MNEMOSYNE’NİN KIZLARI VE SANATIN GEREKLİLİĞİ

Benim için önemli bir toplantıda, elimdeki bardağa ilişmiş bir not gördüm. Üzerinde MNEMOSYNE yazıyordu. O an düşündüm. Mnemosyne, belleğin ve bilgeliğin tanrıçası, hafızanın canlı olması, hatalardan öğrenen insanın, bilgece yürüyüşü için bir canlılık ifadesi geçti aklımdan. Bir kavramı bilmek ile kavramak arasındaki uzun yolu yürümem gerektiğini düşündüm yeniden. O konuda derinleşmek nasıl mümkün olur acaba, daha çok bilgi biriktirerek mi, yaşamdaki karşılıklarını kavrayarak mı? Bilgelik anladıklarımızın, yaşamımızda görünür olması ise, derinleşmek ve içselleştirmek gereken bir kavram olduğu açıktır. Kişisel ve toplumsal olarak hafızaya yeniden yeniden ihtiyaç olduğu eylemlerimizde görünmektedir. Evet, yanlışlarımızı kolay unutuyoruz ve tekrar tekrar yanlışlara düşüyoruz hepimiz. Oysa canlı bir tecrübe sandığımız olsa, aldığımız dersleri değerlerlendirip, arada bir göz atıp geçtiğimiz yolları hatırlasak, daha az acı çeker, daha etkin işler yapabiliriz hayatta. Ben de canlı bir hafızaya sahip olmak için, daha çok uyanıklık ve dikkat diledim ve söz verdim kendi kendime. Mnemosyne’i daha çok hatırlamaya karar verdim. Tecrübe sandığıma daha sık göz atmaya dikkat ettim.

Hatırla, hatırla ki sonsuza kalsın adın!

O günden beri, ne zaman bir sorunla karşılaşsam, Mnemosyne’i düşünür oldum. O, hafızanın ve dilin tanrıçasıydı ve tarihin korunması için kelimeler icat etmek ve ezberlemekle, ezberlenmesini sağlamakla ilgileniyordu. Okudum araştırdım. Ne özellikleri vardır, kimdir, taşıdığı mitik öykünün içindeki ana fikir nedir? Yunan panteonundaki aşaması, etki düzeyi nedir, etki alanı neleri kapsamaktadır gibi sorularla ilerlediğim ve gitgide zihnimde pek çok kapının açılmasına neden olan bir yolculuk oldu. Mnemosyne aynı zamanda yeraltı dünyasında (ahiret – hades) akan bir nehrin adıdır. Lethe’nin zıddı olan bu nehir, kendisinden içenlere (ki bunlar reenkarne olmaya hazırlanan ölü canlardır) geçmiş yaşamları hakkındaki her şeyi hatırlatır. Belki de yaşarken yeniden doğumlar için hafızanın canlılığı gibi kavramları çalışmak gereklidir.

Pindaros’un Zeus’a İlahi’sinde şöyle bir anlatım geçer: Dünya’nın yaradılışı tamamlandığında, sessizce hayranlığa kapılmış bir şekilde Zeus, bu yaratımın mükemmel olması için Tanrılara bir şeyin eksik kalıp kalmadığını sorar. Eksik olan yaradılışın tümünü söz ve müzikle hatırlatacak olan bir sestir. Bunun için ilahi bir ruha ihtiyaç vardır. Böylece Tanrılar Zeus’ tan Musaların yaratılmasını dilerler.

Hesiodos ise bu kökeni Theogonia isimli eserinde Zeus’un dokuz gece boyunca Mnemosyne (Hafıza) ile birleştiğini ve gerekli zaman dolduğunda Mnemosyne’nin Olimpos’un doruğunda dokuz Musa’ya hayat verdiğini anlatır.

İçinde olduğumuz varoluşun yasasını, inceliklerini ve güzelliklerini hatırlamak ve fark etmek için Müzlerin yaratım öyküsünün bu versiyonu sanatın ve bilimin yaşamı anlamak ve daha iyi yaşamak için gerekliliğini ilk yaratım öykülerinde açıklıyor gibi.

