TÜRK MİTOLOJİSİNDE HAYVAN SEMBOLİZMİ

Bu çalışmada Türk mitolojisindeki hayvan sembolizmi ele alınmıştır. Mitolojide pek çok hayvan geçmesine rağmen, bu çalışma geyik, at, kartal ve kurtla sınırlı tutulmuştur. Her biri pek çok anlama sahip olan bu hayvanlar; Orta Asya Türk topluluklarındaki yerleri, hikâyelerde ve destanlarda nasıl geçtikleri, dünya tasavvuru ve yaşam tarzı açısından sahip oldukları önemleri açısından incelenmiştir.

Geyik

Geyik dağların, vadilerin ve sarp kayaların görünüp kaybolan sihirli bir hayvanıdır. Kurt göklerin, ala geyik ise yerin sembolü ve ruhudur. Ala geyik, tüylerinin arasına beyaz benekler karışmış bir geyik türüdür. Anadolu ve Orta Asya Türk halk masallarında yaygın olarak görülür. Kahramanlara yol gösteren bir işleve sahiptir.
Kuzey Türk destanlarından birinde bir yiğit, yolculuğu sırasında bir geyikle karşılaşır ve onu kovalamaya başlar. Geyik, 7 Tanrı’nın çalışarak yaptığı Bakır Dağ’a çıkar. Yiğit, geyiği yakalayacakken dağ yarılır ve geyik dağın içine dalar. Bir çadırın önüne gidip yatar. Çadırın içinden yaşlı bir bilge çıkar ve isminin Bakır-Alp olduğunu, bu dağın sahibi olduğunu ve yiğidi kendisine getirsin diye geyiği gönderdiğini söyler. Geyik burada, kahraman ve yol göstericisi, akıl hocası arasındaki aracı rolünü üstlenir.
Dede Korkut hikâyelerinde de geyik, bir avcıyı mağara içinde yer altındaki bir çayırlığa çeker. Avcı mağaradan çıktığında artık farklı bir insandır. Mağara sadece Türk mitolojisinde değil, bütün mitolojilerde dönüşümün gerçekleştiği bir yerdir. Türk mitolojisinde kahramanı bu dönüşüme götüren varlığın geyik olduğu görülür.
Güney Sibirya’daki Baraba-Om Türklerinin “Yestey Möngkö” masalında ismi Yestey Möngkö olan bir yiğit, yeryüzünde gördüğü bir geyiği kovalamaya başlar. Yeryüzünde başlayıp yer altında devam eden bu kovalamaca 7 yıl sürer. Bu süre boyunca yiğit, yağmur ve kar fırtınaları ile karşılaşır.

Yer Kara Alp isimli bir bilge karşısına çıkar ve onu devlere karşı vereceği savaşa hazırlar. Burada da aynı şekilde geyiğin yiğidi yer altına sürüklemesi ve yol göstericisiyle karşılaşmasını sağlaması görülür.
Kuzeybatı Sibirya’daki Samoyedlerde, her şamanın bir ren geyiği vardır. Geyik ölünce şaman da ölür.
Anadolu’da, İslamiyet’ten sonrasında da geyiğin yol gösterici işlevinin devam ettiği görülür. Dervişler geyik donuna girer, yani geyik suretine bürünür, hikâyelerde okla yaralanan geyik kaybolunca, yaralı derviş ortaya çıkar. Bir geyiğin üzerine binmiş olarak gezen Geyikli Baba çok ünlüdür. Anadolu’da mevlut kitaplarının sonunda geyik hikâyeleri vardır. Kırgız Türklerine ait bir hikâyenin karakterleri Hz. Muhammed, kâfir, geyik ana ve geyik yavrularıdır. Anadolu’da nazara karşı geyik boynuzu kullanılmıştır, Yörükler arasında bolluk bereketin simgesidir.

