GIORDANO BRUNO

Gerçek anlamda bir filozof olan Bruno, 1548 yılında küçük bir İtalyan kasabası olan Nola’da doğdu. Orta Çağ’ın yobazlığı, cehaleti, batıl inançları ve fanatizmiyle yaşamı pahasına savaştı. Rönesans’ın doğuşu, Avrupa’nın antik bilgeliğinin canlandırılması, antik felsefenin uyandırılması için zihinlerin bağnazlık ve batıl olandan özgürleşmesi için mücadele etti. Bruno, kusurların erdemlerin yerini aldığı bir dönemde yaşadı. Her yerde budalalık, safsata ve yozlaşma hâkimdi. Atalarına ait kahramanlık ve kutsalla dolu ışık neredeyse tamamen sönmüştü.

Değişimin her zaman kötü olduğuna inanan cahillerin direnişiyle karşılaştı ve şunları yazdı: “İnanç alışkanlıklarının ve çocukluktan beri kati fikirlerle büyütülmenin, en açık şeylerin bile anlaşılmasını engellemekte ne kadar güçlü olduğunu biliyor musunuz?” (1)
İktidardakilerin korkusundan dolayı ismi uzun zaman anılmadı. 17 Şubat 1600’de Roma’nın büyük Çiçekli Meydanı’nda kazığa bağlanarak yakıldı. Onun mesajı batı dünyasının tüm köşelerinde yankılandı.

Sürekli Değişim

Yunan felsefesinde ve Heraklitus’ta karşılaştığımız sürekli değişim ilkesini savundu. Evrende her şey daima değişir. Gezegenimiz sürekli değişir; iklim, yeryüzü, kıtalar ve okyanuslar. Biz sürekli değişiriz; bedenimiz, duygularımız ve düşüncelerimiz. Sürekli değişim, mükemmelliğe ulaşmak içindir. Eğer gelişmeye gayret etmezsek, doğa ile uyum içinde olamayız. Her varlık, mükemmele biraz daha yaklaşabilmek için sürekli değişmektedir.

Bruno için evrendeki her şey birbirine bağlıdır. Evren, birçok sebep sonucun iç içe örüldüğü bir ağdır. Her şey birçok sonucun sebeplerini oluşturur. Var olmaları başka şeylere bağlıdır. İşte bu yüzden her şey gerçek değildir. Ve evrendeki her şey birbirinden ayrılamayan birleşik bir yapıdadır.

Zaman, bu sürekli değişimin ve sürekli hareketin bir beden tarafından hissedildiği ve ölçüldüğü bir sayıdır. Eğer bir beden yoksa hareket de yoktur, olmayan hareket ölçülemez ve dolayısıyla zaman da yoktur. (2)

Yıldızlar ve Gezegenleri

Bruno, güneş sistemimiz, diğer yıldızlar ve onların etrafındaki gezegenlerle ilgili ilginç açıklamalarda bulundu. Dünyanın, diğer gezegenlerin, başka yıldızlar ve etraflarındaki gezegenlerin dairesele yakın hareketlerini tarif etti ve Copernicus’un ötesine geçti, o sırada Copernicus hala diğer yıldızların yer aldığı sabit göklerden bahsediyordu.

Bruno, yıldızların etraflarında başka gezegenlerin döndüğü başka Güneşler olduğunu söyledi. Bu, evren hakkında devrim niteliğinde bir düşünceydi. Buna göre; tek güneş sistemi bizimki değildir. Güneş, evrenin merkezinde değildir, sadece merkezlerden birisidir. Evrendeki gezegenler, sadece bizim güneşimizin etrafındakiler değildir. Bruno’ya göre; diğer güneşler ve gezegenlerde bulunan bazıları bizden daha zeki, bazıları daha az zeki olan başka türde varlıklar vardır.

Sonsuz Bir Evren

Bruno’ya göre evren sonsuzdu. Sonsuz sayıda varlığın yaşadığı, sonsuz sayıda dünyalar vardı. Sonsuz evrenin içinde her bir dünya sonluydu. Sonsuz evren hareketsizdi, çünkü onun ötesinde hiç bir şey yoktu, gidebileceği başka bir yer yoktu. Evrenin tekliği kendi “birliği” içinde değişmezdi ve sonsuza kadar böyle kalacaktı. Bu, her şeyi kendi içinde birleştiren evrenin temel özelliğidir. Şekillerin ve şeylerin çokluğunun ötesinde bu birlik ilkesi, insan ve hayvan arasındaki, insan ve bitkiler arasındaki, dünya ve diğer gezegenler arasındaki, güneşimiz ve diğer güneşler arasındaki gibi benzerlikleri anlamak için anahtar rolündedir. Bu birlik ilkesi ile birlikte Yunanlı filozoflar Antik felsefenin temel ilkelerinden birisini oluşturmuşlardır; “Kendini tanı, böylece evreni tanırsın”.

Yaşayan Bir Evren

Bruno, Platon’da gördüğümüze benzer şekilde, sonsuz sayıda güneş sisteminin hücrelerini oluşturduğu dev bir hayvanın vücudunu andıran, yaşayan bir evrenin tarifini yaptı. Bu evrende tıpkı vücudumuzun parçaları gibi her şey canlıydı. Pythagoras ve Platon’ da olduğu gibi Bruno’ya göre de göksel cisimler büyük yaşayan varlıklardı. Bu göksel varlıklar, canlı olmanın ötesindeydi. Onlar, gezegenler ve güneş ile ilişkili olan Mars, Jüpiter, Venüs, Merkür ve Apollo gibi ilahiyatlarla bağlantılı kutsal varlıklardı.

Bu canlı bedende, bozulmayı ve yeniden oluşan şekilleri içeren sürekli devam eden bir süreç vardır. Bruno, aynı ilkeden geldikleri için bozulma ve yeniden oluşumu aynı şey olarak anlatır. Bozulmanın son noktası oluşumun başlangıcıdır. Bu yüzden, bozulma bir oluşmadır, oluşma ise bir bozulmadır.

Karşıtlıkların Buluşması

Farklı varlıkların, farklı dünyaların altında yatan Birlik ilkesi, karşıtlıkların uzlaşmasını sağlar. Uzlaşma, anlaşmazlıklardan ve şüphelerden sıyrılmamıza imkân verir. Bruno’nun yaşadığı 16. yy siyasi ve dini açıdan büyük bir şiddetin yaşandığı bir dönemdi. Bruno, karşıtlıkların buluşması ilkesi ile farklı Hıristiyan grupları uzlaştırmaya çalıştı. Birbirinden çok farklı görünen şeylerin özünde karşıt olmadıklarını göstermeye çabaladı. “En yüksek sıcaklık ve en düşük sıcaklık aslında aynı şey değil mi?” diye sorar Bruno. Soğuğa doğru harekete başladığımız nokta aslında en sıcak noktanın sınırı değil midir? Yani bir karşıtın en uç noktası, diğer karşıtın olduğu tarafa doğru bir yaklaşımdır. Her şey, bir uçtan diğer uca sürekli değişimlerin yaşandığı karşıtlıklardan oluşur, gece gündüzü, gündüz geceyi takip eder, yazın ardından kış, kışın ardından yaz gelir. Karşıtı olmaksızın hiç bir şey hoş değildir, bu da acı verir.

Bu karşıtlıklar fazlalaştığında kusur haline gelirler ve ruh dengesini kaybeder. Kusur, doğasından, yani bir olmanın mükemmelliğinden uzaklaşmış bir sapma halidir. Aşırılıkların buluştuğu orta nokta, yani artık aynı ve bir olma hali; erdemdir. Erdem ölçülülüğün yeridir, ruhun güçlü olması ve herhangi bir karşıtlığa geçit vermemektir.

Cehalete Karşı Savaş

Bruno, kendi döneminde cehalet ve bağnazlığına karşı savaşan kahraman bir ruhtu. “Sebep, İlke ve Birlik” kitabında “Kör hata, açgözlü zaman, kör talih, sağır haset, aşağılık öfke, düşmanca gayret, zalim kalpler, yoldan çıkmış ruhlar, garip tutkular önümdeki havayı kapatmayacak, gözlerimi bağlamayacak, güzel güneşimi seyretmemi engellemeyecek” diyerek kendi döneminin şartlarını canlı bir şekilde anlatmıştır (3).
Bruno, bu zorlu zamanları aşmasını sağlayan ruh halini şöyle açıklamıştır:

-Kolay teslim olmamak
-Ümitsizliğe kapılmamak
-Sürekli maruz kaldığım yalan suçlamalar seline, cahillerin hasetine, sofistlerin küstahlığına, art niyetlilerin gözden düşürme çabalarına, uşakların kötü sözlerine ve paragözlerin aşağılamalarına boyun eğmemek.

“Değerli şeyleri elde etmek zordur. Sonsuz mutluluğa giden yol dar ve dikenlidir…”(4). Zor olan ile iyi olan arasında gizemli bir bağ olduğu söylenir. İyi’ ye ulaşmak için çaba harcamanız, çok çalışmanız gerekir, ancak çaba harcanmadığında kötülüğe ulaşmak çok kolaydır. Diğer bir deyişle hedefi ıskalamak çok kolay, vurmak ise zordur.