Mnemosyne Uranüs ve Gaea’nın kızıydı, ancak tipik olarak Kronos’un babalarını devirmesine yardım eden çocuklardan biri olarak görülmüyor. Mnemosyne belleğin enkarnasyonu sembolize eder. Çoğu zaman bir bilgi lambası taşıyarak tasvir edilmiştir. Mnemosyne belagatin, dilin her türlü bilimin temel kaynağı olarak görünür. Dil kültürün en temel öğesidir ve anlamanın iletişimin en önemli olgusudur. İnsan dile bağlı bir varlıktır. Dili geliştikçe kültürü ve kendisi gelişir.

Bu yolculukta, doğal olarak, Mnemosyne’nin kızları Müzler çıkıyor karşımıza. Müzlerin adı Mousai sözünden gelir. Akıl, düşünce, yaratıcılık yeteneği anlamına gelen Men sözcüğüdür bunun kökü. O dönem özellikle güzel sanatlara dair kayıt tutma gibi bir eğilim olmadığından, hafıza ile ilintili olarak Müzlerin doğmuş olması da düşünmeye değerdir. Özellikle o dönemde kültürün güzel sanatlarla ifade edildiği düşünülürse daha kolay anlaşılacaktır. Peki, bu Müzler kimdir nedir, ne işe yarar, nerede görülür?

9 Müzler sırasıyla şöyledir:

Calliope, Clio, Polyhymnia, Euterpe, Terpscihore, Erato, Melpomene, Thalia, Urania.

Hesiodos’un Teogonoiasında anlattığı öyküye göre, akıllı Zeus, yer ve göğün güzel kızı Mnemosyne ile 9 gece birlikte olur ve bir yıl sonra Muose adını verilen ilham perileri ortaya çıkar. Görevleri krallara, bilge yöneticilere ilham vermek, akıl ve duygularını yönlendirerek, bilgece eylemler yapmalarına yardımcı olmaktır. Bunu da yaparken, tarih, hitabet, müzik, dans, edebiyat, tiyatro sanatları ve bilimler yoluyla, 9 ayrı ifade ile yardımcı olurlar. Bütün bu alanları, kızların kapsadıkları alanları incelediğimizde, kocaman bir kültür ve dil kavramı karşımıza çıkıyor. Bu konuda da, araştırmama değerli hocamız NERMİ UYGUR’un KÜLTÜR ve ERNST FİSCHER’in SANATIN GEREKLİLİĞİ isimli kitaplarından yararlandım.

Tabii ki Muosaları incelerken de hem Hesiodos’un TEOGONİA isimli kitabından, hem de Pierre Grimal in Yunan ve Roma MİTOLOJİ SÖZLÜĞÜ’nden yararlandım.

İlk dikkatimi çeken Mousaların, özellikle bilgelere ve krallara özel hizmet vermesi oldu. Yani kendini kurtarmaya çalışana değil, kendisine verilen yaşamı ve yetenekleri, topluma duyduğu sorumlulukla, etkin ve yararlı kılmak isteyenlere hizmet vermeleri oldu. Aynı zamanda düşünceyi bütün şekilleri ile -belagat, ikna gücü, bilgelik, tarih, matematik, astronomi- yönettiklerine dikkat çekmek gerekir. Yalnızca şarkılar söyleyip rahatlatıcı ilham perileri olarak algılamamakta yarar var. İçerikleri o kadar zengin ve her biri ayrı ayrı değerli ve önemli. Sonuçta hangi düzeyde olursa olsun, bilgece yönetmeye çalışanın ihtiyacı olanı hatırlatmaya ve destek olmaya çalışan karakterlerdir diyebiliriz. Mousalara bu açıdan baktığımızda, bilim ve sanatların, insan yönetiminde ne kadar önemli olduğunu hatırlatan çok eski bir öykü bu mitlerin söylediği. Binyıllar içinde çok farklı versiyonları olsa da, bugünkü bakış açımızla eklektik bir şekilde incelemeye devam edeceğiz. O nedenle her birini ayrı ayrı incelemeye, günümüz koşullarına göre yeniden değerlendirmeye ihtiyaç olduğunu düşündüm.

Tabii bu arada, ilham perilerinden söz ederken, ilham kavramını da yeniden gözden geçirmek yol gösterici olacaktır. İlham bize dışarıdan verilen gizemli bir güç müdür, yoksa içeriden saflaşarak, kalpten güçlü bir istekle odaklanarak, sufi deyişle -boş bir kamışa dönüşerek- güncel, nesnel aklın bir adım daha üstüne yükselerek bizim ulaştığımız bir bilgi seviyesi midir? Deneyimler bize ne kadar akılla ısrar edersek, ilhamdan o kadar uzaklaştığımızı söylüyor. Eski bilgeler boş bir kamışa dönüşmekten ve sezginin bu kamışların içinden akmasının mümkün olduğunu söylüyor. Hemen o anda kavrayamasak, dile dökemesek de bazı bilgiler ve görüntüler gelir geçer aklımıza. Bu bilgiler aslında bize ait değildirler. Milyonlarca yıllık insanlık hafızasının izlerinden bize aktarılanlar da olabilir. Bizler bugünkü aklımızla nasıl algılayacak, yorumlayacak ve aktaracağız. Dahi, sanatçı, bilim adamı ve yöneticilerin yaşamlarına baktığımızda, her şeye rağmen, tüm varlıkları ile ideale doğru koydukları çabayı, sürekliliği ve adanmışlığı gördüğümüzde bunun yanıtı açıktır. Sezgisel olanın yolunun açılması özellikle kendi elimizdedir. Tibet’in “Sessizliğin Sesi” metnindeki, “Doğa ile iş birliği yaptığımızda, doğanın güçleri de bize eşlik ederler” sözü, ilham perilerini ve doğanın yasasını anlamak için daha da çok heyecan verici geliyor. Belki bir esrime anıdır ancak, güncel akılla gelinecek bir durum değildir, biraz daha farklı, mükemmel olana bir adım daha yaklaşma anı diyebiliriz. Çalıştırmasını ve kullanmasını bilmediğimiz, ama çok hassas bir alıcı mekanizmaya sahip olmak gibi geliyor bana. Hâlâ daha zihnimizde net açıklamalar olamasa da tüm bu ilham perilerini incelemek ve yeniden algılamaya çalışmak değerlidir.

CALLİOPE: Müzlerin en büyüğü kabul edilir. Epik şiirin ve destanların, tarihin ilham perisi olan Calliope’nin, Apollon’dan Orpheus ve Linus adlarında iki oğlu olduğu söylenir. Yunanca “güzel sesli” anlamına gelen Calliope yazı yazarken tasvir edilir. Epik şiiri tanımlarsak, coşku uyandıran kahramanlık şiirler diyebiliriz ki bir yönetici için gereklidir. Destanlar, toplumların tarihte yaşamış olduğu, iz bırakan olayları, sıra dışı durumları anlatır. Doğal destanlar dilden dile aktarılırken sembollerle de örülür. Bir de yapay destanlar vardır ki, bir sanatçı tarafından yazılmışlardır. İyi bir yönetici olmak için her iki türü de tanımak, insan davranışları hakkında fikir sahibi olmamızı sağlayacaktır. Mitolojide, Homeros’un İlyada ve Odysseia’yı yazmasına ilham kaynağı olduğuna inanılır. Calliope, genellikle elinde balmumu bir tablet, parşömen veya kitapla tasvir edilir. “İlahi Komedya” adlı eserinde Dante de Calliope’ye atıfta bulunur.

CLİO: Tarihi olayları konu alan şiirlerin ilhamı Clio’dan gelir. Adının anlamı ünlü etmek kökünden gelir.  Makedonya Kralı Pierus’tan Hyacinth isimli bir oğlu olduğu kimi kaynaklarda söylenir, kiminde ise Hymenaios’un annesi olduğu rivayet edilir. Fenikelilerin alfabesini Yunanistan’a getiren ilham perisi olduğuna inanılır. Elinde kâğıt ruloları, parşömen ile görülür. Geçmişi bilmek, gelecek vizyonu yaratmak için temeldir.

POLHYİMNİA: Yunanca “birçok şarkı” kökünden gelen bu müz, kutsal ilahilerin, dansların ve hitabetin ilham perisidir. Meditasyon da bu periye atfedilir zaman zaman. Seyrek de olsa geometri ve tarımın da ilham perisi olarak anılır. Uzun giysiler içinde gösterilir. Ciddi – ağırbaşlı bir ifadesi vardır.

EUTERPE: Müziğin uyumlaştırıcı etkisini kullanır. Yunanca “hoşnut etme” kökünden gelen Euterpe, Eutere olarak da anılır. Müzik ve lirik şiirin ilham perisidir. Eğlence ve zevk de bu ilham perisine atfedilmiştir. Genellikle elinde flütle (hatta Aulos denen flütle) tasvir edilir. Strymon nehrinden oğlu Rhesus’u doğurduğu söylenir.

TERPSİKHORE: Yunanca “dans etme zevki” ile alakalı bir kökten gelir. Hâliyle temsil ettiği güzel sanat da dans’tır. Sonra sonra müzik ve lirik şiir için de ilham perisi sayıldığı olmuştur. Nehir Tanrısı Achelous’tan Sirenleri doğurduğu söylenir. Elinde liri ile otururken tasvir edilir çoğunlukla. Hep birlikte dans etmek, toplumları birleştirir, kişi olarak dans etmek ise ruhun ve bedenin müzikle uyumlaşmasıdır ki, yenilenmeyi, güncelin dışına çıkabilmeyi, yaşamın ritmini duyabilmeyi sağlar. İyi dans eden bir yönetici, birleştirici ve uyumlaştırıcı olabilirdir. İyi bir devlet adamının sanatla ilişkisi olması gereği, büyük filozof Platonun Devlet Adamı tanımlarında çokça yer almıştır.

ERATO: Yunanca “sevimli” anlamına gelir; lirik şiirin, aşk şiirlerinin ve korolu şiirlerin ilham perisidir. John Fowles usta’nın Mantissa romanında da canlandırdığı bu Müz’ün Arcas’dan Azan isimli bir oğlu olduğu söylenir. Genellikle elinde liri (cithara diye anılan liri) ile tasvir edilir.

MELPOMENE: Yunanca “şarkı söyleme” kökünden türeyen Melpomene, trajedinin ilham perisidir. Yüzünde acıklı bir ifade vardır, neşeli de olsa tamamen mutlu görünmez hiç. Elinde bir bıçak ve yüzünde bir maske ile resmedilir. Tragedyanın amacı mutlu etmek değil, kişilere yaşamın tüm gerçekliğini, kaderin yasasını anlatabilmektir. Görünen olup bitenin ardındaki temel yasanın değişmez ve değiştirilemez olduğunu bütün çıplaklığı ile, tabi ki sanatın tüm araçlarını kullanarak, gizemli sahneler yaratarak yapar bunu. Koro özellikle en büyük tamamlayıcısıdır. Antik ve yüksek dönemlerde insanın eğitiminin bir parçasıymış. İnsanı uygarlığa yükseltme ve barbar hâllerini yönetme ilhamı üzerine çalışıldığı bilgisini görüyoruz. Bu metinlerde geçen BARBARLIK kavramı; kayıtsızlık, vahşilik, kişinin tavırlarını, duygularını yönetememesi hâlidir. Tragedya ile kişinin yasanın farkına varması sağlanmaya çalışılmıştır.

THALİA: Komedi ile ilgilidir. Komedinin işi gerçekleri göstermek değil, durumları abartılı ve yüzeysel olarak göstermektir. Kişi eğer durup düşünürse belki gerçekleri sorgular. Görünenin ardındakini anlamak için hareket etmesi, araştırması gereklidir. Pastoral şiir ve komedinin ilham perisi olarak da kabul edilir. Resimlerde elinde gülen bir yüz ifadesi ile bir maske görünür. Gülmek de çok zaman toplumları kolayca birleştiren bir adımdır. İnsanın seviyesine göre etkileyicidir.

URANİA: Astronomi ile ilgilidir.  Yunanca “cennet gibi” kökünden gelir ve adından anlaşılacağı gibi göklerle ilgilidir. Astronominin ilham perisidir Urania. Apollon’dan Linus’u doğuranın Kalliope değil de Urania olduğu da söylenir. Çoğunlukla yıldız desenli bir pelerinle gökyüzüne bakarken elinde bir yerküre figürü ile resmedilir. Gökyüzü yeryüzünden ayrı değildir. Her şey birbiri ile bağlantılıdır ilkesiyle yaklaştığımızda, tüm bilimlere açık olmak bir yöneticinin olmazsa olmazıdır.

Müzlerin adı pek çok yerde geçmesine rağmen kendilerine ait pek bir söylenceleri yoktur. Daha çok yan karakter olarak çeşitli söylencelerde yer alırlar.

Özetle geçtiğim tüm bu Müzler insanlığın bilgisinin kaynağına ulaşmak için insana yol gösterdiği söylenen ilham perileri olarak ifade edilebilir. Bizleri geliştirecek olan kültür, sanat ve bilim konularının ilham vericileri oldukları anlaşılıyor. Ancak herkese değil, sorumluluk alana ve daha iyi olanı -doğanın- evrenin ve insanın yasasına en uygun olanı arayana hizmet ettiklerini söyleyebiliriz. İlhamı alabilmek için kişisel çıkar ve güncel endişelerden arınmış bir bilinç gerektiği ortadadır. Daha düşünceli ve duyarlı yurttaşlara tüm dünyamızın ihtiyaç duyduğu gerçektir. DEMOKRİTOS’un sözüyle, “düşünceli olmayı, yaş yönünden zaman değil, eğitim ve yaratış eylemi öğretir. Yurttaşlar arasındaki bozuşma iki taraf için de kötüdür. Yenenlerin de yenilenlerin de başına yıkım gelir”.

Bu araştırmanın bende bıraktığı son cümle, “Kültür, sanat ve bilimle, felsefi bir birleşmede yarar vardır.” oldu.

Kötüler yükseklere çıktıklarında, ne denli değersizlerse, o kadar umursamaz, vahşi ve barbar olurlar. Düşüncesizlikleri ve küstahlıkları gemi azıya alır. Oysa, düşüncede birlik, dostluk yaratır. Din, dil ve etnik ayrım yapmaksızın, eklektik bir biçimde, tarihten ve insanlığın hafızasından beslenerek, yarınlara kardeşçe birlik içinde yaşanacak sistemler gene bu insanlığın içinden çıkacaktır. İnsan aklı ve deneyimleri, doğru akıl yürütmelerle, birliği gerçekleştirecektir.

Sanatın gerekliliğini, daha iyi bir dünya vizyonuyla bir kez daha dile getirme fırsatı oldu. Yönetici olmayı hayal edenin bu kapasitelerini geliştirdiği, geliştirdikçe daha iyi bir yöneticiye dönüştüğü, halkını mutlu etmek için en iyi olanı aradığı bir dünya hayaliyle saygılar sunarım.

FİLİZ KARTAL

Kaynakça

  • Nermi Uygur- Kültür Kuramı YKY 2006
  • Jorge Angel Livraga – Tragedya
  • Ernst Fischer- Sanatın Gerekliliği –Payel Yayınları 2003
  • Hesiodos- İşler ve Günler- Tanrıların Doğuşu TEOGONİA – Say yayınları 2018
  • Pierre Grimal – Yunan ve Roma MİTOLOJİ SÖZLÜĞÜ- Sosyal Yayınlar 1997
  • YeniYüksektepe Dergi Sayı 23- Müzlerin Sembolojisi-Paula Reolid Gonzales

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir