kova çağı

ANTİK GREK MİTLERİ VE ASTROLOJİ-4

ÇEKİCİ AFRODİT

“Görüşün açıklığının arkasında varlığın bilmecesi vardır ve son olan her şey yorumlamaya karşı koyar“

Walter Otto

YILDIZLAR VE MİTLER

Grek mitleri ve onların astroloji ile ilişkileri hakkındaki yazı dizimize Kronos- Satürn- Zeus- Jüpiter ve Hermes- Merkür’den sonra Afrodit- Venüs’ün sırlarına değinerek ve bu arketiple (ilk örnek) geleneklerin bize anlatmak istediği bazı psikolojik ve kozmik işlevlerin bağlantısını araştırarak devam ediyoruz.

ASTROLOJİYE GÖRE VENÜS GEZEGENİNİN İŞLEV VE NİTELİKLERİ

Astronomik planda, güneş sisteminin ikinci gezegenidir ve yörüngesini 224,7 günde tamamlar. Dünyadan bakıldığında hareketleri hep güneşe yakınmış gibi görünür. Tan vaktinden önce bazen Sabah Yıldızı olarak bazen ‘akşam yıldızı’ olarak ortaya çıkar, bazen de dünyanın arkasında kaybolur. Tüm zamanlarda “çoban yıldızı” olarak anılmış olan Venüs gökyüzündeki en parlak, dolayısıyla en güzel ve ışıklı gezegen olarak görünür.

Astrolojik bir sembol olarak ona, aşk mahareti, sanat, uyum, büyü, yumuşaklık, cazibe, sempati, özveri gibi kavramlar atfedilir. Kimi zaman anne, kimi zaman metres, kimi zaman kız kardeştir ama her zaman ölümsüz bir dişiliktir.

Fiziksel planda, boğaz ve kan dolaşımının yanı sıra böbrekleri, üreme organlarını yönetir. Kan ve lenf sıcaklığını belirler. Venüs tipinin belirli özellikleri yuvarlak, yumuşak ve sevimli biçimlerdir.

Duygular planında aşk, Venüslülerin başlıca uğraşıdır ve önemli başarı ya da başarısızlıklar onların kaderleri üzerinde önemli ölçüde yankılanır. Onların çekiciliği bir tür büyüleme ve kendilerine uygun görünenleri kendine doğru çeken bir manyetizma etkisi gösterir.

Duygular yoğundur ancak bazen ani dönüşler görülebilir ama en azından başarısızlık durumunda teselli edilmeleri kolaydır.

Venüs’ten yükselen yumuşaklık, sevimlilik ve neşe.

Aynı zamanda iyi duyguların, uzlaşma ruhunun ve derin bir adalet ve doğruluk duygusunun esin kaynağıdır. Sükûnet arayışı, incelmiş ve yoğun bir duygusallık Venüs’ü bir barış simgesi yapar. “Sonsuz bir hayatı” tanıyan ve arayanlar anlayacaklardır.

Zihinsel ve ruhsal planda, plastik sanatlardan, müzik ya da tiyatroya kadar sanatın bütün alanlarında sanatsal yeteneklerin ortaya çıkarıcısıdır.

Venüslülerden çok fazla mantıksal veya entelektüel çaba beklememek gerekir. Oldukça bohem ruhludurlar ve yaşamın basit zevklerinden faydalanmayı severler.

Bu gezegen entelektüel merakı değil yüksek sezgileri öne çıkarır. Daha çok sezgi ve sanatsal duyarlılık vardır. Oldukça belirgin ruhsal ve mistik eğilimlerin yanı sıra erkeksi bir yiğitlik ve soyluluğa sahip olabilirler.

Venüslülerin arkadaşlığı, iyilikleri, iyi niyetleri, ilk bakışta sempati uyandıran manyetik çekicilikleri nedeniyle f er yerde aranır. Venüs ilgisizlik ve merhametin yanı sıra evlat sevgisini temsil eder ve hayır işlerini yönetir.

Eylem planında, girişimci olmaktan çok alıcı bir tavır karşımıza çıkar. Doğrudan sürtüşmeye girmek yerine, cazibesini ve çekiciliğini kullanarak yani durumu idare ederek amaçlarına ulaşmaya çalışır.

Ona bir şans ve rastlantı faktörü yüklenir ve bu nedenle “Küçük Şans” olarak adlandırılır.

Ona gösteri salonları, tiyatrolar, bahçeler, otlaklar, koruluklar, çiçek açmış tarlalar, moda salonları veya sanat galerileri gibi yerler uygun görülür.

Ona uygun meslekler güzelden zevk almanın, sanat ve dekorun öne çıktığı mesleklerdir. Bu nedenle müzisyenlik, sanatçılık, ressamlık, parfümcülük, kuaförlük, dekoratörlük, estetisyenlik, çiçekçilik alanları arasına girebilir.

Renkleri, yeşil ve pembedir. Madeni bakır, taşları: zümrüt, parlak mercan, mavi zümrüttür. Bitkileri, güller, hüsnüyusuf, yasemin, müge, leylak, nar ağacı, mersindir. Bahçelerin büyülü çiçek açışını ve sonsuz ilkbaharı yönetir. Günü cumadır. Hayvanları arasında bülbül, kumru ve yunus sayılabilir.

Venüs’ün astrolojik olarak iki evi vardır; Boğa ve Terazi burçları. Birincisinde hayatın ilkbaharına, üretici ve duygusal aşka dair tüm güçleri canlandırır; İkincisinde kendini belli eden daha idealist bir iyinin ve doğrunun anlayışıdır. Duygular daha entelektüeldir ve anlaşma, ortaklık, sosyal yaşam arayışına daha eğilimlidir.

Venüs’e atfedilen özellikler; tembellik, nefis düşkünlüğü, edepsizlik, havailik, dünyevilik, kararsızlık, hafiflik ve belirsizliktir.

BEDENLENME TANRIÇASI AFRODİT’İN MİTİ

Sulardan çıkan Afrodit’in doğumu Hesiodos, gök Tanrısı Uranüs’ün gecenin karanlığında, toprağın üzerinde keyifle uyumakta iken sarılma anında Kronos tarafından hayalarının koparıldığından bahseder. Kesilmiş erkeklik organı uzun süre denizin dalgalarında yüzdü: tanrısal nesneden beyaz bir köpük fışkırdı ve içinden bir bakire büyüdü. Doğarken, gökyüzünün şeffaflığından etkilenerek bütün evrenin tekrarladığı yumuşak bir iç çekiş çıkardı. Dünya dilsiz olmayı bıraktı. Onun doğuşunda ana üreticinin ve yaşama sevincinin çarpıntılarını duydu.

Önce Kythere’ya ardından Kıbrıs’a gitti; toprağa dokunduğu anda ayaklarının altındaki topraktan çimenler fışkırdı. Aşk arzusunun cinleri olan Eros ve Himeros (aşk isteği) onun iki yanında idiler ve Tanrılar topluluğuna varıncaya dek ona rehberlik ettiler.

Kıvırcık bukleleriyle denizin köpüklerinden çıkan ve tüm dünyanın sevinci ile selamlanan ölümsüz güzellik imgesini bilmeyen var mı?

Afrodit’e yazılmış ikinci Homerik şarkı Tanrıça dünyaya geldikten sonra ona atfedilen ayrıntıları içerir:

“Altın taçlı güzel Afrodit”e şarkı söylüyorum, has olarak Zaphyros’un güçlü nemli nefesinin kendini gürüldeyen denizin dalgalarının üstünde, ıslak köpüğün içinde taşıdığı deniz adası Kıbrıs’ın tüm yüksek yerlerine sahiptir: Altın tacın Horaları (doğada düzeni simgeleyen üç Tanrıça) sevinçle toplanarak ona ölümsüz giysiler verdiler. Tanrısal başına ince oyulmuş altından bir taç taktılar, hayran hayran kulaklarına baktılar. Kulak deliklerine orikalk ve değerli altından çiçekler taktılar. Yumuşak boynunu ve muhteşem gerdanını kendilerinin, altın tacın Horalarının, Tanrıların büyüleyici kalbinde, babalarının evinde bir araya gelmekteyken taktıkları altın kolyelerle süslediler. Vücudunu bu süslerle yeniden giydirdikten sonra onu ölümsüzlere ulaştırdılar. Onlar onu neşeyle karşıladılar ve ona ellerini uzattılar: menekşelerle taçlandırılmış Kythera’nın güzelliğine o kadar hayran kaldılar ki her biri onu yasal karısı yapıp evine götürmek istedi.”

Güzellik canavarca ögeden çıktı ve onun göksel gülümsemesini ayna yaptı.

En eski antik çağdan beri o, deniz Tanrıçasıdır. Gelişi dalgaları düzleştirir ve yüzeylerinde bin ateşin tıpkı bir mücevher gibi parıldamasına yol açar. Doğa ve çiçeklerin büyücüsü olduğu gibi dingin denizin ve şanslı deniz yolculuğunun büyülü tanrıçasıdır. Sakin denizin, mutlu yolculuğun, limanın Tanrıçasıdır. Paphos’ta bilicisini deniz yolculuğundaki şans konusunda sorgular.

Yeteneklerinin birincisi fetheden cazibedir (charis). En güzel kadındır, “o, sonsuz denizin dünyaya getirdiği sabah çiğinin nemli parıltısında yıkanmış, sonsuza dek yeni, hafif ve mutlu olan güzelliğin kendisi, tamamen kadınsı zarafettir.”

Afrodit’le aşk vücut bulur. Şairler onu “altın”, “gülümseyen” olarak adlandırırlar. Hizmetkârları olan Kharit’ler (göze hoş olanı simgeleyen Tanrıçalar ) onunla dans eder, onu yağlar ve giysilerini dokurlar. Merhemine “güzellik” (kalos) adını verirler.

Güzelliğin çekiciliği, şairin dediği gibi “güzel olan kendi kendine pek mutlu görünür” ve pek mutlu olan da herkesi pek mutlu etmeye çalıştığından ruhun yatışmasına yol açar. Bu anlamda Afrodit kendine çıkan güzellik ve gülümseyen yumuşaklıktır. Güzel Bir’in aynasıdır ve Afrodit’in birliğinin bu gizemi Hayatın ışık ve parıltısının şekliyle ifade etmek için sanatın doğuşuna esin olur.

Hayatın Anası Afrodit Pandemus’un Aşkları

Afrodit, aşk öpüşlerindeki sevinçtir. “Afrodit’in Eserleri” aşkın sevinçleridir. Homeros’un Afrodit’e ilk şarkısı şöyle başlar:

“Musa, bana Tanrılar için yumuşak arzuyu uyandıran, gökyüzünün tüm kuşları ve kapalı toprakta veya denizde yaşayan tüm hayvanlar kadar ölümlü insan ırklarını sürdüren altın Afrodit’in eserlerinden Cypris’ten bahset: Afrodit’in eserleri herkesi ilgilendirir.”

Afrodit aynı zamanda yırtıcı hayvanları baştan çıkarıp yumuşatma yeteneğine de sahiptir. Ancak gücünün parıltısı hiçbir şeyde insan üzerinde olduğu kadar etkili değildir.

Evlilik ve üremeyle de ilişkilidir ama o her şeyden önce bir bireyin aşkı için tüm dünyayı unutan güçlü esindir.

Afrodit, Olympos’a tüm güzellikleri ile ve taktığı zaman kendini dayanılmaz kılan göğüslüğü takılı olarak gelir. Bu göğüslükte Afrodit’in tüm “büyüleri” yoğunlaşmıştır: aşk, arzu, en bilge ruhu bile rahatsız edebilen açık yüreklilik. Homeros, bu kemerden; Aşkın, umut tarafından yönlendirilen, çekingenlik, iç çekişler, zayıf sesler, öğütler, âşıkların tartışmaları ve basit barışmalarla eşlik edilen yüzünü taşıyor diye bahseder. Tam aksine kindar Eumenideler (Erinysler; öç alma Tanrıçaları) onda kalleşlik ve kıskançlık, ihanet ve ikiyüzlülüğü temsil etmişlerdir. Bu esrarlı göğüslük, takana zarafet, gençlik ve güzellik veriyor ve erkeklerin kalpleri üzerindeki etkisi dayanılmaz oluyordu. Etrafındaki cinler arasında en önemlisi, bazen oğlu bazen de hizmetkârlarından biri olarak gösterilen Eros’tur.

Eros, zevkin tanrısal ruhu ve çiftleşmenin gücüdür. Bazı yaradılış mitlerinde dünyaları yerinden oynatan arzu olarak kendini ifade eden güçlü ihtiyaçtır.

Penia ve Poros’un, kaynaklara sahip olan ama aynı zamanda her an kendini sefalet içinde hisseden Yoksulluk ve Bolluğun oğludur. Bu paradoks, onun her zaman ikilik içinde yaşamasına ve ayrılığın bilinci ile birleşme susuzluğundan oluşan ikiz ruhlar içinde uyanmasına neden olmuştur.

Afrodit’in etrafında Eros’tan başka ikna ve arzu cinleri Fothos ve Himeros ve ret nedir bilmeyen avcı Peitho vardır.

Afrodit’in etrafı çiçeklenme, çekicilik ve cana yakınlığın ruhları olan Kharit’lerle sarılmıştır. Kendini bahçelerin büyülü çiçeklenmesinde gösterir. Çiçek açmakta olan doğanın Tanrıçasıdır; “Çiçek Tanrıçası”. Mersin, haşhaş, elma ve çiçeklenmekte olan tüm ağaçların adandığı Afrodit’in en parlak dönemi bahardır. Eryks (üstünde Afrodit tapınağı bulunan Sicilya dağı) dağındaki Afrodit tapınağında her sabah tüm ateş izlerinin kaybolduğu ve onların yerine çiğ gibi yeşillik damlalarının geldiği söylenir.

Cinsiyetleri bir araya getirdiği çekimin gücü aynı zamanda arkadaşlıkları da oluşturur ve sürdürür. Arkadaşları bir araya getiren bir Afrodit Hetaire onurlandırılır. Baştan çıkarma dolu, cazip ve sevecen olan her şeye şekil veren jest, söz veya eyleme onun adı verilir (Epaphroditos veya Venustus).

“Aşk, bizi sözlerimizde ve eylemlerimizde onurlu kıl”: ona okunan dua buydu. Lütufların da Tanrıçasıdır, şans da ondan gelir: Felix (mutluluk) ama onun lütfu Hermes gibi buluntulara dayanmaz. Eşlik eden ve anlayan, öğreten ve eğlendiren o zarif mutluluğun eseridir.

Zeus, Titanları yendiği silah ve yıldırımları yapan Hephaistos’u (demirci Tanrı) ödüllendirmek için Afrodit’i onunla evlendirir. Ancak Afrodit ona sadık kalmaz ve aralarında en tanınmışı, savaş Tanrısı Ares olan pek çok sevgili edinir. Katı, saldırgan ve pek sevimli olmayan savaş Tanrısı onu yumuşak sözlerle kandırmaya çalışmaz. Afrodit’in karşısına bir şehri fethetmeye gitmiş gibi miğferi ve silahı ile çıkar ve doğrudan arzusunu dile getirir. Tanrıça önce onu reddeder fakat sonra Tanrı, zırhını ve miğferini çıkararak daha insani bir görünüşe sahip olunca o da yumuşar. Aşklarının karışık bir sonu vardır çünkü Hephaistos onları yatağında yakalar ve tüm OIymposluların gözleri önünde onları içine kapadığı kırılmaz bir ağ yapar. Bu birleşmeden Deimos (korku) ve Phobos (bozgun) ve aynı zamanda Oyum doğar.

Afrodit’in insanlar ve Tanrılardan pek çok sevgilisi olur ve aynı zamanda pek çok çocuk doğurur: Dionysos ile birleşmesinden Hymenaios ve Priapos doğar; Hermes ile Hermaphroditos’un annesi olur ve ölümlüler arasından Romalıların atası kral Ankise’den Ene’yi doğurur.

Bitkilenme döngüsünün yeniden doğuşunu sembolize ederek yılın yarısında yeraltı dünyasının Tanrıçası Proserpina ile paylaştığı Adonis’in metresi olur.

Lucretius şiirinde sadece bu ölümsüz harika aşk Tanrıçasının dünyaya barış getirebileceğini söylemiştir ama dünya aynı zamanda savaş Tanrısına da aittir ve Empedokles aşk ve savaşı, buluşma ve tartışmaları ile hiç durmadan dünyayı döndüren ve aydınlık-karanlık oyunları ile tüm yaratılışı üreten iki kozmik güç olarak tasarlar.

Afrodit Urania ( Gökte Oturan), Uzak Yıldızın Saflığı

Homeros’un Afrodit’e ilk şarkısı şöyle der:

“Ancak, ikna edemeyeceği veya baştan çıkaramayacağı üç kalp vardır”.

Üç bakire; Athena, Artemis ve Hestia’dan bahsetmektedir. Roma’da genç kız ve kadınları ve her şeyden önce iffetlileri ve gözü doymaz iffetsizleri koruması için Venüs Vericordia adına bir kült kurmuşlardır.

Burada Tanrıça’nın üçüncü bir yüzünü görüyoruz. Bu Platon’un Şölen’inde ve Plotinus’un Enneadlarında (dokuzlular) bahsettiği yüzdür. Afrodit veya Venüs Urania, içinden çıktığı temel Birlikle birleşmek isteyen Uranüs’ün kızı.

Bu Tanrıça kozmik Bakire, şafak yıldızı, temel Bir, ruhsal güneşle birleşendir. Gökyüzünün tepesi olan Tanrıça Nut’un gizlerini hatırlatır.

Ruh, çoğalma ve üreme arzusuyla çektiği vücudun güzelliğiyle birleştiği arayışı aştığında, ilgisini Birliğe çevirir ve aşkların en yücesi olan başlangıçların aşkını tanır. O anda ruh temel birliğin alıcısı haline geliri ve Tanrı’yla bu birleşmeyi yapabilir.

Neoplatoncu Filozof Plotinus her varlığın görünmez kalbinde yaşayan bu Altın Afrodit Urania’nın ruhunu en iyi anlatmıştır:

“Her şeyden sonra geldin, karşı tarafta durmadın. Kendin toplam oldun. Bu sırada zaten toplamdın ama bir bütünlük sende bir şeyleri hareketlendirdiğinde bu toplamayla azaldın. Zira bu toplama varlığın toplaması değil olmayanın toplamasıydı. Kendi kendini o olmayan her şeyi ayırt ederek büyüteceksin ve o, bütün, geriye kalan her şeyi ayırdığında yanında olacaktır. Ondan uzaklaşmadan ayrıldın (o her zaman vardır); sen başka bir yere gitmedin, her zaman buradasın ama karşı tarafa döndün.”

Bu düşünce, bize Nous’un, (dolaysız anlayış) Bütün’ün, ölümsüzlüğün köklerine bağlayan Afrodit Urania’nın gizini özetlemektedir. Ancak bir anda kendini tamamen unutma ile bu ilksel Okyanus’a ve yaratılış ve güzelliğin ışığının çıktığı o yıldızlı Gökyüzüne dönüş olan Teofani üretilebilir.

Vecd aşkın en yüksek formudur.

AFRODİT’İN İŞLEVLERİ, ROLLERİ VE STİLLERİ

Fernard Schwarz’ın ‘Grek Mitleri’ konusundaki konferans dizisinde açıkladığı gibi:

“Bir Tanrı birkaç düzlemde birden temel varlığın modalitesinin gösterisidir. Varlığın bu modalitesinin kendini bütün evrende ifade ediş biçimi kendi aralarında bağlantılı olan ve tüm diğer Tanrıların ağları ile ilişkili olan bir işlevler, roller ve stiller şebekesidir. Farklı formlar altında roller, işlevler ve stiller ve farklı dünyalarda (maddi, formal, psikolojik veya enerjik ve ruhsal) aynı varlık modalitesini ifade eder. Bu nedenle Tanrılar çoklu bir birliği gerçekleştiren karmaşık varlıklardır.” İlişkiler tablosunu anlamak için sadece üç terim tanımlayacağız. İşlev, tanrısal gücün bir rolü ifade etmekte kullandığı “Çalışma yeri”, kanalize ettiği yaratıcı bir dürtü, taşıdığı enformal güçtür. Stil karakteristik bir gidiş aracılığıyla davranışı veya kendini ifade ediş tarzıdır.

Böylece Afrodit üç dünyada üç işlev yüklenir: Sevgili/büyücü, ana/eş; bakire/ hanımefendi. Bu onun üç stille üç güzellik, aşk ve eksiksizlik rolü oynamasını sağlar: baştan çıkarıcı, çekici ve duygusal.

Afrodit’in Varlığın Güzelliği, Aşkı ve Bütünlüğü aracılığıyla üç dünyada kendini göstermesine bakalım.

1.Güzel, Bir’in Aynası Afrodit’in doğuşu efsanesi bize onun evreni ortaya çıkarma, gizlerini çözme rolünü açıklar.

O aynı zamanda Psyke’nin (Ruh) ölümsüzlüğe ulaşmak için dört ögeyle bağlantılı sınavlardan geçmek zorunda kaldığı Eros ve Psyke’nin aşklarının efsanesinde olduğu gibi ruhun gizlerini açığa çıkarır.

Ayna olduğu kadar güzellik merhemi olan özellikleri, giysileri, mücevherleri onun dünya düzenini iyileştirmesine olanak tanır. Kozmos “kozmetikle” değerlenir. Doğaya tonalite, renk ve yaşam vererek yayılan titreşimdir.

Bu görüntüyü vermek için kullandıkları araçlar, büyüleridir. Bunlar sayesinde kendini Ay’a ve aynı zamanda Mısır’da Tanrıça ve büyücü olan Isis’e yaklaştırır ve büyücü gibi görünmesine neden olur.

Ama en büyük büyüsü tüm yaratıkların parlak ve aydınlık görünmesini sağladığı sempatisidir. Bir doğu atasözü “Güzellik sevenin gözündedir” der ve bu tam da Afrodit’in çekiciliğini anlatır.

Eğer onun vücudu güzellik ve ebedi olarak kadınsı olansa bunu elde etmenin yolu, insanın doğayı şekillerin içine bu ışıktan bir hüzmeyi hapsederek taklit ettiği sanattır ki bu kutsallıkla ilgisi olmayan bir eseri kutsal bir eser haline getirir.

2.Aşk evrensel çekimin gücü Afrodit’in bedeni güzellikse ruhu da aşktır.

Varlıkları birbirine bağlayan ve her bedene o manyetik bağlayıcının gücünü veren evrensel çekim gücünü sembolize eder.

Hayatın yenilenmesi ve yeniden üretilmesiyle ilişkilendirilir ve bu anlamda ebedi gençliğin kirletilemez kaynağı “Altın Afrodit” olarak adlandırılır.

Venüs Pandemos tapınağı yaşamın sürdürülüşünü kutlar ve bu anlamda kozmik ana, tüm yaşamın kaynağıdır.

Ama o aynı zamanda hayatın görünmez döl yatağının, çift bir enerjiyle maddeyi kapsayan ve bilgilendiren Mısırlıların Kah’nın sembolüdür. Evrensel canlılığın kaynağıdır ve bu anlamda aşk oyunlarının sürekli dansıyla kozmosu canlandıran tükenmez gençlik ve sevincin kaynağıdır.

Ona erişmenin yolu arzu ile gereklilik arasında doğan dengedir. Bu nedenle Ares’le olan aşkından iki eş arasındaki ilişkiyi bir eşitlik ruhu içinde sağlayan eylem olan uyum (Harmony) doğmuştur. Bu felsefe için Tanrı’nın adaleti (veya neden sonuç kuralı) aşkının ifadesidir.

3.Bütünlük, Tanrıçanın gizli yüzü.

Tanrıça’nın üçüncü yüzünden sadece Sırlar’da ortaya çıktığından dolayı metinlerde pek bahsedilmez. “İyi limanların hanımefendisi”, “iyi yolculukları” sağlayan fikri ve aynı zamanda Orfik gizlerde Eros Phanes’in önemi veya Platon veya Plotinus’un felsefi metinlerinde bu konuda birkaç iz bulabiliriz.

Bu yüz vardır ve Tanrıça’nın Ruhu’nun yanı sıra iki başka ruhu da gizler ve besler. Bunları, insanı Tanrı’yla, görüneni görünmeyenle birleştirmenin ruhuyla besler. Ancak iki dünyayı birleştiren bir köprü sağlayan Hermes’den farklı olarak Afrodit birinin bütün ve kınlamaz bir birleşmeyle diğeri haline geldiği bir duygu, bir yaşanmışlık, bir ilişki kurar.

Bu anlamda yıldızlı gökyüzünün sırları, mantosu yıldızlarla süslü Kozmik Bakire’yle ilgilidir.

Mısırlıların Sirius Soter’le de ilişkilendirdikleri aydınlatıcı, beyaz, ışıldayan yıldız odur. Bazen ulaşılmaz bazense çok yakındır çünkü onun ışınları insandan merhamet ilkesine kadar uzanır.

İmgesi insanlar için Tanrılara yalvaran Tanrıça’nın merhamet gözyaşlarında evrensel olarak sembolize edilir. Onlar da karşılık olarak dualarıyla, Tanrıça Afrodit’in bir gün başlangıçların gökyüzünden çıkarak arkasında çiçek yapraklarından bir iz bırakarak yürüdüğü gibi Göğü ve Yeri bağlayan bu tanrısal yolun gerçekliğine olan içten inanç, bağlılık ve duygularını ifade ederler.

AFRODİT VE KOVA BURCU ÇAĞI

Günümüzde kadınların özgürleşmesi paradoksal bir durum yarattı: cinsel haz düzeyinde erkekle “eşit” duruma gelen modern kadın, Afrodit’in davranışlarını niteleyen duygusallığı büyük ölçüde yitirdi. Modern kadın mükemmeliyetçi, talepkâr fazlasıyla Apollon’cu hale geldi; eşinde hiçbir kusuru hoş görmez oldu. Dolayısıyla, cinsel ilişkiler düzleminde eşitlik “hak etme” anlamının içine dâhil oldu ama bu ilişkilerde değiş tokuş, ilişki ve paylaşma kavramları kalmadı.

Sadece paradoks felsefesinin bize maruz kalacağımız çelişkiler ve zıtlıkların güçlü rüzgârlarına karşı durma gücünü vereceği gelecekte, bizi etrafımızdaki tüm evrenden sorumlu ve onunla yakın dayanışma içinde kılan o canlı ve önemli varlıktan üçlü Venüs’ten vazgeçmek zorunlu olacaktır; bedenin Venüs’ü, formların güzellik ve estetiğini görmezden gelmeden; ruhun Venüs’ü yeniden yaşamı sevinci ve aşkı üreten analar haline de gelmeyi bilerek ve içimizdeki yüce kutsallık duygusunu uyandıran ruhun Venüs’ü.

Kısacası kadın ve erkek hepimiz onu bütünlüğüne ulaştırmak ve içinde bulunduğumuz bu dönüm noktasında ona yeniden “küçük bir şans” vermek için içimizdeki kadınsılıkla uzlaşmak zorundayız.

L. WINCKLER

Çeviren: Yeşim ÖZBEN

(Yazar, Kolomb öncesi, astrolojik metinlerinin yeniden araştırılması üzerinde uzmanlaşmıştır.)

 

ANTİK GREK MİTLERİ VE ASTROLOJİ-2

ZEUS, OLİMPOS’UN KRALI

GÖK CİSİMLERİ VE MİTLER

Astroloji dünyası hem nesnel hem öznel, hem hayali hem gerçek hem de tinsel ve maddeseldir. Henri Corbin’in deyimiyle o, yaratıcı düşlemin ifade edildiği “hayali” bir dünyadır.

Henri Corbin’e göre hayalin aracılığı olmadan Varlık yasak bölgede kalır. (Bir dünyanın değil dünyaların “arasında” ortada durduğu için) Aktif hayal gücü duyumlanabilir ve algılanabilir dünya arasında yani onların kesiştiği yerde gidip gelmeyi sağlar.

Hayal dünyası ne hayali, ne uydurma ama gerçekten somut olan anlayışın yeni durumunun yani “coincidentia oppositorum (zıtlıkların uyumunun)” gerçek olabilmesi için kaçınılmaz bir menteşeyi oluşturur.

Hayal dünyası büyük bir geçiş yeri, bir düğüm veya zıtlıkları birbirine bağlayan bir kalptir; paradoksal durumun yaşamasına izin verir, o öyle bir dünyadır ki orada simge gerçektir ve yaşanmıştır.

Aktif hayal gücü bilginin aracı ve yetkisi gibi işler; duyu organlarımızdan bile daha gerçektir. Bu hayali biçimin yararı, onları deşifre edilecek sembollere yeniden yerleştirmek için verilen duyguların değişimini tamamı tamamına meydana getirmesinde ya da getirememesindedir. “Mundus Imaginalis (Hayali dünya)” bir şekle, boyuta, uzama ve akılcı düşüncelere sahip olduğu için maddesel varlıkla simgelenen bir dünyadır. O aynı zamanda hem maddesel olmayan maddeden yapılmıştır hem de hafif bedende be- densiz olarak vücuda getirilmiştir. Bunları birbirinden ayıran ve birleştiren bir sınır vardır.

Mitler geleneksel toplumlarda yaşayan bir “corpusu (gövdeyi)” oluşturan ve tüm geleneksel bitimlerin birliğini kendi iç mantığı ve kriterleri olan simgesel bir dille yaşanır. Mitlerin gerçeğe yaklaşma şekli bizim analitik, deneysel yani bilimsel yaklaşımımızdan geçmez. Onlar görünenin üstünde gerçeğin yapılarının doğrudan bir görünüşüyle, kozmos ve insan arasındaki karşılıklı bağımlılığın anlayışıyla, bu zengin dünya ve yaratıcı hayal gücünün verimliliği aracılığı ile gerçekleşirler.

Gezegenlerin psikolojik fonksiyonlarını daha iyi anlayabilmek için onların kaynaklarına gitmeliyiz. Bu kaynaklar mitolojik anlatırlar. Mitlerin daha dikkatli okunması astrolojinin işlevi hakkındaki anlayışımızda yeni nüanslar keşfetmemizi sağlar ve aynı zamanda astrolojinin verileriyle mitlerin bazı karanlık yönlerini aydınlatırız.

Bu iki disiplin arasında dinamik bir ilişki bulunur; astroloji, mitleri yorumlamada bize diğerlerini de iyi bir şekilde kapsayan (simya, maji vb) bir anahtar gibi gözükür.

.Böylece Jüpiter gezegeninin özelliklerini Batı Astrolojisinin ışığı altında inceleyeceğiz. Böylelikle onun psikolojik işlevlerinin örneğini Grek mit Tanrısı Zeus, Romalıların Jüpiter’i aracılığıyla hemen bulacağız.

ASTROLOJİYE GÖRE JÜPİTER

GEZEGENİNİN GÖREVLERİ VE ÖZELLİKLERİ

Jüpiter gezegeni güneş sistemimizin en büyük gezegenidir. (Çapı dünyanınkinin on bir katı büyüklüğündedir). Kütlesi diğer gezegenlerin toplamının iki buçuk katı ve hacmi diğer gezegenlerin toplam hacminden fazladır.

Jüpiter’in siklusunu anlamak için hümanist astroloji açısından A. Rupert’in sözlerine kulak verelim: “Jüpiter’in siklusları 12 ve 7) sayılarına denk gelir çünkü Jüpiter 12 senede (tam olarak 11 sene 10.5 ay) bir tam Zodyak turu tamamlar ve 84 senelik idealar (arketip) hayatında 7 tam Jüpiter siklusu vardır. 12 sayısı ile burçlar ve evler ile ilişki kurulur ki bunları bir senede dolaşır ve bu aynı zamanda kendi uydularının sayısıyla da bağdaşır.

Jüpiter’e ait nabız atışını ahenkli hale getiren bu 12 yıllık siklus hepimizde ortak olan yaş siklusudur. Bu siklusların ritmi gizli güçler olarak yükselen bir spiral ile kişinin “bir kişiden öte” olma yolundaki yetişme deneyimlerini tanımlayacaktır. Bu sikluslar kişinin dışarıya ve yukarıya doğru ulaşma ihtiyacını ifade eder. Bu 7 siklusun her birinin bir anlamı ve belirli bir amacı vardır. Bütün siklusun 7 Aralığa bölünmesi bir anlama ve evrensel bir uygulamaya sahiptir. Filozof H.P. Blavatsky, “Gizli Öğreti” adlı eserinde yedinin incelenmesi ile ilgili birçok örnek vermiştir ve bunu “insandaki yedi ilke” ile bağdaştırır. Bu ilkeler şunlardır.

1- Fizik beden

2- Eterik beden, yaşamsal ilke

3- Astral beden, duygular ve tutkular

4- Zihinsel-Arzu beden, somut akıl

5- Zihinsel beden, gerçek ve saf akıl

6- Buddhi, tinsel ruh

7- Atma, saf tin

Bu yedi ilke bütün dinlerde ve simyada görülür. Büyük İşlem‘de (Simyada) yedi evre vardır. Yedinci kısım aydınlanmanın en yükseğidir. Böylece 84 yıllık bir hayat süresince doğuş pozisyonu ile Jüpiter’in yedi kavuşumu, onun işlevinin doğru tamamlanmasıyla kişilikte yedi devirden ileri gelir. Bu da, tamamlanması için 84 yıla gereksinim olduğunu ifade eder.

Jüpiter gezegeninin yönettiği niteliklere ve görevlere gelince, şunları buluruz: ferahlık, neşe, duyguları dile getirme. Örnekseme yoluyla ona mal edilen özellikler: şans, zenginlik, refah, düzen, organizasyon, hiyerarşi, birlik, yargılama, hak, doğruluk, cömertlik, başarı, saygınlık, azim, bilgi.

Zihin ile ilgili meziyetlere gelince: yargı, düzen, denge, planlı çalışma anlayışı, din, yasa, felsefe, sosyoloji disiplinlerini ve organizasyon şekillerini yönetmek.

Edebiyata açıklık getirir, güneş sentezi ve Satürn analizi arasında, bilimlerdeki orta yolu bulur.

Duygulara gelince: Jüpiter iyilik, dürüstlük, doğruluk ve saygınlık duygusunu uyandırır.

Karakter büyük bir sosyal olma duygusu ile şen ve uzlaştırıcı olur. Samimiyet, yaşama sevinci ve iyimserlik onun özellikleridir.

İyimserlik “iyimser kılma” kapasitesidir böylece olayları sadece miktar olarak değil nitelik olarak da mükemmel kılmaktır. Hayranlık duygusu cömertlik de varlıkların derin ve kendiliğinden kabul edilişi ile onları karakterize eden özelliklerdir.

Jüpiter’in bağdaştığı meslekler şunlardır: papazlar, yüksek mevkili kişiler, kanun adamları, yüksek düzeyli kişiler, politikacılar, üniversite görevlileri, serbest meslek sahipleri ve aynı zamanda maceracılar, dini müzik bestecileri, ressamlar ve yazarlar.

Kusurları bu bolluk arayışı ile ilgilidir. Örneğin günümüz toplumundaki aşırı tüketim ve israf bununla bağlantılıdır. Bu kusur Satürn sınırlamasıyla, Kova’nın gelişi ile son bulacaktır.

Aynı zamanda öfke, gösteriş ve otorite Jüpiter’in negatif yönlerini gösterir ama bunlar tamamen uğursuzluk getirecek cinste değildir çünkü onları sınırsız olarak verir.

GREK MİTLERİNE GÖRE TANRI ZEUS’UN GÖREVLERİ VE ÖZELLİKLERİ

Zeus, Metis ile (kurnaz akıl) düzensizliği bütünleyerek düzeni kurar. Zeus’u babası Kronos’un elinden kurtarmak için annesi Rheia bir “kurnazlık (Metis)” buldu: Kronos’a oğlu Zeus yerine bir taşı yutturdu ama Tanrıça Gaia Zeus’un kavgada korkunç Yüz Kolluların eşsiz güçlerine karşı Titanları yenmesini temin edecek ve Kiklopların konaklıklarını yenecek bir silah kullanacağını söyledi. Başka bir deyişle Titanların yenilmesi yaşları, doğaları ve soyları aracılığıyla eskilerin ve yenilerin bir araya gelmesi ile olur. Zeus’un, Titanlara boyun eğdirerek düzene koyulmaya çalışılan aynı ilksel kozmik gücü, aynı özgün canlılığı enkarne edecek güçler yardımıyla niyet etmesi gerekir. “Düzeni kurmak için karmaşanın güçlerine etki edebilecek bir güce gereksinim vardır ama bunun için hangi enerji kaynakları, bu düzenleyici gücü beslemelidir?”

Böylece Kikloplar Zeus’a gerekli silahı, “şimşeği” verdiler. On yıl süren sert savaşlar sonrası Olimpus Tanrılar Titanları yenmeyi başardı ve Zeus yenidünya düzenini kurdu.

Hesiodos’un Theogonia’sında (Tanrıların doğuşu) Zeus Tanrıların krallığına terfi eder etmez Okyanus’un kızı tüm Tanrılar ve ölümlülerden bilge olan Tanrıça Metis ile tekrar evlenir. Bu birleşme ona tahta ulaşma yolunda kurnaz aklın verdiği hizmetleri tekrar tanımaktan başka bir şey kazandırmaz. Bir hâkimiyet kurmada Metis’in varlığının gerekliliğini gösterir. Onsuz ne fethedilebilir ne kendini alıştırabilir ne de kendini muhafaza edebilir. Annelerini karakterize eden aynı kurnaz düşünceyle Tanrıça’nın oğulları da yenilmez olacaktır ve babalarından üstün geleceklerdir. Zeus Tanrıların krallığını kutsayan evlilik tarafından kendini tehdit edilmiş gibi hisseder. Önceki kralın yaşadığı aynı kaderi görür: kendi oğullarının darbeleri altında düşmek. Ama Zeus diğer hükümdarlar gibi değildir. Kronos kendi çocuklarını yutarak kendinden üstün kurnazlıktaki güçlerin varlıklarını sürdürmelerine meydan vermiştir. Zeus tehlikenin köküne gider. Tanrıça Metis’e karşı, ona kendi silahlarıyla (kurnazlık, aldatma, şaşırtma) yönelir. Onu tatlı sözlerle kandırarak daha sonra kızı olacak Athena’yı doğurmadan yutar, böylelikle herhangi bir erkek çocuğun Tanrıların ve insanların kaçınılmaz kralı olması riskini yok eder. Metis’le evlenerek, ona hâkim olup onu yutarak Zeus basit bir hükümdardan daha üstün olur. Kendi hâkimiyetini kurar. Gelecekteki, karnının dibinde olan her şeyden Tanrıça tarafından uyarılarak haberdar edilen Zeus Kronos gibi sadece kurnaz bir Tanrı değil metieta’dır yani tam kurnaz Tanrı’dır.

Artık hiçbir şey onu şaşırtmıyordu; kararlarına karşı çıkılması, kendi uyanıklığına aldanması… Hükümdarlık her zaman tekrarlanan bir kavgada kazanılması gerekli şey olmaktan çıkar, Zeus’un kişiliğinde sabit, kalıcı bir duruma dönüşür.

Metis’i yutarak ve Athena’yı başından doğurarak Zeus bilgeliğinin çevresinde kendi dişiliği ile birleşir. Kendi hayatını Athena’ya vererek “lanetli” Zeus “kurtarıcıya”, dünyayı uyum içinde yönetecek ve aydınlatacak aktif aklın Yaratıcısı, Ana-Babasına dönüştü. Kaos, akıl ile Teos ile Kozmos’a dönüşüyor.

Zeus, Poseidon ve Hades, babaları Kronos’u tahttan indirdikten sonra Gökyüzünün, Denizin ve Karanlık Yeraltı Dünyasının hâkimiyeti için talihlerini denediler. (Yer hepsinin toplu kullanımına bırakıldı). Zeus Gökyüzünü, Hades Yeraltı Dünyasını ve Poseidon Denizi yönetti.

Bu üçe bölünmüş dünyanın görev dağılımında Hint-Avrupa Tanrılarının üçlü işlevini tekrar buluyoruz. Zeus’u “başrahiplik” ve “hükümdar” göreviyle, Poseidon’u bize süvarilik statüsünü ve Topraktaki hâkimiyet iradesini hatırlatan savaş işleviyle ve Hades’i zenginliklerin ve toprağın meyvelerinin koruyucusu olarak tekrar buluyoruz.

Zeus saf havanın, eterin sonsuz ilkbaharın bulunduğu yer olan Olympos’un efendisidir. Tanrılar orada gençlik ve ölümsüzlük veren, Olympos yemekleri (ambrosia) ve Olympos Tanrılarının içkileri (nektar) ile beslenirler. Birçok Tanrı’yla çevrelenmiş olmasına karşın sadece 12 tanesi Olympos Konseyi’ni oluşturur. Bu konsey Kronid’lerin 4 erkek kardeşinden: Poseidon, Demeter, Hestia, Hera; Uranüs’ün kızı, Afrodit’ten ve altı öz oğlundan; Ares, Apollon, Hephaistos, Hermes, Athena, Artemis’ten oluşur.

Krallığı ışığın krallığıdır ve bakışlarıyla tüm evreni gördüğü söylenebilir. Dünya düzenlenir düzenlenmez Zeus insanları yaratır.

Zeus, Themis ile (düzen) birlikte mevsimlerin tekerleğini çevirir.

Titanide Themis ile birleşmesinden mevsimleri yönetecek üç zaman doğacaktır: kanun, düzen, adalet.

Themis takvimi simgeler çünkü o yılı yaz ve kış gün durumları olarak ayrılan mevsime ve on üç Ay ayına bölen en büyük Tanrıça’dır. Atina’da bu iki mevsim “tohum veren” ve “solan” olarak kişileştirilmiştir.

Annesi Rheia ile beraberliğinden beri yılan görünümünde olan Zeus, .Nemphea’lar veya arkaik Tanrıçalarla beraber olmak için her hayvanın kılığına girmiştir. Hayvanlar yılın aylarını simgeler. Nemphea’lar da burada, Zeus tarafından simgelenmiş olan ışığın başlangıcının yıllık siklusunun değişik evrelerinde evlendiği neolitik (çok eski) çağın çok eski Ay Tanrıçasının simgeleridir. Bu mitler bize, anaerkil bir yapıdan oldukça ataerkil bir yapıya geçişi gösterir.

Bu çeşitli birleşimler doğanın yaşam siklusunu harekete geçirecektir. Şu anda sayısız değişimleri kapsayan, zenginliği meydana getiren dinamik bir evrende, babası Kronos’un çok statik evrenin aksi olan Zeus’un krallığı içerisindeyiz.

Zeus’un krallığında ansızın ortaya çıkan değişikliğin sebebi kızlarından biridir; Tykhe “talih”. O, bazılarına şans ve bolluk bazılarına da sefalet getirir. Tykhe talihe düşen toplarla oynarken kararlarından sorumlu değildir. Eğer bir insan zenginliğe fazla kapılır ve Tanrılara kurban vermeyi unutursa, eski bir Tanrıça ona daha fazla alçak gönüllülük vermek için gelir. Bu korkulan ve kutlu görülen Tanrıça Nemesis’dir: “adil karar”. O, bir elinde elma ağacı dalı (görünmez dünyaya girip çıkmak için) ve diğerinde bir tekerlek taşır. (Roma’da Fortuna olan talih tekerleği). Böylelikle şans oyunları ve gereklilik insanı sorumlulukları ile karşı karşıya bırakır. Adalet duygusu ve özgür iradeyi geliştirmeye mecbur eder. Bunları Zeus, kanunlara saygı duyulması ve ölçü ile davranılması için verir.

Bir kez, Yaradılış üç dünya dört mevsim ile Evren’in tüm canlıları ile gerçekleşir gerçekleşmez Zeus Tanrılara sorar: “Ne eksik?” ve onlar cevap verir: “Bu harikuladeliği övecek bir ses”.

Böylelikle Mnemosyne ile hafıza birleşti. Zeus Musa’ları, Sanat Tanrıçalarını yarattı. “Sanat Tanrıçalarının şarkılarında bütün her- şeyin aslı, tanrısallık ile dolu bir varlık gibi, tüm derinliklerden ışıldayarak en karanlığı ve eziyeti görmüşçesine tanrısallığın sonsuz neşe ve şanını açığa vurarak yankı verir”.

Eurynome ile birlikte hayatı sevgi ile parlatan, sevgiyi veren ve alan, neşe dağıtan “üç güzeller” (Kharit’ler) meydana geldi. Doğayı karakterize eden güzel ve faydalı birliği gerçekleştiren onlardır.

Zeus her şeyde tanrısal birliği ve bunların ayrımını Gökyüzünün Hanımefendisi Hera ile gerçekleştirdi. Zeus’un ikiz kardeşi Hera Mevsimler tarafından beslendi. Zeus onu Girit’deki Knossos’da veya bazılarına göre orada ona başarısızlıkla dalkavukluk ettiği Argolide’deki Thornaks Dağı’nda aradı ve ama Hera onu ıslak bir guguk kuşu kılığında görünce acıdı ve onu şefkatle göğsünde ısıttı. O zaman Zeus önce gerçek kılığına büründü sonra ona tecavüz etti. Hera bundan o kadar utandı ki onunla evlenmek zorunda kaldı.

Bütün Tanrılar düğün için hediyeler getirdi.

Hera ve Zeus üç yüz sene sürecek olan düğün geceleri için Samos’a gittiler.

Hera ve Zeus’un birleşmesinden Ares,

Hebe, Llithia ve Hephaistos dünyaya geldi.

Sırayla savaşçı, ölümsüz gençlik, doğumların Tanrıçası ve demirci Tanrısı.

Bu üçüncü eş Zeus’un resmi karısı oldu ve kavgalarına rağmen bu birleşme, göçebe savaşçılardan oluşan bir toplumda soyun devam etmesini korumak için sosyal anlaşmayı, evlilik sözleşmesini sağlamlaştırdı. Her durumda Hera meşruluğu temsil eder. Zeus’un titizlik erdeminde en üstün karısıdır.

Daha sonra Zeus, Tanrıçalarla, Nemphealarla ve ölümlülerle beraber olabilmek için zaman zaman kuğu, boğa, guguk kuşu, keklik, yılan, altın yağmur damlası veya ölümlü kılığına bile girdi. Çocuklarının arasında Hermes, Apollon, Artemis, Dionysos, kız kardeşleri Klytaimestra, Helena, Dioskur Kastor ve Polluks gibi Tanrılar, Heraklis gibi kahramanlar ve diğer birçoğu sayılabilir çünkü tüm topluluklar (ırklar), mitolojik ata olarak Zeus’u tekrar bulurlar.

Baba Tanrı’nın bu çoğalmasını nasıl yorumlayabiliriz? Çünkü o, tam yaratıcı ilkedir, ilahi veya kahraman olarak, Romalıların Dis Pater dedikleri yaratılışta yaşayan her şeyin şeklinden türeyendir.

Her şey onun yaratmasında birleşmiştir ve evrendeki aktif temsilci, üçüncü unsur kutsal Evlat’ı meydana getirmek için Ana Tanrıçayla, ilksel özle birleşmiştir.

Şüphesiz evrendeki her şey Zeus’un iradesi ile doğmuştur. İlahi Birlikten, sınırsız çoğalmaya kadar her şeyi veren O’dur. Tanrılar evrensel şekiller olarak ona hayat muhtaçtırlar ve evren kendi çeşitliliğinde her an mükemmel varlığı gösterir. İlahi şekiller gerçek ve öz olanı gösterirler. Bu anlamda Zeus dini duygunun kökenidir çünkü daha büyük bir bütüne ait olan her katılanın bir bütün olduğu kadar birliği anlamını koruyarak her şeyi birbirine bağlayan en uyumsuz çokluğu bir yaklaşımla bütünleştiren odur. Kapsamlılığın kapasitesi sebebiyle varlığın görünüşünden öte olan yoğunlaşmayı ve gerçek bir inancı kabul edebiliriz.

“Kelimenin tam anlamıyla Zeus’a benzemek tehlikenin önünde korkmadan ilerleyebilmek, nefret duymadan düşmanlarını yenebilmek, zayıflık duymadan sevebilmektir.. Zeus’un bereketinden acı çektikten ve onu kabul ettikten sonra hayatın onları yüce güç ve ilim taşıyıcılarına dönüştürdüğü insanlarda, görünüşlerin duygusal dünyası ve muhteşem iç dünyası arasında, bu dünyaları birleştirmeyi arayan yolcular da Zeus’un insan tipleridir”.

ZEUS’UN YENİ ÇEHRESİ JÜPİTER

Bu çalışmada Grek Panteonundaki Tanrı Zeus’un savunmasını önermek amacımız değildir ama bu insana ait psikolojik işlevin bize kadar nasıl geldiği ve gelecekte kendini nasıl ve ne şekilde göstereceği hakkında düşünmeye davet ediyoruz.

Bu bin yılın sonunda değerlerin gerçek bir krizine şahit oluyoruz ki bu kriz, geçmişten gelmesine rağmen, kendi özelliklerine sahip olacak bir yeni tinselin ortaya çıkmasıyla çözülecektir.

Bu tinsellik evrensel değerler ve gezegensel güçleri, yeni bir algılama ve görüş ile kapsayacaktır.

Astroloji bunu büyük presesyonel (gün ve gece eşitliği zamanının daha erken olduğu) yılın siklusu ile bize açıklar Buna göre biz 4000 bin yıllık bir dönemi kapatarak Kova Çağı’nın başlangıcında bulunuyoruz. Bundan önce her biri 2000 yıl süren Koç ve Balık çağlarının astrolojik “süzgeçleri” altında yaşadık.

Şüphesiz her gezegen bütün zamanlarda etkindir ama enerjileri bu çağların süzgeçlerinin özellikleri ile renklenir.

Bunu daha iyi anlayabilmek için Jüpiter gezegenin Koç, Balık ve Kova çağlarının etkileri altındaki bazı iyi özelliklerini ve kusurlarını özetleyeceğiz.

KOÇ ÇAĞINDAKİ JÜPİTER GEZEGENİ

Hristiyan çağının öncesindeki 2000 yıl süresince Jüpiter otoritesi doğal olarak liderler aracılığıyla doğrulanmıştır. Fetih ruhu, hırs ve aynı zamanda dürüstlük ve onur, çağın “bu enerjisinin çizgileridir”.

Kusurlar iticilik, sorumluluğa karşı mizaç değiştirme, abartma, gökyüzündeki şimşeklere benzeyen şiddetli öfke olarak özetlenebilir.

Bu zamanların Jüpiter enerjisini kendine kanalize eden kahramanın mitik imgesi Büyük İskender’dir. Mitolojiye göre kendisi Amon Jüpiter’in oğluydu.

BALIK ÇAĞINDAKİ JÜPİTER GEZEGENİ

Son 200 yıl yayılmacı ideallerle karakterize edilmiştir ki bunlar Roma İmparatorluğu’nun insanlığı birlikte kurtarmak için var olan evrensel dinlerle yaptığı gibi evrensel niteliktedir. Merhamet, özgecilik, koruma ve dinsellik çağın duygularıdır fakat aynı zamanda kendi görüşlerini kabul ettirmek için bazen dogmatik olmaktan çekinmeyen ve emperyalizme dönüşen bir fetih istenci de vardır.

Kusurları hümanizmin totaliterliğe dönüşmesi ve evrensel kurtarma idealinin ekonomik emperyalizme dönüşmesi olabilir. Bireysel alanda ise bunlar; aşırılığa, kötü huylara yönelme ve sosyal bir parazite dönüşme olarak nitelendirilebilir.

Balık Çağı’ndaki Jüpiter enerjisinin mitolojik görüntüsünü kanalize eden kişilikler arasında şunları sayabiliriz: aracı peygamber Muhammed, “aracı Papa” ikinci Jean Paul. Onlar Akdenizli bir dinde gerçekten gezegensel bir aşılama için çalışıyorlardı.

KOVA ÇAĞINDAKİ JÜPİTER GEZEGENİ

Kardeşlik ve aynı zamanda Sorumluluk değerleri ile arkadaşlık duygusunun çok önem kazanacağı zamanlarda, pasif ve galvanize edilmiş gruplar tarafından izlenen şefin kesin ve merkezileştirilmiş otoritesinin eski değerleri, daha yumuşak ve canlı bir hiyerarşik yapı içerisinde, herkes tarafından kendi otoritesinin kabulünü bir yeteneğe dönüştürmelidir.

Aktif katılımın gerçek anlamı insani ve sosyal planlarla doğmalıdır. Paradoksların zamanı, çağın bilgisi, “coincidentia oppositorum içerisinde (zıtlıkların birleşmesinde)” bilimin ve geleneklerin görüntülerini uzlaştıracaktır.

Fakat Apollon, Dionysos, Athena ve Hermes’in babası bu paradoksu özümsemeye yatkındır çünkü o “kurnazlığın” efendisidir ve kendi gücü, “şiddetli gücü” sınırlamaz.

Kusurları çok hırslı ve belirsiz planlara sahip olmak, riskli ve maceralı olaylar tarafından ve anarşi ruhundan etkilenmektedir.

Kova Çağı’nın Jüpiter etkisindeki mitolojik figürlerine gelince gerçekte onlar şu anda doğmaktadır. Fakat sadık arkadaşlık duygusuyla Gılgamış ve Enkidu; ekip ruhuyla Jason ve Argonaut’lar (Troya efsanesi kahramanlarından önceki kuşaktan kişiler); devrimci, yenilikçi ruhuyla Einstein ve eşsiz maji gücüyle ile Merlin örnek olarak canlandırılabilir.

Belki Kamelot şehrinde Kral Arthur ve Yuvarlak Masa Şövalyelerinin çevresinde bu yeni çağın Jüpiter enerjisinin sembolleri hayal edilmelidir.

L. WINCKLER

Çeviren: Özge SAMANCI

Yazar, Kolomb öncesi, Grek, Mısır uygarlıkları astrolojik metinlerinin yeniden araştırılması üzerinde uzmanlaşmıştır.