seneca

ÖFKE

“Hiçbir bela insan ırkına bu kadar pahalıya mal olmamıştır.” Seneca

Öfke insanlığın en büyük sorunlarından biri olarak karşımıza çıkar. Aynı zamanda karşımıza çıkan başka birçok sorunun da nedenidir. Eğer bir sorunu kökeninden çözmüyorsak, tekrar tekrar karşımıza çıkacaktır.

Seneca, öfkeyi insan duyguları arasındaki en korkunç ve yıkıcı olan olarak tanımlar. Öfke ortaya çıktığında azgın bir hınç ile en insani olmayan şekilde şiddetin her türüne başvurarak bir öç alma, cezalandırma, karşıdakine herhangi bir şekilde zarar verme arzusu hâkimdir.

Eğer bir dakikalığına durup insanlığın tarihinde öfkenin yol açtığı yıkımı düşünürsek, bu bizi korkutur. Bunu daha açıkça kendi hayatımızda da görebiliriz: kendimize hayatımızda kaç kez öfkeye boyun eğip, istemediğimiz sonuçlardan dolayı pişmanlık duyduğumuzu ve acı çektiğimizi sorabiliriz.

Ülkeler arası savaşlarda ve her iki tarafa getirdiği yıkımda öfkenin ne kadar rolü olmuştur? Öfke yüzünden kardeşler birbirine düşman kesilir, dostlar birbirine yabancılaşır. Eğer insanlık tarihi boyunca öfkenin yol açtığı acı ve gözyaşını bir araya toplasak, bu yığın Himalayalar’dan daha yüksek ve okyanuslardan daha büyük olacaktır.

Felsefi gelenekler öfkeyi geçici bir delilik olarak niteler. Deliliğin işaretleri cüretkâr ve utanmaz hâl ve hareketler, kızgın ve korkutucu bir yüz, huzursuzluk, sık sık nefes alma, tenin renginin değişmesi, titreyen dudaklar, birbirine kenetlenmiş dişler, homurdanmalar, saldırgan sözlerdir ve tüm beden korkutucu bir görüntü alır.

Öfke ortaya çıktığında, kendine hâkim olma, akıl yürütme, olayları değerlendirme ve iyi ve kötüyü ayırma kabiliyeti tamamen ortadan kalkar.

Diğer insani kusurlar kendini gizleyebilir ve farklı görüntüler altında kendilerini saklayabilir ama öfke için bu söz konusu değildir. Öfke kendisini ne kadar çok ve büyük gösterebilirse o kadar amacına ulaşma şansının yüksek olacağını sanır.

“Hayatımızda öfkeden daha zalim ne vardır, öfkeden daha düşmanca davranan biri var mıdır?” Bu nedenle bu korkunç düşmana karşı her zaman eğitimli ve hazır olmalıyız.

Seneca ökenin insan doğasına tamamen karşı olduğunu şöyle açıklar.

  • İnsan karşılıklı birbirine yardım için doğmuştur, öfke karşılıklı yıkımı amaçlar.
  • Biri birliği arzular diğeri parçalamayı.
  • Biri yardım etmeyi diğeri zarar vermeyi.
  • Biri yabancılara bile yardım edecektir, diğeri en sevdiklerine bile zarar verecektir.
  • Biri başkasının iyiliği için kendini harcamaya hazırdır, diğeri eğer başkalarını kendisiyle birlikte düşürebilecekse tehlikeye atlamaya hazırdır.

Bazılarımız öfkenin bazen bizi cesur yaptığını ve faydalı olduğunu düşünebilir. Öfkemizi bu şekilde hiçbir zaman haklı çıkaramayız. Öfkenin hâkimiyetindeki cesaret ancak şiddet doğurur. Seneca der ki eğer öfkeli olmadan cesur olamıyorsak öfkeli olmak yerine cesur olmamak daha iyidir. Hiçbir zaman öfkeden bir fayda gelmez. Sonunda öfkenin tek getireceği sonuç yıkımdır.

Seneca kusurları erdemlerle karıştırmamamız konusunda bizi uyarır:

  • Eğer öfkeli olmadan cesur olamıyorsan,
  • Eğer açgözlü olmadan çalışkan olamıyorsan,
  • Eğer korkak olmadan sessiz olamıyorsan…

Bir erdeme ulaşmak için bir kusuru haklı çıkaramayız. Bu kusurların büyük bir yalanından başka bir şey değildir ve insanlar arasında çok hızla yayılır ve birden hayatımız kusurlarla işgal edilmiş olur yani kusurlar hayatımızı yönetmeye başlar zaten bu nedenle bunları kusurlar olarak adlandırıyoruz, özgürlüğümüzü bizden çaldıkları için.

Bir diğer açıklanması gereken konu ılımlı bir öfkenin aynı ılımlı bir aç gözlülüğün ve ılımlı bir kıskançlığın olmadığı gibi olmasının mümkün olmadığıdır. Ilımlı gibi gözüken öfke sonunda zalim bir efendiye dönüşür. Eski bir bilgelik metni olan “Sessizliğin Sesi”nin dediği gibi “kusurların gölgesinin bile sana yaklaşmasına izin verme.” yani kusurların gölgesinin bile bize yaklaşmasına müsaade etmemeliyiz çünkü onlar her fırsatta bizi yönetmeye çalışacaklardır.

Öfke konusunda diğer bir yanlış anlama “sevdiklerimizi korumak için öfke duymamız” gerektiğidir. Yani bir başkası sevdiğimiz birine kibar konuşmadığı veya saygılı davranmadığı zaman. Bu durumda öfkelenmek sadakatin veya arkadaşlığın bir işareti değildir ve içinde bulunulan durumu daha da kötüleştirecek ve sevdiğimiz kişiye daha fazla zarar ve üzüntü getirecektir. Saygılı olmayan birine öfke göstermemek veya tepki vermemek korkaklık değil ama soylu bir ruhtan gelebilecek akıllı bir davranıştır der Seneca. Sokrates’in kendisine tekme atan kişiye hiçbir tepki vermediğinde yanındaki müritlerinin şaşırmasını hatırlayalım. Sokrates onlara şöyle sorar, sizi bir eşek teptiğinde siz de onu teper misiniz? Öfkenin hâkim olduğu bir insanda akıl yürütme uçup gittiğinden bir hayvandan farkı kalmamıştır o yüzden bir tepkiyi hak etmez.

Bazılarının bir başka yanlış düşüncesi de öfkenin kontrol edildiğinde faydalı olabileceğidir. Öfkenin tam da doğası kontrol edilemez olmasıdır, bu nedenle öfkenin ortaya çıkışını engelleyici yöntemleri bilmek onu önlemenin tek yoludur.

Öfke ve Sağduyu birbirini dışlar

Doğru ve yanlışı veya iyi ve kötüyü ayırt etme akıl yürütme ile mümkün olabilir. Sağduyu hayattaki birçok akıl yürütmelerin sonucu elde edilmiş tecrübelerin birikimidir ve insanı insan yapan akıl yürütebilmesidir. Öfke ortaya çıktığında akıl yürütme yani insan doğası sürgüne gönderilir. Öfke hiçbir şeyle yarışmayı kabul etmez ve tam bir kontrol ve tek efendi olmayı ister.

Akıl yürütme ve öfke birlikte var olamazlar, birinin varlığı diğerinin yokluğunu gerektirir. Bazı insanlar çok uzun bir süredir öfkeyle yaşadığımız için onun doğamızın bir parçası olduğuna inanırlar. Ancak öfke sonradan elde edilmiştir ve doğamızın bir parçası değil doğamıza aykırıdır.

Seneca aşağıdaki tabloda öfke ve aklıselim olmak karşılaştırır.

Öfke Aklıselim olmak
Hükümlerinde kaprislidir ve hükmü yanlış bile olsa hiçbir zaman kabul etmez. Kararlarında adil ve dürüst olmayı amaçlar.
Diğerini her pahasına yenmeyle daha çok ilgilenir. Sorunu anlamaya ve en adil çözümü bulmaya çalışır.
Diğerini dinlemeyi reddeder ve kendini savunmasına izin vermez. Her iki tarafı dinlemeye önem verir.
Tamamen dengesizdir ve sadece ileri atılmak için sabırsızlanır. Eylemi erteleyerek gerçeği bulmak için zaman kazanmaya çalışır.
Konunun dışındaki ıvır zıvır şeylerden etkilenir. Sadece konuya yoğunlaşır onu daha iyi anlayabilmek için.

Öfke her zaman öç alma amacıyla hareket eder. Bu öç alma düşüncesi ne kadar çocukça ve akılsızcadır. Biri diğerine zarar vermek ister çünkü kendisinin zarar gördüğüne inanır. Eğer bu düşünceyi çocuklarımıza öğretmiyorsak neden onu takip ediyoruz? Ne zaman incindiğimizi düşündüğümüzde öç alma düşüncesi ortaya çıkıyor. Gerçekten inciniyor muyuz yoksa incindiğimizi mi düşünüyoruz? Birçok kanılarımızın gerçeklerle bir alakası olmadığını biliyor muyuz? Çoğu zaman kanılarımızın eğitim sistemi, yetişkinler, kültür ve adetler, modalar ve arkadaşlar tarafından şekillendirildiğinin farkında değil miyiz? Şimdiye kadar birçok yanlış kanılar yüzünden ne kadar basit tartışmalar ve gereksiz üzüntülere neden olmuşuzdur. Tüm kanılarımızı kendimizi yanlış kanılardan kurtarmak için gözden geçirmemiz gerekir.

Öfke kendi deliliğini haklı çıkarmak için ne tür oyunlar oynar!” der Seneca. Gerçekten de öfkemizi haklı çıkarmak için ne kadar çok “amalar” buluruz: “ama böyle dedi, ama bunu yaptı, ama o haksızdı vb.” Şunu iyi bilmeliyiz ki öfkeyi hiçbir şey haklı çıkaramaz.

Öfkeli insan özgür değildir

İnsan öfkelendiğinde özgürlük uçar gider ve öfke tek efendi olur. Bu nedenle öfkeli insanlara karşı daha anlayışlı olmalı ve merhamet göstermeliyiz çünkü öfkenin kölesi olmuşlardır. İletişim yolları öfkeli insan ile tamamen kapanır, akla dayalı konuşmalar yapmak imkânsız hâle gelir. Öfkenin en büyük ilacı sabır ve zamandır. Öfke çok uzun zaman efendilik yapamaz ve bir süre sonra ayrılmak zorundadır ve o zaman iletişim tekrar kurulabilir ve fikirler değiş tokuş yapılabilir.

Öfke için bazı çareler

Öfkeye karşı bazı taktikler ve yetenekler geliştirmemiz faydalı olacaktır;

Sabrı geliştirmek: Sabır bir kalkan gibi bizi her tür saldırıya veya beklenmedik durumlara karşı bizi korur. Sabır olduğunda öfke büyümek için uygun ortamı bulamaz. Bedende sabır ne zaman soğuk, sıcak, açlık veya yorgunlukla karşılaştığımızda öfkelenmemektir. Akılda sabır ne zaman kibar olmayan sözler duyduğumuzda veya beklenmedik zorluklarla karşılaştığımızda zihinsel olarak sakinliği ve sağduyuyu koruyabilmektir. Sabır herkeste geliştirilebilir. Shantideva sabrı dikenlerle dolu bir dünyada çıplak ayaklarımıza giyilen bir ayakkabı gibi görür. Tüm dünyadaki dikenleri lastikle kaplamayacağımıza göre kendi ayaklarımızı kaplamak bizi bütün dikenlerden koruyacaktır der.

Öfkenin ilk işaretini görür görmez ona karşı durmak: Öfkenin ortaya çıkabileceği ortamlardan uzak durmak yani hijyen gibi hastalığı engellemek hastalık ortaya çıktıktan sonra onunla savaşmaktan daha kolaydır.

Öfke yavaş yavaş büyür bu nedenle onun varlığını fark etmek için sürekli kendimizi gözlemek ve öfke tohum aşamasındayken onu yok etmek. Burada kanılarımızı da değiştirmenin büyük faydası olacaktır.

Seneca biraz acı çekmenin öfkelenmekten daha iyi olduğunu söyler: Öfkeye kurban düşmektense biraz zorluk ve acı çekmek hiç sorun olmamalıdır çünkü öfkenin getireceği acı hiçbir şeyle karşılaştırılamaz.

Öfkenin eline düştüğümüzde, hiçbir kelime söylememeye, hiçbir eylem yapmamayı ve hiçbir karar vermemeye çalışmalıyız: Başkalarından kendini uzaklaştırarak zaman kazanmaya çalışabilirsin. Senaca der ki “öfkeyi önlemenin en iyi yolu onu geciktirmektir” yani bir kaç dakika daha öfkeye direnebilirsek bizi terk etmiş olacaktır.

“Kibir ve cehalet bizi öfkelenmeye meyilli kılar” diyor Seneca: Kibir çünkü hiçbir eleştiri ve rekabet kabul etmez. Cehalet çünkü öfkeli insanın özgür olmadığını bilmez ve bu nedenle öfkeli olanın sözlerine ve eylemlerine tahammül gösteremez.

Seneca der ki “öfke diğer kusurlar gibi aklı baştan çıkarmaya çalışmaz ama onu zorla kaçırır.” Bu neden dolayı öfke en yıkıcı kusurdur ve arkasında harabeye dönüşmüş birisi bırakır.

Seneca bizi yine uyarır “hiç kimse kendisini öfkeden güvende hissetmesin çünkü kibar ve yumuşak olanları bile zalim ve şiddet dolu eylemlere sürükleyebilir.” Kendimize güvenmek yerine aldığımız kişilik eğitimine güvenmeliyiz. Bizi neyin öfkelendirdiğini gerçekten bilmiyoruz. Öfkeye karşı kendimizi her zaman hazırlıksız bulabiliriz bu nedenle herkesin bu konuda felsefi bir eğitim ve terbiyeye ihtiyacı vardır.

Tüm kötülüklerin en büyüğü öfkeden kaçmak ne büyük mutluluk çünkü onun yoldaşları delilik, gaddarlık, zalimlik, hiddet ve diğer yıkıcı kusurlardır!” diyor Seneca.

Öfke barış ve mutluluğumuz önündeki en büyük engeldir. Sabrımızı yeterince geliştirinceye ve kendimizi yeterince tanıyıncaya kadar öfkenin neden olacağı sayısız acılardan geçeceğiz.

Hepimiz Dünya Barışına katkıda bulunmak istiyoruz. Bunun en kısa ve çabuk yolu kendi öfkemizle mücadeledir. Bu gezegende ne kadar az öfke olursa o kadar çok canlı mutlu ve huzurlu olabilir.

Öfke ve buna benzer yıkıcı güçlere karşı bizi hazırlayacak felsefi bir eğitimin değerini kim inkâr edebilir?

Seneca’nın yaşadığı zamanlara göre bizim yaşadığımız zaman çok farklı olabilir ama insanın öfkeyi yok etme konusunda çok fazla ilerlemediğini görüyoruz. Hatta günümüz şartlarının öfkenin yeşermesine daha çok olanak verdiğini bile söyleyebiliriz. Öfke denen düşmanı daha çok tanıdıkça ona karşı her zaman bir adım önde olabiliriz. Felsefenin çağrısını tekrarlamanın zamanı “Kendini Tanı”.

GÜNER ÖRÜCÜ

KAYNAKLAR

  1. Moral Epistles, About Anger, Lucius Annaeus Seneca (Translated by Richard M. Gummere)
  2. A Guide to the Bodhisattva’s Way of Life, Shantideva

 

STOA FELSEFESİ

Bu çalışmada, özel olarak Roma İmparatorluğu’nu ve genel olarak Batı düşünce tarihini derinden etkilemiş olan Stoacılık akımı ele alınmıştır. Stoacı filozofların hayatları, eserleri, düşünce sistemleri incelenmiş; onların hem kendi zamanlarında hem de günümüzde yarattıkları etkiler araştırılmıştır. Pek çok Stoacı filozof olmakla beraber, bu çalışma Zenon, Seneca, Epiktetos ve Marcus Aurelius ile sınırlı tutulmuştur.

STOACI FİLOZOFLARIN HAYATLARI

ZENON

Zenon’un hayatındaki önemli tarihlerle ilgili farklı fikirler vardır. Bunlar arasında en çok kabul edilen, Kıbrıs’taki Kition kentinde M.Ö. 333/2 yılında doğduğu ve M.Ö. 262/1 yılında Atina’da öldüğüdür.

Ticari amaçla yaptığı bir yolculukta, içinde bulunduğu gemi kaza yapmış ve aslında amaçladığı şey bu olmamasına rağmen, geçirdiği kaza sonucunda Atina’ya gelmiştir. Atina’daki bir kitapçıda okuduğu Ksenophon’un Anılar kitabında bahsedilen Sokrates’ten ve onun felsefesinden çok etkilenmiştir. Kitapçıya Sokrates gibi insanları nerede bulabileceğini sormuş, kitapçı da o sırada yoldan geçmekte olan Kinik Okulu’na mensup Krates’i gösterip, onu takip etmesini söylemiştir. Zenon’un felsefi hayatının başlangıcı böyle olmuştur.1

Kiniklerden ders almakla birlikte Zenon, aynı zamanda Akademia’daki filozofların derslerini dinlemeye de gitmiştir. Yaklaşık M.Ö. 300’de, Atina Agorasında (şehir merkezinde) bulunan, sütunlu bir yapı olduğundan dolayı Stoa Poikile denen yerde, dersler vermeye başlamıştır. Stoa, antik Grek dilinde sütunlu galeri anlamına gelir. Zenon’un öğrencilerine de Stoacılar denmiştir.

Zenon; Stoa Poikile’de kırk yıl ders vermiş, verdiği dersler ve örnek kişiliğiyle Atinalıların büyük saygısını kazanmıştır. Gençleri erdeme ve iyi olana yöneltmesinden ötürü kendisine şehrin anahtarı verilmiştir. Büyük İskender’in ölümünden sonra kral vekili olan Antigonos Gonatas, onun derslerini dinlemiş ve Pella’daki saraya gelmesi için onu davet etmiştir. Zenon yaşlılığını öne sürerek bu daveti reddetmiş, yerine öğrencisi Persaios’u göndermiştir.

M.Ö. 262/1 yılında da, ardında Stoacılık isminde felsefi bir akım ve pek çok öğrenci bırakarak, Atina’da hayata gözlerini yummuştur.2

SENECA

M.Ö. 4 yılında, İspanya’nın Cordoba şehrinde dünyaya gelmiştir. Genç yaşta teyzesi tarafından Roma’ya götürülmüş, orada hitabet ve Stoa felsefesi ile ilgili eğitim almıştır. Sağlık sorunlarından dolayı Mısır’a gitmiş, 31 yılında Roma’ya geri dönmüştür. Kölelerin gördüğü muamele ve insan hakları konusundaki söylevleri dönemin imparatoru Cladius’un tepkisini çekmiş ve 41 yılında Korsika’ya sürgüne gönderilmiştir. Sürgünde üç temel felsefi eser yazmıştır.

49 yılında Roma’ya dönmesine izin verilmiş, gelecekte imparator olacak Neron’un eğitmeni olmuştur. Neron imparator olduktan sonra onun yönetiminin ilk kısmı olan 54 ve 62 yılları arasında devletin temel yöneticilerinden biri olmuştur. Daha sonra Neron’un uyguladığı kötü politikalara katılmayarak, yönetimden çekilmiştir. Bu dönemde en iyi felsefi eserlerini yazmıştır. Düşmanları, Neron’u öldürmek istediğine dair Seneca’yı karşı komplo kurmuş ve Neron’un emriyle 65 yılında Roma’da idam edilmiştir.3

Eserleri arasında Ahlaki Mektuplar, Tanrısal Öngörü, Yaşamın Kısalığı Üzerine, Troialı Kadınlar, Teselliler, Phaedra, Ruh Dinginliği Üzerine, Hoşgörü Üzerine, Bilgenin Sarsılmazlığı Üzerine, Doğa Araştırmaları sayılabilir.

EPİKTETOS

M.S. 55 yılında Pamukkale yakınlarındaki Hierapolis’te köle bir aileye doğmuştur. Kendisi de bir zamanlar köle olan ve İmparator Neron tarafından azat edilen Epaphroditos’a uzun yıllar köle olarak hizmet etmiştir. Gerçek adı bilinmemektedir, “Epiktetos” satın alınmış köle anlamına gelmektedir.

Efendisi, Epiktetos’un zekâsından etkilenmiş ve onun, dönemin Stoacılarından biri olan Musonius Rufus’un derslerini dinlemesini sağlamıştır. Epiktetos özgürlüğüne kavuştuktan sonra bütün zamanını felsefeyle ilgilenerek geçirmiş ve Roma’da dersler vermiştir.

M.S. 89’da İmparator Domitianus, filozofları Roma’dan kovmuştur. Bunun sonucunda Epiktetos, Yunanistan’da bulunan Nikopolis şehrine gitmiş ve kendi okulunu kurmuştur.4

Ölüm tarihi bilinmeyen Epiktetos, yazılı eser bırakmamıştır. Öğretisini, öğrencisi Arrianus yazıya geçirmiştir. Eserleri arasında; Düşünceler ve Sohbetler, Söylevler, İçsel Huzur İyi Yaşamın Kapısını Açar sayılabilir.

MARCUS AURELIUS

21 Nisan 120 tarihinde Roma’da doğan Marcus Aurelius’un ismi bir unvan olup, “Altından Mars heykeli” anlamına gelmektedir, aynı zamanda isim Roma İmparatorluğu’nun altın çağını yaşattığı anlamında bir göndermedir. Tam ismi Marcus Aurelius Antoninus Augustus’tur.

Roma’da soylu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir, üç yaşında babasını kaybeder ve dedesi tarafından yetiştirilir. Şiir, hitabet, edebiyat, tiyatro, müzik, geometri, Yunanca ve Latince gibi pek çok konuda, dönemin en ünlü hocalarından eğitim almıştır. 12 yaşındayken felsefeye ilgi duymaya başlamış, Stoacı filozofların derslerine katılmıştır.5

İmparator Hadrian tarafından fark edilmiş ve onun tarafından evlat edinilmiştir. Hadrian imparatorluğu, kendisinden sonra Marcus Aurelius’u halef göstermesi koşuluyla Antoninus Pius’a devretmiştir.17 yaşında halef imparator ilan edilen Marcus Aurelius, 96-180 yılları arasında görev yapan “Beş İyi İmparator”un sonuncusudur.

Roma İmparatorluğu’nun altın çağı olarak geçen on dokuz yıllık hükümdarlığının on yedisinde savaşta, cephede ve seferde olan Marcus Aurelius, en önemli eseri olan “Kendime Düşünceler”i savaş çadırında yazmıştır.

17 Mart 180’de Viyana’da ölmüştür. Bugünkü uluslararası hukuk sisteminin kökeni olan Roma hukuku, onun Stoacı düşüncelerinden büyük oranda etkilenmiştir.6

FELSEFİ SİSTEM

Felsefi bir sistem olarak incelendiğinde Stoacılığın Kiniklerden ve Sokrates’ten etkilendiği görülür. Stoacılığın felsefi sistemi; Tanrı, doğa ve insan hakkındaki görüşleri çerçevesinde ele alınacaktır.

Tanrı: Stoacılığa göre Tanrı; canlı, ölümsüz, zeki, içinde hiçbir kötülük barındırmayan, evrenle ve onun içindeki varlıklarla ilgilenen, insan biçimine sahip olmayan bir varlıktır. O; evreni şekillendirendir, bütün varlıkların babasıdır ve çeşitli güçlerine göre, farklı isimler alır.

Tanrı; ilksel kaynak olan ateştir, maddesel evreni oluşturan daha kaba öğeler ondan gelir. Tanrı’dan gelen bu kaba öğeler, sonunda yine O’na döner. Stoacı öğretiye göre Tanrı evreni oluşturur, sonra evrensel bir yangınla onu yok eder. Evren, sonu olmayan bir yaratma ve yok etme döngüsüne tabidir.

Stoacılar, evreni bir amaca göre düzenlenmiş rasyonel bir sistem olarak değerlendirmişlerdir. Evren tek bir canlı organizma, bütün parçaları birbirine bağlı olan rasyonel bir bütündür.

Tanrı’yı, maddeye şekil vermede çok usta bir zanaatkâra benzetirler. Tanrı’nın büyük bir organizma olarak görülen evrenin çeşitli parçalarını bir amaç doğrultusunda en iyi şekilde düzenlediğini söylemişlerdir.7

Doğa: Stoacılıkta doğa olarak geçen şey, evrendir. Evrendeki her şey, Tanrı’nın farklı tezahürleridir. Tanrı ile evren arasındaki ilişki, ruhla beden arasındaki ilişki gibidir. Stoacılığın doğaya bakış açısı aşağıdaki ifadeyle özetlenebilir:

“Her şey görkemli bütünün bir parçası,

Ve bunun bedeni Doğa, ruhu Tanrı.”

Stoacı öğretiye göre evren iki ilkeden oluşmuştur: edilgen bir ilke olan madde ve etkin bir ilke olan Tanrı. Etkin ilke olan Tanrı, edilgen ilke olan maddeyi etkiler. Zenon’a göre Tanrı, maddeye; balın peteğe nüfuz etmesi gibi nüfuz etmiştir.8

Tanrı, evrenden ayrı bir varlık değildir, evrenin ruhudur. Her varlıkta, tanrısal ateşin bir parçası bulunur.

Zenon’a göre rastlantı diye bir şey yoktur, her şey doğa yasalarına göre belirlenir. Evrende bulunan bütün varlıklar, evrensel olan bu doğa yasalarına tabidir. Evren ve içindeki her şey, Tanrı tarafından belirlenen nihai bir amaca doğru ilerler.9

İnsan: Kıvılcım ilksel ateşe, damla okyanusa göre ne ise, insan da Tanrı ve evrene göre odur.10

Evrende rasyonel bir düzen olduğundan aynı rasyonellikten pay alan insan zihni, bu yapıyı ve düzeni anlayabilmektedir. İnsanın rasyonel olarak düzenlenmiş bir evrendeki durumu, insana birtakım ödevler yükleyip, onu ahlak açısından iyi olanı seçmeye zorlar.

İnsanın, insan olarak sahip olduğu düşünme, düşünerek eylemde bulunma özelliğine engel olan, ona aykırı olan şeyler, insan doğasına aykırı ve ona uygun olmayan şeylerdir. Stoacılara göre, bir bitkinin uygun çevre koşullarına sahip olmaması, bundan dolayı beslenip büyüyememesi onun doğasına aykırı bir durumdur ve bundan dolayı onun için kötüdür. Böylece insanın sağlıklı, sağlam aklına, düzgün düşünme eylemine aykırı olan şeyler (tutkular gibi), onun doğasına aykırı olan ve doğal olmayan şeyler olacaktır.

Stoacılara göre doğada bulunan varlıkların kendi doğalarına ve evrensel doğaya uygun olan davranışları onlar için iyidir. İnsanın durumunda ise bu davranış, onun ahlaki eylemidir ki bu onun ödevini oluşturur.11

Stoacılıkta bu ahlaki eylem ve ödev kavramı, kısıtlayıcı bir durumu ifade etmez. Onlara göre gerçek özgürlük, insanın kendi iradesini tanrısal iradeye tabi kılmasından ortaya çıkar. Tanrısal iradenin göstergesi olan doğa yasalarını ve onların işleyişini bilip kendisini isteyerek onlarla uyumlu kıldığı, bu yasalara bilinçli bir şekilde itaat ettiği zaman insan, özgürleşir.

Özgürlük, insanın evrensel, tanrısal yasayı kendi yasası olarak benimsemesi, kendi yasası kılmasıdır.12

Doğa yasalarına göre davranması gereken insanın ahlaki olarak iyiyi seçmesi konusunda Stoacıların iyi ve kötü hakkındaki görüşleri karşımıza çıkar. Onlara göre, her insanın içinde olan Tanrı iyidir, kötülükler tutkularının esiri olmuş insanların eseridir. Evrendeki kötülük tanrısallığa olan inancı sarsmaz, nasıl bir tabloda gölge, ışığı ve renkleri belirgin hâle getiriyorsa, kötülük de iyiliği ortaya çıkartır. Her şeyin karşıt çiftler halinde var olduğunu, kötü ve kötüler olmasa, iyi ve iyiliklerin de olmayacağını çünkü karşıtlardan birini aldığınızda diğerinin de ortadan kalkacağını söylerler ve kötünün, iyi ve iyiliğin gerçekleşmesi için bir araç olduğunu savunurlar.13

Stoacılar, insanları ve eylemleri iki gruba ayırmışlardır. İnsanları; bilgeler ve bilgisizler, eylemleri de erdemler, iyiler ve erdemsizlikler, kötüler olarak sınıflandırırlar.

Stoacılar bilge insanı şöyle tanımlar: Bilge insan, bütün insanlar arasında özgür olan tek insandır, çünkü o iradesini kullanarak kendine hakim olma gücüne sahiptir. Bilge insan, bütün insanlar arasında güzel olan tek insandır, çünkü güzel olan yalnızca erdemdir ve erdeme sahip olan yalnızca odur. Yine bütün insanlar arasında gerçek anlamda zengin ve mutlu olanın yalnızca o olduğu söylenebilir, çünkü ruhun iyileri en değerli olanlardır ve gerçek zenginlik de hiçbir şeye ihtiyacı olmamaktır.

Bedene köle olmamak, bedenin istekleri uğruna yaşamamak, daima daha fazlasını isteyerek tutkuların esiri haline gelmemek, Stoacıların, ahlaklı ve mutlu bir insan olmak için şart koştuğu temel ilkelerdir. Ölüm korkusunu yenmek ve kaderin üstünlüğü karşısında bile bireysel özgürlüğün farkına varmak için de felsefeyi bir araç olarak görürler.

İnsan felsefeyi bir araç olarak kullanıp, doğaya uygun yaşamanın bilgisine eriştikçe ve sürekli olarak geliştirdiği bu bilgiyi hayatında uyguladıkça bilge bir insana dönüşür. Bu insan, nelerin kendi elinde ve nelerin de kaderin hükmünde olduğunu çok iyi bilir. Bilge insan duygularının efendisidir, her şeyini kaybetmek onu korkutmaz, günün birinde kaderin, servetini veya sağlığını geri alabileceğinin farkındadır.

Bilge insan hangi durumda olursa olsun, başına gelecek her şeye karşı kayıtsız kalmak zorundadır. Zenginlik, fakirlik, hastalık, başarı, şöhret, zafer, mağlubiyet gibi başa gelebilecek her şeye karşı kayıtsız kalmak durumundadır. Böyle yapmazsa ölçüsüz davranmış olur, bu da onu mutsuzluğa sürükler.14

Stoacı öğretide doğanın, yani aynı babanın çocukları olan insanlar kardeştirler ve bundan dolayı haklar açısından eşit ve özgürdürler. Bu görüşten hümanizm ve dünya vatandaşlığı kavramları ortaya çıkmıştır.

Stoacılar, insanlar arasında var olduğu söylenen soylu-avam, özgür-köle, zengin-fakir gibi farklılıkların önemi olmadığını söylemişlerdir. Asıl farklılığın; doğa yasalarına uygun yaşayan bilgelerle, doğa yasalarına karşı çıkan bilgisizler arasında olduğunu belirtmişlerdir. Gerçek özgürlük dışsal değil de içsel olduğundan, kendi tutkularına hakim olan bir köle özgür, kendi tutkularının esiri olan bir kral da köle olabilir.15

İnsandaki düşünme yetisinin tanrısal düşünceden geldiği ve bunun bütün insanlarda olmasının onları birleştirdiği düşüncesinden yola çıkan Stoacılar, insanların çeşitli devletler halinde, çeşitli yasalar altında değil de, evrensel bir devlette tüm insanlara aynı şekilde uygulanan yasalar altında bulunmaları gerektiğini savunmuşlardır. Stoacıların, bütün insanların hak olarak eşit olduğu düşüncesinden yola çıkarak oluşturdukları bu dünya vatandaşlığı kavramı, Roma İmparatorluğu’nda gerçekleştirilmeye çalışılacaktır.16

ETKİLER

Stoacı felsefe, M.Ö. I. ve M.S. V. yüzyıllar arasında Roma İmparatorluğu’nun düşünce sistemini büyük oranda etkilemiş ve Roma hukukunun oluşmasında rol oynamıştır. M.Ö. 27 ve M.S. 250 yıllarını kapsayan Klasik Hukuk Dönemi, Roma hukukunun gelişmesine en çok katkı sağlayan dönem olarak kabul edilmektedir.17

Doğal hukuk teorisini ilk olarak geliştirenler Stoacılar olmuştur. Stoacılara göre doğal hukuk, doğayla uyum içinde bulunan, sabit ve ebedi, temel adalet ilkelerinden oluşmaktadır. Bu teorinin insan haklarına katkısı büyüktür. İnsan haklarına kaynaklık eden insan özgürlüğü ve eşitlik gibi temel hakları tanımakta ve bunlara bir koruma alanı sağlamaktadır. Ulusal ve uluslararası düzeyde bir insan hakları sistemi kurulmasına zemin hazırlamaktadır.18

Roma’da kölelerin maruz kaldığı aşağılanmalar ve işkenceler aleyhine konuşmalar yapan ve insanların dikkatini bu yöne çeken kişilerden biri, Seneca’dır. Bu konuşmalarından dolayı dönemin imparatorlarının tepkisini çekmiş ve sürgüne gönderilmiştir.19

Epiktetos’un ondan dersler aldığı Stoacı bir filozof olan Musonius Rufus, M.S. I. yüzyılda, eğitimde kız çocuklarına, erkek çocuklara verilen aynı fırsatın verilmesi gerektiğini ve erkekler kadar kadınların da felsefeyle ilgilenebileceğini savunmuştur.20

Roma hukukunun Stoacılıktan geldiği kabul edilen üç temel ilkesi: Honeste vivere, Alterum non leadere, Suum cuique tribuere’dir. Bunlar; dürüst yaşamak, hiç kimseyi incitmemek, herkese kendi hakkını vermek anlamına gelir. Roma İmparatoru Marcus Aurelius, bu üç ilkeyi kişiliğinde ve davranışlarında birleştirmişti.21

İnsan haklarına yönelik ilk düşünceler, Stoacılıkta karşımıza çıkmaktadır. Stoacılıkta görülen insan hakları, özgürlük ve eşitlik gibi konular, çok daha sonra, Fransız Devrimi’ni etkileyen düşünür Jean Jacques Rousseau’nun eserleri üzerinde büyük etkiye sahip olacaktır.

Tanrı’nın her yerde olduğu, evrenin onun bedeni olduğu düşüncesi ve ödev kavramı ise modern Batı felsefesinin düşünürleri olan Spinoza ve Kant’ın fikirlerini etkileyecektir.22

Stoacı filozofların, Stoa felsefesinin temel kavramları olan pratiğe geçirmek, arzulara hakim olmak, doğaya uygun yaşamak, zorluklar karşısında güçlü olmak ve zihne hakim olmak konularında söyledikleri arasından bazı örnekler aşağıdadır:

Pratiğe Geçirmek

Bizi felakete sürükleyen şey, felsefeyi dilimizin ucuyla tadar tatmaz filozof rolü oynamaya başlamak, başkalarına yardımcı olmayı düşünmek, dünya insanlarını ıslah etmeyi istemektir. Ey dost! Önce kendini ıslah et! Sonra, insanlara felsefenin ıslah ettiği bir adam göster.

Epiktetos

Değerli şeyler konuşmak ile değerli şeyler yapmak arasında çok fark vardır.

Epiktetos

“Yarın bambaşka bir insan olacağım’’ diyorsun. Niye bugünden başlamıyorsun? Bugün, yarın için hazırlan. Böyle yapmazsan yine erteleyeceksin.

Epiktetos

Nasıl iyi bir insan olunacağı hakkında daha fazla konuşma, öyle biri ol.

Marcus Aurelius

Arzulara Hâkim Olmak

Arzu ve korkularını bertaraf et! Sana zulmeden kimsenin kalmadığını göreceksin.

Epiktetos

Hayatında olup biten şeylerin dilediğin şekilde olmasını dileme. Nasıl oluyorsa öyle olmasını arzu et! Böyle davranırsan her daim mutlu olursun.

Epiktetos

Tutkulardan arınmış zihin güçlü bir kaledir, insanın sığınabileceği ve içindeyken hiçbir şekilde saldırıya uğramayacağı daha sağlam bir yer yoktur.

Marcus Aurelius

Doğaya Uygun Yaşamak

Büyük ve genel, küçük ve yerel her konuda, doğa kanunlarıyla uyumlu bir şekilde kendinize yol gösterin. Sizin en büyük idealiniz, iradenizi doğa ile uyumlu hale getirmek olmalıdır.

Epiktetos

Özgürlük sizin gücünüzün sınırlarını ve tanrısal iradenin koyduğu doğal sınırları anlamanızdan sonra gelir. Yaşamın sınırlarını ve kaçınılmazlığını kabul ederek, onlarla savaşmak yerine onlarla birlikte çalışarak özgür oluruz.

Epiktetos

İnsana, insana özgü işler yapmak keyif verir. İnsana özgü işlerse kendi türünden olanlara iyi davranmak, duyguların esiri olmamak, iyiyi ayırt edebilmek, evrenin doğasına ve ona uygun gerçekleşenler üzerine düşünmektir.

Marcus Aurelius

Düzenli bir evren olduğunu bilmeyen biri kendisinin de nerede olduğunu bilmez. Evrenin doğal amacını bilmeyen biri kendisinin kim ve evrenin ne olduğunu bilmez.

Marcus Aurelius

Hatırla ki, felsefe senden sadece senin doğanın istediğini istiyor, sen doğaya uygun olmayan bir şey istemişken.

Marcus Aurelius

Doğaya uygun yaşamak en yüce iyiye ulaşmaktır. Bu da bilge kişi tarafından gerçekleştirilir. Bilge kişi yaşamın dümeninde oturur.

Seneca

Zorluklar Karşısında Güçlü Olmak

Hiç kimsenin başına katlanamayacağı bir şey gelmez.

Marcus Aurelius

Başkalarının verdiği imkânla ışık saçan biri olma, başkalarının yardımıyla elde edilecek sükûnete ihtiyaç duyma. Özetle bir adamın kendi başına dik durması gerekir, dik tutulması değil.

Marcus Aurelius

Yakınmadan, sabırla katlandığımız denenmeler bize kendi güçlerimizi tanımamız için sunulmuş birer fırsattır.

Marcus Aurelius

İyi insanlara verilen kötü talih bir sınamadır. Bu sınavdan geçenlere olayların şiddeti doğrultusunda bir katlanma gücü de bahşedilir.

Seneca

Nasıl ki nehirler, yağmurlar bunca şifalı sular denizin tadını bozmuyorsa, en ufak bir şekilde değiştirmiyorsa; felaketlerin hücumu da cesur insanların ruhunu değiştiremez.

Seneca

Alınyazından şikayet etmek yerine iyi yönden bakmalı ve iyiye döndürmelisin. Neye katlandığın değil, nasıl katlandığın önemlidir.

Seneca

Başına hiç kötülük gelmemiş kişiden daha şanssızı yoktur, çünkü böyle bir kişiye hiçbir zaman kendisini deneme fırsatı tanınmamıştır. İnsan, kendisini tanımak için sınanmalıdır.

Seneca

Zihne Hâkim Olmak

İnsanları üzen eşya ve olaylar değildir, onlar hakkında sahip oldukları düşüncelerdir.

Epiktetos

Nöbetçiler yanlarına sokulanlara parolayı sorarlar. Sen de öyle yap. Hayal gücüne yanaşan her şeye parolayı sor. Böyle yaparsan hiç baskına uğramazsın.

Epiktetos

Kadere Teslimiyet

Başıma gelenleri benimsiyorum ve seviyorum; çünkü tanrının benim için istedikleri şeyler benim istediklerimden daha iyidir.

Epiktetos

Olayların dilediğin şekilde gelmesini bekleme, nasıl geliyorsa öyle gelmelerini iste, böylece her zaman mutlu olursun.

Epiktetos

Tanrı sana bir şey sunmuştu, sonra geri aldı, o yüzden onu kaybettiğini düşünüp acı çekme.

Epiktetos

Neye katlanıldığı değil, nasıl katlanıldığı önemlidir.

Seneca

Kaderin sana mal ettiği şey, senin malın değildir. Verilebilen mal, alınabilir de!

Seneca

Yol, kurallarla uzun, örneklerle daha kısa ve etkilidir.

Seneca

Sokrates’ten ve Kiniklerden etkilenen Zenon’un, Atina’da bulunan Sütunlu Galeri’de kurduğu okulun etkisi, geliştirdiği felsefi sistemle ve yetiştirdiği öğrencilerle birlikte çok geniş alanlara yayılmıştır. En büyük örneklerini Epiktetos, Seneca ve Marcus Aurelius’ta gördüğümüz Stoacılık; Roma İmparatorluğu’nun resmi düşünce sistemi haline gelmiş, Fransız Devrimi’nde ve modern Batı felsefi sistemlerinde etkiye sahip olmuştur.

Felsefi bir sistem olarak Stoacılığın düşünce tarihine en büyük katkıları; Tanrı’nın evreni sadece yaratmakla kalmayıp, onun her parçasında bulunduğu, evreni doğa yasaları denen bir takım değişmez yasalarla yönettiği, Tanrı’dan bir parça taşıyan insanın bu yasalara uygun davrandığı ölçüde mutlu olabileceğidir.

Bütün insanlar, Tanrı’dan bir parça taşıdığı için, hepsi kardeştir. Hepsi eşit haklara sahiptir. Stoacılıktaki evrensel kardeşlik ve insan hakları kavramları, daha sonraki ulusal ve uluslararası hukuk sistemlerini etkilemiştir.

Uygulamasını Roma İmparatorluğu’nun altın çağında bulan dünya vatandaşlığı kavramı, insanlar arasında ayrım yapmama, gerçek özgürlüğün kişinin kendine hakimiyetiyle orantılı olması, zorluklar karşısında dağılmadan ayakta durabilme, ahlaki ödevi yerine getirip doğa yasalarına uygun yaşayarak mutlu olma, Stoacıların bize öğrettiği konular arasındadır.

Stoacıların söylediği gibi, bunları sadece konuşarak değil, aynı zamanda yaşayarak, bu değerleri anlamaya ve onlara sahip çıkmaya çalışalım.

“Evrende rastlantı yoktur, mutluluk bilgelikte, bilgelik de doğaya uygun davranmaktadır.”

Seneca

AKTİFFELSEFE ESKİŞEHİR ŞUBESİ ARAŞTIRMA GRUBU

Kaynakça

  1. Ahmet Arslan, Klasik Düşünce.
  2. Eduard Zeller, Grek Felsefesi Tarihi, Say Yayınları, 2008.
  3. Seneca, Ahlaki Mektuplar, Türk Tarih Kurumu Yayınları.
  4. Ahmet Aslan, İlkçağ Felsefe Tarihi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2008.
  5. Heater, Yurttaşlığın Kısa Tarihi.
  6. Birley, Marcus Aurelius A Biography, Yale University Press, 1987.
  7. Copleston, Felsefe Tarihi, Yunan Ve Roma Felsefesi, Bölüm 2b., Hellenistik Felsefe, İstanbul, 1996.
  8. Jean Brun, Stoa Felsefesi, İletişim Yayınları, 1. Baskı.
  9. Prof. Macit Gökberk, Felsefe Tarihi, Remzi Kitabevi, 2004.
  10. Alfred Weber, Felsefe Tarihi, İTÜ Sosyal Yayınlar.
  11. W.K.C. Guthrie, A History Of Greek Philosophy, Vol. II. The Presocratic Tradition From Parmenides To Democritus, Northamptonshire, 1993.
  12. Ahmet Arslan, İlkçağ Felsefe Tarihi 4 Helenistik Dönem Felsefesi: Epikuroscular Stoacılar Septikler, İstanbul Üniversitesi Yayınları, 2016.
  13. M.I. Finley, Ancient Culture And Society, Early Greece: The Bronze And Archaic Ages, London, 1970.
  14. Kürşat Haldun AKALIN, Stoa Felsefesinde Tanrının Doğası ve İnsanın Uyumu, Kosbed, 2015.
  15. İlkçağ Felsefesi Tarihi, Anadolu Üniv. Yayınları.
  16. Ahmet Cevizci, Felsefe Tarihi.
  17. Jerome J. Shestack, Liberal Düşünce, Cilt 11, No:43, 2006.
  18. Adnan Güriz, Hukuk Felsefesi, Ankara, 1987.
  19. Gürkan Ergin, Roma Toplumunda Kölelik Eleştirisi ve Köleliğe Empati.
  20. Mahir Terzi, İnsan Haklarının Bölgesel Düzeyde Korunması Üzerine Bir inceleme: İnsan Hakları ve Amerika, Aralık 2017.
  21. Marcus Aurelius, Düşünceler, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2012.
  22. D. Laertios, Ünlü Filozofların Yaşamları Ve Öğretileri, İstanbul, 2003.