At

Göçebe bir hayat süren Türklerde at, günlük hayatın olmazsa olmaz bir parçasıdır. Hem binek hem yük hayvanı olarak kullanılmış hem de nesiller boyu sürebilen göçlerin vazgeçilmez bir unsuru olduğundan, büyük öneme sahip olmuştur.
Türkler aynı zamanda savaşçı bir toplum olduğundan at, günlük hayatta sahip olduğu anlamın ötesinde sembolik bir anlama da sahiptir. Savaşçı ve atı ayrılmaz bir bütün oluşturur, atsız bir savaşçı düşünülemez.
Türk geleneklerinde savaşçıyı simgeleyen Alp, her zaman atlıdır. Bir Türk atasözü, atın Türkler için önemini özetler: “Türk çadırda doğar, at üstünde ölür.” Kahramanların atları; toprak, su, hava ve ateş olmak üzere dört unsuru barındırır. Atın üstündeki kahraman da, bu unsurlara hâkim olmayı simgeler.
Dede Korkut hikâyelerinde ve Orta Asya destanlarında atlar, zor durumlarda sahibini uyarır, yaklaşan tehlikeyi önceden haber verir. Manas Destanı gibi bazı destanlarda da, kahraman öldükten sonra atının bir insan gibi yas tuttuğundan bahsedilir.
Orta Asya Türk topluluklarının çok büyük bir kısmında, hakan öldüğünde, ona diğer dünyada da hizmet etmesi için atı onunla birlikte gömülür.
Kahramanların olduğu gibi şamanların hayatında da önemli bir yere sahip olan at; şamanın, gökyüzüne çıkacağı bineğidir. Bu yüzden kanatlıdır, aynı zamanda yer altı dünyasına gidebilir. Şamanın göğe çıkması için yapılan törende beyaz at yelesinden yapılmış çelenkler, ağaçlara asılır. Şaman davuluna da at denir.
Kara at yer, ak at gök anlamında kullanılan ifadelerdir. Yani yeryüzü ve gökyüzü de atın farklı türleri olarak düşünülmüştür. Türk kozmolojisinde Güneş’in yıl içinde dolaştığı 12 burç, “Atlı Binici” olarak betimlenmiştir. Güneş’in 12 burcu dolaşması, insanın zamanı belirlemesinde en büyük etken olmuş, takvimlerin başlangıcını oluşturmuştur. Burçlardaki atlar, zamanı sürer, zaman anlamında kullanılan “süre” kelimesi buradan gelir.
Kuzey yarım küreden görülen gökyüzünde her zaman var olan, asla batmayan takımyıldızlardan olan Büyük Ayı ve Küçük Ayı, dünyanın bu bölgesinde yaşayan topluluklar için her zaman çok önemli olmuştur. Küçük Ayı takımyıldızında bulunan bir yıldız olan Kutup Yıldızı ise, her zaman kuzeyi göstermesi bakımından, göçebe yaşayan toplulukların yönlerini belirlemesinde en büyük etken olmuştur. Yedi yıldızdan oluşan Büyük Ayı takımyıldızı, Türk kozmolojisine göre yedi kurttur, Küçük Ayı takımyıldızı ise iki atın çektiği bir at arabasıdır. Büyük Ayı ve Küçük Ayı’nın, Kutup Yıldızı etrafındaki dönüşü, yedi kurtun at arabasını kovalaması olarak düşünülmüştür. Bu kovalamaca devam ettiği sürece dünyadaki düzen bozulmayacaktır. Bunu anlatan bir şiir, Türk destanlarında mevcuttur:

Büyük Ayı burcu da, yedi azgın kurt imiş
Zincirlerin ucunda, gökler burca yurt imiş
Kurtlar zincirler ile kazığa bağlanmışlar
Salınmasınlar diye, iyice sağlanmışlar
Kutup Yıldızı imiş, bu sağlam demir kazık
Avları yıldız imiş, burçlaraysa çok yazık
Küçük Ayı burcunda, iki ak, boz at varmış
Zincirler ucundaki kurtlara, gökler darmış
Her şeyi kaparlarmış, kurtlar bir salınsaymış
Kıyamet de koparmış, düzensiz kalınsaymış.