Bruno’ ya göre, Dünyayı yönetmek için ukalalık hiç günümüzdeki kadar yüceltilmemişti. İnsanlık her şeyin özünü, ruhunu bırakıp sadece biçimleri ve kuralları takip etmeye başladığında, karanlık çağın belirtisi olarak ukalalık ve bilgiçlik ortaya çıkar. Filozof her şeyi sorgular, tıpkı bir toplumda veya dinde karşılaşılan adetlerde olduğu gibi.

Bruno’ ya Göre Felsefe

Bruno’ ya göre gerçek bir filozofun ülkesi tüm dünyadır. Filozof, bir dünya vatandaşı olarak ülkelerin ve sınırların ötesinde yaşar. Bu fikri Stoacı filozoflarda da buluruz. Dünya vatandaşı kendisini insanlığa karşı sorumlu hisseder ve insanlığın birliğine inanır. Tıpkı felsefenin hayatın karmaşasında yaptığı gibi bir anne de çocuklarına bakar. Bruno bir kitabında “felsefe, benim canım annem” demiştir. İlginç bir şekilde Budistler de mükemmel bilgeliği (prajnaparamita), tüm Budaların anası olan bir tanrıça olarak betimler.

Bruno, bilgiçlerin, sofistlerin, cahil ve yobazların elinde olan felsefeye gerçek anlamını ve değerini geri vermek istedi. Onlara göre felsefe sadece entelektüel bir uğraştı, gerçekleri bulmak ve yaşamı değiştirmek gibi bir amacı yoktu. Bruno için ise en iyi felsefe, doğanın gerçeklerine uygun olarak insan aklının gücünü en kolay ve yüce şekilde ortaya çıkartandır. Felsefe, insanın kendi gerçek Ben’ini, doğasını ifade edebilmesi için zihin gücünü mükemmelleştireceği yoldur.

Gerçek felsefe için müzik ve şiir de bir çeşit resimdir, gerçek bir resim ise müzik ve felsefedir, gerçek şiir veya müzik ise kutsal bilgeliktir ve resimdir. Felsefe geçmişte sanat, bilim ve din gibi farklı alanları birleştiren bir disiplin olarak düşünülürdü. Filozof olmadan bir ressam, şair, müzisyen veya bilim adamı olmak zordur.

“Hakikatten uzak dünyevi şöhreti ve içi boş başarıyı Tanrı’ ya karşı duyulan nefret, alçaklık ve onursuzluk olarak anlarım. Ancak, işte bu yüzden gerçek bilgelik aşkı için kendimi tüketir, eziyet eder ve kırar, gerçek düşünceye ulaşmak için gayret ederim.” (5) Bu, Bruno’nun hayat amacıydı. Bilgelik dışında unvanlar, makamlar ve dünyevi güçlerle ilgilenmedi. Hayatını bilgeliği aramaya adadı.

Bruno, Yunan ve Roma uygarlıklarının omurgası olan antik bilgeliği yeniden canlandırdı. Avrupa’nın uzun zaman önce kaybettiği Bilgelik Tanrıçasını geri döndürmek için çabaladı.

Onun cehalet, bilgiçlik, fanatizm ve yozlaşmaya karşı verdiği savaş, ondan sonra gelenler için savaşı sürdürmekte esin kaynağı oldu. Bilgeliğe doğru olan uzun yolculuğumuzda felsefe yeniden bizlerle olsun.

Güner Örücü

Notlar:

(1. The Ash Wednesday Super, Bruno G.)
(2. On the Infinite Universe and Worlds, Bruno Giordano)

(3. Cause, Principle and Unity, Bruno Giordano.)
(4. The Ash Wednesday Super, Bruno Giordano.)

(5. On the Infinite Universe and Worlds, Bruno Giordano.)

Kaynakça:

-The Ash Wednesday Supper, Giordano Bruno (translated by E.A. Gosselin & L.S. Lerner, Toronto
1995)
-Cause, Principle and Unity, Giordano Bruno (translated by Richard J. Blackwell Cambridge 1998)
-Heroic Frenzies, Giordano Bruno (translated by Paulo Eugene Memmo, Jr, 1964)
-On the Infinite Universe and Worlds, Giordano Bruno.
-On the composition of Images, Signs and Ideas, Giordano Bruno
-Cosmology of Giordano Bruno, Paul Henri Michel, Paris 1962.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir