve düzenin temelidir. Bu yasa veya güzel bir şeyde olan bu yasaların bazıları tarafından etkilendiğimizde, buna güzel deriz. Bilincimiz bu yasalardan etkilenebilir çünkü bu onun doğasıdır. Evrenin yasaları olan bu yasalar bizim varlığımızın da yasalarıdır, saf doğasında insan evreni kaplayan hayatın merkezindedir.

Bütün sanatlar eğer güzel ise aynı yasaları bedenleştirmelidir çünkü bunlar birlik içindedir. Araçlar ile aklımıza hitap eden ilkeler aynı olmalıdır. Farklı sanatlardan farklı şekillerde etkilenen bilinç aynıdır. Bu şekilde etkilenmesi bunların birliğinin bir işaretidir. Bilinç plastik bir şeydir, çabucak ve kolayca şekillenebilir. Ama şeyleri her zaman şartlanmamış saf bilinçle görmeyiz, değerini takdir etmeyiz veya hüküm vermeyiz; ama bu bilinçte ilahi doğanın nitelikleri, onun güzel tezahürlerine tepki verebilme gücü bulunur. Bu bilinçte, kendisine sunulan şeyin doğasını dürüst ve doğru bir şekilde yargılayan bulunur, bu bir şeyin gerçekten güzel olup olmadığını, Tanrı’nın yasalarıyla uyumlu olup olmadığını söyleyebilir.

Sanatın etkisi mükemmel bir şekilde hüküm verebilen ama zorla bir şey kabul ettirmeyen insandaki sezgi üzerinedir.
Güzel olmayan sanat sahtedir; sanat bir etki yapmak değildir. Birinin farkında olma ve anlama çemberi büyükse, bunun sınırlarını işaret eden birbirinden ayırd edilebilir noktaların sayısı da çok olacaktır. Bu çember genişledikçe, ilahi düşüncenin dünyasındaki her bir “fikrin” her bir noktasının farklılığı ve anlaşılırlığı artar. Daha belirgin bir şekilde ve açıkça algılandıkça, maddeleşme ve şekiller planına daha kesin bir şekilde yansıtılabilecektir.
İlahi veya göksel bir fikrin her bir somutlaşması bir başyapıtın yaratılmasıdır, başyapıt aracılığıyla bu fikrin örtüsü açılır veya fikir açığa vurulur. Böylece sanat boş gibi gözüken ama yine de ışıldayarak aydınlanmış gökyüzünden fikirleri tezahür ettirmek için bunları hapsedecek şekillerin içine yerleştirmektir.

*İnsanın İlgisi (The Human Interest, N. Sri Ram, Adyar, 1950) adlı kitabından seçilmiş bir makale.

N. SRİ RAM