Kartal

Şaman uygulamalarda kartal tasvirlerine sıkça rastlanır. Şaman elbisesinde kartal tüyleri bulunur. Kartalın, şamanların koruyucu ruhu olduğuna inanılır. Gök Tanrı’nın sembolü olarak görülür. Hükümdarlığın, Güneş’in ve gücün simgesidir.
Kartalların Şamanlarla olan bağlantısı, şöyle bir efsaneye dayandırılır: Çok önceleri, ne hastalık ne de ölüm varmış. Fakat zamanla kötü ruhlar yer yüzüne çıkıp, insanlara kötülük getirmeye başlamışlar. Bunun üzerine Tanrı, insanlara yardım etsin diye, gökten bir kartal göndermiş. Kartal yeryüzüne inmiş ve insanların arasına gelmiş. Fakat o, insanların dilini anlamamış, insanlar da onun dilini. Kartal yine göğe dönmüş ve Tanrı’ya durumu anlatmış. Tanrı, kartala şöyle demiş: “Yeryüzüne in ve senden doğacak olan insanı, dilini anlayabilecek bir Şaman yap.” Kartal yeryüzüne dönüp bir kadınla birlikte olmuş ve kadından doğan çocuk, büyüyünce büyük bir Şaman olmuş. Bütün Şamanların atası da oymuş.
Yakut Türklerinin inanışına göre şamanlar yeryüzüne bir kartal tarafından getirilirlerdi. Şaman olacak bir çocuğun ruhu, daha doğmadan bir kartal tarafından yenirdi. Doğduktan sonra bu şamanlar, bütün hayatları boyunca kendilerini bu dünyaya getiren kartal tarafından korunurdu.
Yakut Türkleri, dört köşe yontulmuş ağaçtan yapılmış “dünyanın direği” dedikleri sırıklar üzerine, çift başlı kartal heykelcikleri koyarlardı. Onlara göre kartal, Tanrı’nın gücünün sembolüydü. Kanatlarıyla göğün kapısını tutardı. Sol kanadı Ay, sağ kanadı Güneş’ti.
Oğuz Kağan’ın soyundan geldiğine inanılan Oğuz boylarının, ongun denen kutsal sembolleri doğan, kartal, şahin gibi yırtıcı kuş türleridir.
Yakut Türklerinin, “dünyanın direği” dediği sırıklar üzerine koyduğu çift başlı kartallar Hun döneminde de görülür. Tanrı’ya açılan göğün kapısını bekleyen bu çift başlı kartalın, yıldırım indirme özelliği vardır. Gökyüzünü yöneten Tanrı Ülgen’in sembolüdür. Türk kozmolojisinde Ülgen ile ilişkili olan Jüpiter gezegeninin diğer adı karakuş yani kartaldır. Kartal, Gök Tanrı’nın temsilcisi olarak görülür.
Orta Asya toplulukları, dağdan şiddetle inen selleri her zaman bir kuvvet sembolü olarak görmüştür. Cesur ve hızlı hareket eden güçlü kişilere “sel gibi” denirdi ve Selçuk ismi de buradan gelir. Selçuklu beyleri bir kartalın adını taşır. Tuğrul ve Çağrı, kartal isimleridir.
Çift başlı kartal, Selçuklularda o kadar önemlidir ki, bu sembolü sadece yapılarında kullanmakla kalmamış, aynı zamanda bayraklarına da işlemişlerdir. Selçuklu Devleti’nin bayrağında çift başlı kartal vardır ve hükümdarlık amblemidir.
Atilla’nın kalkanı üzerinde de hükümdarlık arması olan bir doğan resmi vardır, Macarlar bu kuşa Turul der. Selçuklu’daki Tuğrul ismiyle aynı kökene sahiptir. Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in babası olan Ertuğrul Gazi’nin ismi de bir kartaldan gelmektedir.

Kurt

Oğuz Türkleri kurt, diğer Türkler börü der. Üstünlük, büyüklük ve yiğitlik anlamına sahiptir. Kurt, Tanrı’nın yer yüzündeki görünüşlerinden biri olarak kabul edilir. Yiğit ve seçkin kişilere de kök börü yani gök kurt denir. Türkler bir kurt sürüsündeki lider kurta da gök kurt derlerdi. Kutadgu Bilig’de Gök-börü, Hakan anlamında kullanılmıştır.
Çin kaynaklarına göre, Türk savaşçılarının en iyilerine kurtlar, kağanın muhafızlarına bozkurtlar denir. Eski Türkler, bir çocuk, savaşçıya dönüştüğünde “Kurt oldu” derler. Firdevsi, Şahname isimli eserinde, Türklerin yaşadığı yeri kurtlar meskeni olarak adlandırır. Arap kaynaklarında Türkler için, yırtıcı kurdun oğulları denir.
Türkler için kurt; atadır, yol göstericidir, kötülüğe karşı koruyucudur. Gagavuz Türkleri, kurt bayramı kutlar, böylece kötü ruhlardan korunduklarını düşünür. Manas destanında kahraman, kurda dönüşür. Dede Korkut’ta Salur Kazan, zorlandığı bir zamanda kurda danışır.
Türk hikâyelerinde kurt donuna giren alpler, kurt kürkü giyen yiğitler, çocuğa ad veren kurtlar görülür. Kazakistan’daki bazı kaya resimlerinde kurt adam şeklinde çizimler vardır, kurt kılığına girmiş bir şamanı temsil eder.
Türk mitolojisinde kurt, Türkler yok olmak üzereyken onları kurtarıp yeniden doğmalarını sağladığında dişil, orduya yol gösterdiğinde eril özelliktedir.
Oğuz Kağan Destanı’nda Oğuz Kağan’a, gökten mavi bir ışık şeklinde inen gök tüylü, gök yeleli bir kurt yol göstermiştir. Gök renk, kutsal göğün olduğu kadar Tanrı’nın da bir sembolüydü. Oğuz Kağan’a görünen kurdun gök renkli olması onun göksel ve tanrısal bir kökenden geldiğini gösterir. Bu mavi ışık içinde inen kurt, sadece karanlık bastığı zaman yani zor zamanlarda görülebilir. Oğuz Kağan’a da böyle bir zamanda görünmüş ve ona yol göstermiştir.

Bu hikâye, Oğuz Kağan Destanı’nda şöyle anlatılmıştır:
Oğuz orduya geldi, yol erlere göründü
Yürümeye başlarken, Kurt onlara göründü
Bir kurt ki erkek bir kurt, gök tüylü gök yeleli
Bu kurt döndü Oğuz’a, bakmadan sağa sola
Dedi, Ey Oğuz şimdi ordunu çıkar yola
Halkını beylerini atlandır çıkar yola
Baş çekip göstereyim, doğru yol nerde ola
Oğuz Kağan baktı ki, erkek kurt önden gider
Ordunun öncüleri, bozkurtu gözler gider
Oğuz bunu görünce çok sevinmiş idi
Alaca beygirine severek binmiş idi

Kurdun, Oğuz Kağan’ın ordusuna yol göstermesinin yanı sıra, daha sonra Anadolu’ya göç sırasında da Türklerin kurt gördüklerine dair efsaneler vardır. O yürüyünce yürüyor,o durunca durup ordugahları nı kuruyorlardı. Orta Asya’dan Anadolu’ya yapılan göçler sırasında da gök kurt, Türklere yol göstermişti.
Türklerde gök kurt ve bozkurt aynı şeydir. Boz kelimesi bugün griye yakın bir renk anlamında kullanılmasına rağmen, eski Türklerde gök rengini temsil ederdi. Bozkurt, Türklere yol gösterdiği gibi,onları en zor zamanda kurtarmış ve soylarının devam etmesini sağlamıştır. Göktürklerin kurttan türediklerine dair efsaneleri, inançlarının en temel dayanağını oluşturur.
Göktürklerin kurttan türeme efsanesi, Çin kaynaklarında kayıtlıdır. Göktürkler eski Hunların soyundan gelirler ve onların bir koludurlar. Kendileri ise Aşina adlı bir aileden türemişlerdir.
Bu efsaneye göre, Lin adını taşıyan bir ülke tarafından mağlup edilen Göktürklerin hepsi öldürüldü. Yalnızca on yaşında bir çocuk sağ kaldı. Lin ülkesinin askerleri, çocuğun çok küçük olduğunu görünce onu öldürmemişlerdi. Onu ölüme terk ettiler.

Çocuğun etrafında dişi bir kurt belirdi ve ona et vererek çocuğu besledi. Çocuk büyüdükten sonra da bu dişi kurttan çocukları oldu. Lin ülkesinin hükümdarı çocuğun hayatta kaldığını öğrenince, onu öldürmeleri için askerlerini gönderdi. Yaklaşan tehlikeyi sezen dişi kurt, o bölgeden uzaklaştı ve kuzeydeki bir dağa yöneldi. Bu dağda çok derin bir mağara vardı. Dişi kurt, çocuklarını bu mağarada doğurdu. Türkler, bu çocukların soyundan gelir.
Çin kaynaklarına göre, Büyük Hun Devleti’nde kutsal bir Ata Mağarası vardı. Belirli zamanlarda bu mağara ziyaret edilir ve hükümdar, burada gerçekleştirilen törene başkanlık eder. Göktürklerde de bir Ata Mağarası vardır ve kendi soylarını dayandırdıkları dişi kurt, çocuklarını mağarada doğurduğu için çok kutsaldı. Diğer hikâyelerde de görüldüğü gibi mağara, yer altı dünyasını yer yüzüne bağlayan bir kapı görevi görürdü.
Göktürk mitolojisine göre, Göktürkler Aşina isimli bir dişi kurdun soyundan gelir. Göktürkler için kurt, yüce anadır. Göktürklerin bayraklarında kurt vardır. Aşina’nın soyundan gelen kağanın ismi Türk’tür.
Başka bir Çin kaydında şöyle bir efsane geçer: Göktürklerin ataları, Hunların kuzeyinde bulunan bir ülkede yaşıyordu. Hükümdarın oğullarından en büyüğünün kurttan doğduğu söylenirdi. Bu oğul; yağmura yağmasını ve rüzgara esmesini emredebiliyordu. Onun, dört oğlu oldu. Bu oğullardan en büyüğü, soğuktan donmak üzere olan halkı, ateşi bularak kurtarmıştı. Bunun üzerine diğer üç kardeş, onu başkan seçti. Ateşi bulup halkını kurtaran ve başkan seçilen oğula Türk dendi. Göktürkler onun soyundan gelmişlerdir.
Göktürk efsanelerinde ateşi Türklere öğreten bir atadan söz edilir. Bu ata yarı insan, yarı Tanrı’dır. Bütün Orta Asya ve Sibirya mitolojileri, ateşin gökten geldiği ve tanrısal bir kökene sahip olduğu konusunda hemfikirdir.

Çin kaynaklarına göre, Göktürk devleti içinde ve Altay Dağları’nda oturan Tarduş Türklerinin atası, kurt başlı bir insandı. Altay Dağları’nda, Kurt Dağı adını taşıyan pek çok zirve vardı. Bu dağların doğusunda yaşayan Bersit Kabilesi, kendilerinin kurttan türediğine inanırdı. Kamçatka halkı, kurt bir atadan geldiğine dair efsanelere sahipti, her yıl ekim ayında samandan bir kurt heykeli yapıp, bu olayın anısını yaşatırlardı.
Ata olmasının yanı sıra kurdun, en zor anda yol göstericiliğine dair en büyük örneklerden biri, Ergenekon Destanı’dır. Bu destana göre Göktürkler, saldırıya uğramış ve yurtlarını terk etmek zorunda kalmıştı. Sonunda sarp dağlarla çevrili Ergenekon ismindeki vadiye ulaşırlar ve buraya sığınırlar. Zaman içerisinde sayıları çoğalır ve bu vadiye sığmaz olurlar. Etraflarını saran dağları geçmenin bir yolunu bulamazlar. Usta bir demirci, dağlarda demir madeni olduğunu söyler ve demiri eritip yol açmayı öne sürer. Bu demircinin yönlendirmesiyle büyük ateşler yakılır ve uzun uğraşlar sonucunda bir geçit açmayı başarırlar. Bu geçitte onlara bir kurt yol gösterir ve güven içerisinde yeni yurtlarına varmalarını sağlar. Bu destanda da zor anda kurt ortaya çıkar ve yol gösterir.

Bütün mitolojilerde olduğu gibi Türk mitolojisinde de hikâyelerin her zaman göksel bir anlamı vardır. Bu destanlarda anlatılanlar, gökyüzüyle birleştirildiğinde ortaya ilginç veriler çıkar. Bunun en güzel örneklerinden biri, Robert Bauval’ın, Orion takımyıldızı ile Eski Mısır mitolojisindeki Osiris’i eşleştirdiği çalışmasıdır. Osiris, çok büyük bir kahramandır ve insanın arketipidir. Orion takımyıldızı ile kişileştirilen karakter de büyük bir avcı ve kahramandır.
Orion takımyıldızının en büyük özelliği, bütün dünyadan görülebilen tek takımyıldız olmasıdır. Onun, birbirinden çok uzak mesafelerle ayrılan uygarlıklarda da kahraman arketipini temsil ettiğine dair çalışmalar vardır.
Orion takımyıldızının yanında, Büyük Köpek isminde başka bir takımyıldız vardır. Bu da kahramanın her zaman yanında olan sadık dostudur. Grek ve Roma uygarlıklarında Büyük Köpek denen bu takımyıldıza Türkler ve Çinliler, Kurt takımyıldızı diyorlardı.
Türk kozmolojisiyle ilgili yapılan son araştırmalar, Orion takımyıldızının Türklerin kahraman arketipi olan Oğuz Kağan’a, Büyük Köpek takımyıldızının da ona yol gösteren kurda denk geldiğini göstermiştir. Zaten Türkler bu takımyıldıza Kurt takımyıldızı demiştir. Orhun Yazıtları’nın bulunduğu bölgedeki bir kaya resminde kurt, Büyük Köpek takımyıldızının izdüşümü olarak çizilmiştir.

Türk mitolojisinde sıklıkla geçen hayvanlardan olan geyik, at, kartal ve kurdun incelendiği bu çalışmada; geyiğin, kahramanı akıl hocasına götüren bir aracı olduğu, atın, savaşçının ayrılmaz bir parçası olduğu, kartalın hükümdarlık sembolü olduğu ve kurdun hem ata hem de zor zamanlarda yol gösterici olduğu görülmüştür.
Gökyüzünde, göksel bir karşılığa da sahip olan bu hayvanlar Türklerin inançlarına, düşünüş şekillerine ve yaşam tarzlarına silinmez izler bırakmış, Türk kültür hayatını derinden etkilemiştir. Bu hayvanların sembolik anlamlarıyla ilgili yapılacak daha derin araştırmalar, Türk topluluklarının kendilerini ve evreni tanıma maceralarına daha fazla ışık tutacaktır.

Kaynaklar
1.Prof. Dr. Bahaeddin Ögel. Türk Mitolojisi. I. Cilt. Türk Tarih Kurumu. Ankara. 2014
2.Prof. Dr. Bahaeddin Ögel. Türk Mitolojisi. II. Cilt. Türk Tarih Kurumu. Ankara. 2014
3.Çoruhlu, Y. Türk Mitolojisinin Ana Hatları. Kabalcı Yayınları. 2002.
4.Candan, E. Türklerin Kültür Kökenleri. Sınır Ötesi Yayınları. 2002.
5.Tryjarski, E. Türkler ve Ölüm. Pinhan Yayıncılık. 2012.
6.Bilgili, N. Türk Mitolojisi. Kripto Yayınları. 2017.
7.Gültepe, N. Türk Mitolojisi. Kapı Yayınları. 2017.
8.Bauval, R. Tanrıların Evi Orion’da. Milliyet Yayınları. 1996.
9.Esin, E. Türk Kozmolojisine Giriş. Kabalcı Yayınları. 2001.

DUYGU ALKAN ERDOĞDU

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir